TARİH

UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN BİR HEZİMET: 1101 – HAÇLI SEFERİ


Haçlı Seferleri arasında hep geri planında tutulan, sefere katılan nefer sayısı itibariyle diğer birçok seferden hacimli olmasına rağmen unutulan bir Haçlı Seferi düşünün. 1101 Haçlı Seferi. Peki bu unutmanın sebebi nedir? Acaba tarihlerindeki en rezil sefer olduğunu düşündükleri için olabilir mi? Büyük bir güç tarafından tehdit edilen bir halk düşünün. Farklı liderler, ideolojiler hatta inançlar uğruna bölünmüş bir halk ve onların her birini yok etmek için dışarıdan gelen bir güç. Bu halk, bütün farklılıklarını bir kenara atarak birleşmeli ve bu ortak düşmana karşı bir olmalılardır. Aksi halde düşman tarafından tek tek mahvedileceklerdir. Bu konu çok tanıdık geliyor değil mi? Aynı temayı işleyen onlarca destan, efsane, roman, sinema filmi vardır değil mi? İşte Haçlıların 1101 senesindeki seferi ile yüzleşen Anadolu, adeta bu temanın bir tezahürüdür. Birbirleriyle amansız mücadeleye atılan beylikler ve onları yok etmeye gelen amansız bir düşman. Bu yazımızda tarihin tozlu raflarında anılmaktan imtina edilen bir olayı mercek altına alacağız.

Haçlı Seferleri.

TÜRKLERİN ANADOLUYA İLERLEYİŞİ

1071 Malazgirt zaferi ile Anadolu’nun fethi başlamış ve Hristiyan Dünyası, Türklerin batıya ilerleyişi ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Çok kısa bir süre içerisinde Selçuklular Ortadoğu’yu ve Anadolu’yu fethetmiş, hakimiyetlerini Marmara denizine kadar genişletmişlerdir. Bu durum Batı’da müthiş bir korku yaratmıştır. Kadim Roma toprakları ve Hristiyanlığın kutsal mekanları artık Selçuklu hakimiyetindedir. Türkler önlerine kim geldiyse onlara galebe çalmış adeta saman alevi misali Orta Asya’dan itibaren karşılarına dikilen tüm düşmanlarını hezimete uğratmıştır. Ancak bu durum Selçuklular içerisinde önü alınamaz bir kibre sebebiyet vermişti. Çok geçmeden başta Anadolu ve Suriye olmak üzere birçok yerde Selçuklu bakiyesi beylikler ve atabeylikler ortaya çıkmıştır.

Türkler’in Batıya Doğru İlerleyişi.

Selçuklu bakiyesi devlet ve beylikler kendi iç dinamikleri içerisinde birbirleriyle hatta bağlı oldukları Büyük Selçuklu Devleti ile de mücadele içerisine girişmiş ve bu mücadeleler Türklerin batıya ilerleyişini yavaş yavaş yıpratmaya başlamıştır. Özellikle Selçuklulara altın çağını yaşatan Sultan Melikşah’ın vefatı tam bir kırılma noktası olmuştur. Sonrasında Selçuklular kendi içlerinde bitmek tükenmek bilmez bir mücadele silsilesine girmişlerdi. Konu oldukça geniş olduğu için ve asıl meseleyi dağıtmamak adına biz Anadolu’daki vaziyete odaklanalım.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sınırları.

HAÇLI SEFERLERİ BAŞLIYOR

Anadolu’nun kaybı Hristiyan dünyasında derin yankı uyandırdı. 1095’de Papa II. Urbanus’un Haçlı seferi çağrısı ile geç ortaçağın en büyük olayları olan Haçlı Seferleri başladı. Kitleler halinde toplanan Haçlı güçleri doğuya doğru yürüyüşe geçmiş ve Anadolu’ya ulaşmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nin Anadolu’daki kolu Anadolu Selçuklu Devleti’nin hükümdarı I. Kılıçarslan başta bu tehdidi önemsememişti. Çünkü o güne kadar Selçukluları Selçuklulardan başka mağlup edebilen çıkmamıştı. Bu hareketi Kılıçarslan’ın felaketine yol açacaktı.

