Devletler zaman zaman başka devletler üzerinde tahakküm kurmak, o devletin topraklarına egemen olmak ya da çıkarlarını güvenceye almak adına beşinci kol faaliyetine girişir. Beşinci kol, bir kitleyi ya da devleti propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevi etkiye maruz bırakmak suretiyle müdahaleye uygun hale getirmek ya da savaş esnasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevi yıkıcı çalışma olarak tanımlanabilir. Bu sayede daha fiili bir savaşa dahi girmeden hedef devlet karışıklığa düşer ve istenen amaca ulaşılması oldukça kolaylaşır. XVI. Yüzyılın Kuzey Afrika’sında, gücünün doruklarındaki Osmanlı İmparatorluğu da bu tip yöntemlere başvurmuştur. Bu yazımızda ise bu faaliyetlerden birini mercek altına alacağız.

OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN AFRİKA KITASINDAKİ BEŞİNCİ KOL FAALİYETİ VE SALİH KAHYA
Osmanlıların Kuzey Afrika’ya yayılmalarıyla karşılaştıkları en büyük yerel rakip hiç şüphesiz Fas Sultanlığı olmuştur. Yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip bu sultanlık Kuzey Afrika’da yayılmacı hırslara sahipti. Bu emellerini gerçekleştirmek adına Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı yerel bir hanedan tarafından yönetilen Tilimsan kentine de sık sık saldırılarda bulunmuş, hatta birkaç defa da ele geçirmişlerdi.

Fas sorununu çözmek adına ünlü Osmanlı amirali Salih Paşa, Fas üzerine bir sefer düzenlemiş hatta bu devleti istila etmeye de başarmıştır. Fas’ı yöneten Saadi Hanedanı’nı deviren Türk denizcisi onların yerine rakipleri olan Vattasi Hanedanı’nı, Fas Sultanlığı’nın başına geçirmiştir.

Ancak bu başarı uzun sürmemiş, Türk ordusu Fas’tan çekilir çekilmez Saadi hükümdarı Muhammed eş-Şeyh gücünü yeniden toparlamış ve rakip Vattasi hanedanını da 1554 senesinde yenip ülke üzerine mutlak bir otorite kurmayı başarmıştır. Ancak Muhammed eş-Şeyh, Osmanlı İmparatorluğunu Salih Paşa ile yaptığı savaşlar neticesinde kendi gücüyle yenemeyeceğini de anlamıştır. Başta askeri gücünü kuvvetlendirmek adına ordusunda Türk subaylara yer vermiş hatta hassa alayını Türklerden seçmiştir.

Bu yüzyılda Türkler, Müslüman halklar arasında savaş kabiliyeti en yüksek millet konumundaydı ve bir çok İslam Devleti, ordusunda Türk paralı askerlerine yer vermekteydi. İşte Muhammed eş-Şeyh de bu yola başvurmuş ve ordusunda çok sayıda Türk askerini istihdam etmiştir. Ancak bu hareketinin sonuçları onun için çok ağır olacaktır. Fas tehdidinin iyice artmasından rahatsızlık duyan Cezayir Beylerbeyi ve aynı zamanda Barbaros Hayreddin Paşa’nın da oğlu olan Barbaroszade Hasa Paşa farklı bir yol denemeye karar verir.

Barbaroszade Hasan Paşa, yakın adamlarından Salih Kahya adındaki bir Türk levendini bir miktar Türk askeriyle Muhammed eş-Şeyh’in yanına gitmekle vazifelendirir. Salih Kahya, Fas Sultanına Cezayir Beylerbeyinden kaçtığını ve Fas Sultanlığına sığınmak istediğini söyleyecekti.

Esasen buna benzer olaylar daha Barbaros kardeşler Oruç ve Hızır’ın ilk kez Kuzey Afrika’ya geldiği vakitlerde de yaşanmış ve kimi Türk korsanları Barbaros kardeşlere sırt çevirip yerel hanedanların hizmetine girmişlerdi.

İşte Salih Kahya da selefleri gibi kendini Muhammed eş-Şeyh’e karşı kanıtlayabilirse Fas Sultanlığına sızabilirler ve bu sultanlığı içten sarsabilirdi. Çok geçmeden Salih Kahya ve adamları Merakeş kentine gelmiş ve sultanın huzuruna çıkmışlardır.

Zaten ordusu için Türk askerlerini yüklü ücretlerle ayartmaya çabalayan Muhammed eş-Şeyh’in de böylesi bir fırsatı geri çevirmesi pek düşünülemezdi. Salih Kahya’nın yalanlarına kanan sultan, onu ülkesine kabul etmiş ve ordusuna almıştır. Kısa sürede sultanın gözüne girmeyi başaran Salih Kahya, Sultan Muhammed eş-Şeyh’in muhafız alayına girmeyi başarmıştır. Muhafız alayındaki diğer Türk subayları ile de temasa geçen Salih Kahya bunları da manipüle ederek tarafına çekti.

Adeta Fas sultanlığı içerisinde bir örümcek misali yayılarak ordudaki Türk paralı askerlerini etkisi altına almayı başardı. Hatta zamanla muhafız alayının komutanlığına kadar yükselmeyi başardı.

23 Ekim 1556 tarihinde Salih Kahya, emrindeki alayı talim yapmak bahanesiyle Merakeş dışına çıkarmıştı. Muhammed eş-Şeyh’in de talimleri izlemek için kendisine katılacağını öğrenen Türk levendi fırsatı kaçırmak istemedi, zira böylesine bir fırsat bir daha elde edemeyebilirdi. Türk muhafız birliğine dönerek, Sultanın maiyetini ve halen ona sağdık olan muhafızların öldürülmesini emretti. Planı tutan Salih Kahya, Muhammed eş-Şeyh’i de yakalayıp başını baltayla kesti. Böylece en başından beri yapmak için geldiği vazifesini başarıyla yerine getirdi.

Salih Kahya ve yanındakiler yakınlardaki Taradun Kalesi’ni zapt edip Barbaroszade Hasan Paşa’dan emir beklemeye koyuldular. Bu süreçte Fas Sultanlığı tam bir kargaşaya sürüklenmiştir. Muhammed eş-Şeyh’in oğlu Abdullah el-Galib tahta geçmiştir. Ancak tam bir akraba kıyımına girişerek taht üzerinde hak iddia edebilecek birçok amca ve kuzenini de öldürtmüştür. Bu durum da ülke bir iç savaşa sürüklenmiş ve Osmanlıların da istediği olmuştur. Fas Sultanlığı artık Cezayir’e müdahale edecek güç ve kuvvetten yoksundur. Salih Kahya ve beraberindekilere dönecek olursak; yeni sultan, babasının katillerini yakalamak adına Taradun Kalesi’ni kuşatsa da Türkler kuşatmayı yararak Osmanlılara bağlı Tilimsan kentine kaçmayı başarmışlardır.

Böylece bir avuç Türk, orduların yıllarca uğraşıp verebileceği zararı Fas Devleti’ne bu beşinci kol faaliyeti ile vermiştir. Buraya kadar okuyan tüm takipçilerimize teşekkür ederiz.
YAZAR: MELİH BATUHAN DÜZENLİ
İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR
[1] – Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yayınevi.