Sultan I. Kılıçarslan.

Anadolu Selçuklu Devleti, İznik ve Dorileon’da (Eskişehir’de) yapılan muharebelerde Haçlılara mağlup olacak ve maalesef Anadolu’nun Haçlılarca çiğnenmesine seyirci kalacaktır. Haçlılar Anadolu’yu geçip Levant Bölgesine (Akdeniz’in Doğu Kıyılarındaki Kara Parçaları) girerek bölgeyi ele geçirdiler. Böylece I. Haçlı Seferi Batı’nın mutlak zaferiyle sonuçlanmıştır.

Dorileon Seferi.

Selçuklular arasındaki iç mücadeleler Haçlı Birliği’nin işlerini oldukça kolaylaştırmıştı. Haçlılar, girdikleri her muharebeden zaferle ayrılarak Müslümanların cesetleri üzerinden Kudüs’e girip Kutsal Haç’ı dikmeyi başarmıştılar.

Haçlı Seferleri ve Kudüs.

Bu durum Batı’da başlayan Haçlı furyasını kamçıladığı gibi Selçuklular arasında da büyük bir karamsarlığa da yol açmıştır. Yenilmez Türk imajı, yerini yenilmez Haçlı imajına bırakmıştır. İslam ve Türk dünyası üzerinde kara bulutların toplandığı zamanlar yaşanıyordu artık. Ancak her şey henüz bitmemişti. Bu kara günlerde ilginç bir olay vuku bulacaktır ve tarihin seyri yeniden şekillenecektir.

Danişmend Beyi Gümüştegin’in Malatya’yı kuşatması sonucu şehrin Ermeni hakimi Gabriel, Antakya Haçlı Prensi Bohemund’dan yardım istedi. I.Haçlı Seferi’nin en önemli liderlerinden olan Bohemund bu çağrıya cevap vererek yanına kuzeni Richard de Salerno’yu da alarak Malatya’ya yardıma gitti ancak yolda Danişmend ordusunun pususuna düşerek esir edildiler.

Haçlı Seferi Komutanlarından Bohemund.

İlk kez bir Haçlı ordusunun yenilmesi bir kenara, Haçlıların efsanevi iki liderinin de esir edilmesi şok etkisi yaratmıştı. Esasında bu olay öyle büyük çaplı bir muharebe değildir ve bölgede ciddi bir güç kaymasına da sebebiyet vermemiştir. Ancak şu ana kadar haçlılara karşı herhangi bir zafer kazanılmamış olduğu düşünülürse bu olay İslam dünyası için psikolojik bir etki yaratmıştır. Bu olay 1101 senesindeki Haçlı Seferinin seyrinde önemli bir yapı taşı olacaktır.

Haçlı Seferleri – 2.

1101 SENESİ HAÇLI SEFERİNE DOĞRU

I.Haçlı Seferi sonucu kazanılan zafer, Doğu’ya yeni seferler yapılması adına büyük bir motivasyon yaratmıştır. Ayrıca seferden dönen Haçlılarca Papa’ya verilen raporlar yeni bir seferin elzem olduğunu da göstermektedir. Papa II. Paschalis’e verilen raporlarda ilk olarak bölgeye intikal eden ilk Haçlı Birliklerinin Levant Bölgesi’nde çeşitli devletler kurmuş olsalar da bölgeye Katolik nüfus gönderilmediği takdirde bu devletlerin sürekliliği sağlanamayacağı belirtilmiştir.

Haçlı Kontlukları.

İkinci olarak her ne kadar Anadolu’daki Türklere sağlam darbeler indirilmiş olsa da Anadolu’nun hakimiyeti tamamen ele geçirilmeden Batı’ya yönelik Türk tehdidinin de tam olarak sonlandırılamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca hazır üstünlük Haçlılarda iken Türk-İslam Devletlerinin birliğinin sağlanmasına engel olabilmek adına Halep, Şam, Musul ve Bağdat gibi önemli İslam beldelerinin ele geçirilmesinin elzem olduğu da belirtilmiştir. İşte bu sebeple daha ilk seferin üzerinden birkaç yıl geçmiş olmasına rağmen yeni bir Haçlı seferi çağrısı yapılmıştır. Avrupa’nın farklı noktalarından çağrıya kulak veren birçok lord, baron, kont ve soylu Balkanlar üzerinden İstanbul’a doğru yürüyüşe geçti. Başta İtalya’nın kuzeyindeki Lombardlar olmak üzere Fransız ve Alman sefere katılmıştı ve gruplar halinde İstanbul’un yolunu tutmuşlardı.

Yeni Bir Haçlı Seferi’ne Doğru.

Bu ordular genelde geçtikleri yerlerde yağmalar yapmış ve yerel halka türlü saldırılarda bulunmuşlardır. Hatta yer yer Bizans askerleriyle dahi çatışmalar yaşanmıştır. İstanbul’a ilk gelenler Milano Başpiskoposu Anselm de Buis liderliğinde Lombardlardı. Taşkınlık çıkarttıkları için Bizanslılar tarafından gemilerle İzmit’e gitmeye zorlandılar. Lombardların peşinden Mareşal Konrad komutasında Kutsal Roma İmparatorluğundan gelen Alman askerleri ve Kont Etienne de Blois komutasında Fransızlar orduya intikal etti.

Étienne II de Blois.

Ayrıca Bizans İmparatoru tarafından Tzitas isimli Bizans generali yanında 500 kadar Peçenek atlısı ile Haçlıların emrine verildi. Ordu peyderpey toplanırken bir başka I. Haçlı seferi komutanı olan ve Trablus şehrinde kendi devletini kuran Raymond of Toulouse da orduya intikal etti.

Raymond of Toulouse.

Toplanan ordu I. Haçlı seferi ordularını aratmayacak derecede güçlü ve kalabalıktı. Yaklaşık 50.000 kişi toplanmıştı ve ordu içerisinde çok sayıda soylu da bulunuyordu. Bunlar arasında Fransız birlikleri komutanı Etienne de Blois, I. Haçlı seferine de katılmış ancak Antakya kuşatmasında cesaretini kaybetmiş ve yoldaşlarını bırakarak kaçmıştır. Bu sefer onun için onursuz davranışının bir kefaleti olacaktı. Ayrıca kendisi müstakbel İngiltere kralının da babasıdır. Burgonya Dükü Odo ve Kont Stephan of Burgundy, Rochefortlu Kızıl Saçlı Guy, Broyesli Hugh Bardolf, Laon Piskoposu Engelran, Firmamentum Viskontu Reinhold, Parma Kontu Albert, Parma piskoposu William, Tortona piskoposu Guy ve Piacenza Piskoposu Albert orduda yer aldı.

Antakya Kuşatması’ndan Sonra Katledilen Müslümanlar.

Haçlıların asıl hedefi başlangıçta Suriye’ye giderek bölgede kurulan Haçlı devletlerine destek sağlamaktı. Ancak İstanbul’da iken kendi efsanelerine konu olan Haçlı Komutanı Bohemund’un esir düştüğünü öğrendiler. Ancak yukarıda bahsettiğimiz olayın akabinde tutsak edilen Bohemund, Danişmendlilere ait olan Niksar kalesinde tutuluyordu.

Haçlı Seferi Komutanlarından Bohemund.

İşte bu durum Haçlı ordusu içerisinde bir tartışma başlamasına sebebiyet verdi. Bir kısım, I. Haçlı seferi ile güvenli hale getirilen ve nispeten bilinen bir yol olan İznik-Konya-Antakya-Kudüs güzergahı ile haçlı devletlerine yardım etmek isterken; özellikle Lombardların oluşturduğu diğer kısım Kuzeydoğu Anadolu’ya yani Danişmend Beyliği üzerine giderek hem Bohemund’u kurtarmak hem de Anadolu’da yeni bir Haçlı devleti kurmak istiyorlardı. Ordunun çoğunluğunu oluşturan Lombardlar hedef belirleme konusunda baskın olan taraf oldular. Bu sebeple Danişmendliler üzerine yürümek yoluna gidildi.

Haçlı Seferleri – 3.

1101 senesi Haziran ayında yürüyüşe geçen ordu Anadolu içlerine doğru ilerleyişe geçti. Karşılaşacakları ilk rakip, Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Kılıçarslan idi. Kılıçarslan henüz çok genç yaşlarda –daha yirmili yaşlarının başında- bir hükümdardı. I. Haçlı seferinin azameti karşısında ilk yenilen hükümdar o idi. Ancak bu sefer batılılar karşısındaki tecrübesizliğinden sıyrılarak daha planlı ve temkinli hareket etmeyi seçmişti.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Gelişimi.

Sultan I. Kılıçarslan, Haçlıların Anadolu’ya girdiği ilk andan itibaren adımlarını bir bir takip ederken bir yandan da Anadolu’daki siyasi oluşumları bir araya toplama gayreti içerisindeydi. Başta en büyük rakibi olan Danişmend Beyi Gümüştegin ile bağlantı kurdu. Tecrübeli bir asker ve zeki bir hükümdar olan Gümüştegin Haçlıların asıl hedefinde kendisi olduğunu çok iyi biliyordu. Zira Bohemund’u esir eden kişinin ta kendisiydi. Bu sebeple haçlılar karşısında müşterek Türk ordusunun içerisinde yer almıştır. Ayrıca geleceğin müstakbel Selçuklu orduları başkumandanı olan Artuklu ailesine mensup Belek Gazi, Harran Emiri Karaca Bey, Suriye Selçuklularının Halep Meliki Rıdvan ve kaynaklarda Agimith olarak anılan bir bey de ittifak içerisinde yerini almıştır.

Belek Gazi.

Esasen Anadolu’nun her yerinden asker bu orduya katılmıştır ve yaklaşık 20.000 kişiden müteşekkil bir ordu vücuda gelmiştir. Anadolu’nun fatihleri, Anadolu’yu savunmak adına yek vücut olmayı seçmiş ve anlaşmazlıklarını bir kenara bırakmışlardır. Bu basit bir mesele değildir. Daha anlaşılabilir olması adına şöyle açıklayalım; Anadolu Selçuklu Hükümdarı Kılıçarslan’ın babası Süleyman Şah ile Suriye Selçuklu Meliki Rıdvan’ın babası Tutuş, Ayn Seylem muharebesinde savaşmış ve muharebe sonucu Süleyman Şah hayatını kaybetmiştir. Keza Kılıçarslan ile Danişmend Beyi Gümüştegin arasında Anadolu’ya hakim olmak üzerine kendi seleflerinden kalma ciddi bir mücadele söz konusudur. Hatta taraflar henüz o tarihlerde fethedilmemiş olan Malatya şehrini ele geçirmek adına birbiriyle savaşma noktasına gelmişlerdir. Ayrıca ittifakın üyelerinden Danişmendliler ile Artuklular arasında da bölgesel çapta bir güç mücadele vardır. İşte böyle bir çatışma ortamı içerisinde Türkler, Haçlılar karşısında toplanmayı bilmişlerdir.


1101 SENESİ HAÇLI SEFERİ

Haçlı ordusu Selçukluların elindeki Ankara kalesine geldiklerinde şehrin boşaltıldığını gördüler. Şehri kolayca zapt edip Bizanslılara teslim eden Haçlılar yürüyüşlerine devam ettiler.

Haçlı Seferleri – 4.

Ancak bu işte bir tuhaflık vardı. Selçuklu sınırını geçtikleri halde Türk ordusu ortalıkta görünmüyordu. Gittikleri her beldede köyleri boşaltılmış, tarlaları yakılmış ve su kuyularını zehirletilmiş buluyorlardı. Yazın Anadolu’nun bozkırında ilerleyen Haçlı Ordusu ciddi ikmal sorunları çekmeye başladı. Ordunun erzakı hızla tükenirken geçtikleri bölgelerden de ikmal yapılamıyordu. Kısa süre içerisinde açlık ve susuzluk tehlikesi orduyu mahvetmeye başladı. Üstelik ikmal için ordudan ayrılan destek kıtaları da Türk ordusunun baskınına uğrayarak imha ediliyordu. Türk ordusu Haçlıların karşısına çıkmıyor ama onları bir gölge gibi adım adım takip ediyordu ve fırsatını bulduğu anda baskın veriyordu. Bu baskınlar genellikle ordunun artçı birliklerine karşı yapılmakta idi. Artık baskınlar öyle önlenemez hale gelmişti ki artık her saldırı karşısında artçı birlikler ancak ana ordudan destek alarak Türkleri püskürtebiliyordu. Bu durum Haçlı ordusunu öyle bunalttı ki artık haçlı komutanları sırayla ordunun gerisinde nöbet tutma yoluna gitmeye mecbur oldular. Aksi takdirde ordunun disiplinini sağlamak imkansız hale gelmişti. Zira haçlı askerleri Türk oklarının ıslığını duyduğu an silah bırakıp kaçmaya başlıyorlardı.

1101 Haçlı Seferi Haritası.

Ağustos ayına geldiğine Haçlılar bitkin ve moral bakımından çökmüş bir şekilde Merzifon yakınlarına ulaşmayı başardılar. Ancak atlar zayıf, ordunun yükü ağır ve asker bitkin haldeydi. Ayrıca ordu içerisinde çok sayıda sivil de vardı. Zira bu siviller ele geçirilecek arazide kurulması planlanan devletin vatandaşları olacaktı. Ancak sivillerin varlığı orduyu daha da hantallaştırıyordu.

Bitkin Düşen Haçlılar.

2 Ağustos 1101’de Haçlılar Merzifon dolaylarında yürüyüşlerine devam ederken Türk ordusunun saldırısına uğradılar. Taarruz akşama kadar sürdü ve Haçlı ordusu ciddi sayıda kayıp verdi. Gün bittiğinde Türkler saldırıyı durdurup çekildiler. Bunun üzerine Haçlı ordusu kendini savunmaya alarak geceyi korku içerisinde geçirdi. Ertesi gün Alman birliklerinin komutanı Konrad, yanına aldığı bir kısım kuvvetle orduyu kurtarmak adına bir çıkış yolu aramak için ordugahtan ayrıldı. Ancak çok geçmeden bunu fark eden Türk kuvvetleri Almanlara saldırmış ve Konrad yakınlardaki bir kaleye çekilmeye mecbur olmuştur. Aynı saatlerde ana Haçlı ordusuna da taarruz yeniden başlamıştır. Haçlı ordusu tamamen kuşatılmış vaziyette idi. Ya açlıktan ölmeyi bekleyecek ya da kuşatmayı kırmayı deneyeceklerdi. 5 Ağustos 1101 sabahı Haçlılar kuşatmayı yarmak adına saldırıya geçti. Akşama kadar süren muharebede ordu artık mahvolmuştu. Peçenekler savaşı bırakıp kaçmaya başladı Gecenin karanlığında Haçlı kumandanları canlarının derdine düşerek her şeyi bırakarak kaçmaya çalıştılar. Ordugah ile içerisindeki ekipmanlar ve siviller Türklerin eline geçti.

Türkler, Haçlı İlerleyişini Durduruyor.

Atları olanlar kurtulmak için bir şansa sahip olsa da ordunun çoğunluğunu oluşturan piyadeler Türklerce sürek avı misali avlandılar. Kont Etienne de Blois ve Raymond Bizans’a ait Sinop şehrine kaçıp oradan da deniz yolu ile İstanbul’a gittiler. Diğer haçlı komutanları ya öldürülmüş ya da esir edilmişti. Bir rivayete göre de o sırada Raymond’un elinde olan Kutsal Mızrak da Selçuklularca ele geçirilmişti. Böylece 1101 Haçlı seferi ile yola koyulan ilk Haçlı ordusu tamamen imha edilmiş oldu. Ancak sefer henüz bitmemişti.

İlk ordunun Merzifon’a ilerlediği esnada başka bir Haçlı ordusu da İstanbul’dan Anadolu’ya geçiyordu. Bu ikinci ordu takriben 20.000 kişiden müteşekkil idi ve çoğunluğu Fransa’dan geliyordu. Ordunun başında Nevers Kontu II. William vardı.

Haçlı Seferleri – 5.

İkinci ordu, ilk orduya yetişmek adına Ankara’ya doğru yola çıksa da onlara yetişemeyeceklerini anladıkları için Konya üzerine gitmeye karar verdiler. Anadolu Selçukluları’nın elinde bulunan Konya, nispeten iyi savunulan bir şehir idi ve uzunca bir kuşatmaya direnebilecek kudretteydi. Haçlıların Konya’ya doğru ilerlediğini haber alan Sultan Kılıçarslan ve diğer Türk beylerinden müteşekkil müşterek ordu hızla harekete geçti. Tıpkı ilk orduya yaptıkları gibi ikinci Haçlı ordusunu da vur-kaç tekniği ile Konya’ya kadar yıprattılar. Nihayetinde Konya’ya ulaşan Haçlı ordusu, şehri kuşatmayı denedi. İyi savunulan şehri düşüremeyeceklerini anladıklarında kuşatmadan vazgeçerek derhal Antakya Haçlı Prensliği topraklarına ulaşmak için yola revan oldular. Ancak Haçlılar, bir kez daha yolda Türk ordusunun pususuna düştüler. Konya yakınlarında Ağustos ayında cereyan eden bu muharebenin seyri hakkında elde fazla bilgi olmasa da ordunun başındaki bir avuç soylu ve mahiyetleri dışında bu Haçlı ordusu da imha edilmekten kurtulamadı. Asilzadeler Antalya’ya kaçarak kurtulmayı başardılar.

Haçlılar, Türk Ordularının Pususuna Düşüyor.

Zira halen her şey bitmemişti. Konya’da zafer kazanan müşterek Türk ordusu kılıçlarındaki kan kurumadan tekrar Haçlılarca sınanacaktı. İkinci Haçlı ordusunun İstanbul’dan yola çıkmasından sadece birkaç hafta sonra üçüncü Haçlı ordusu da diğer iki haçlı ordusunun kaderinden habersiz Anadolu’ya geçerek yürüyüşe başladılar. Bu ordu ikinci Haçlı ordusu gibi Konya üzerinden giderek Antakya Haçlı Prensliğine ulaşmayı deneyecekti. Ordunun başında Akitanya Dükü IX. William bulunuyordu. Ayrıca Fransa Kralının oğlu Vermandoisli Hugh ve Bavyera dükü Welf de orduda idi.

Akitanya Dükü IX. William.

Yaklaşık 30.000 asker orduda bulunmaktaydı. Daha yeni ikinci orduyu yenen müşterek Türk ordusu, ikinci ordunun peşinden gelen üçüncü Haçlı ordusuna karşı hazırlanmaya başladılar. Aynı minvalde Haçlı ordusunun ikmal hatları zayıflatıldı, baskınlar yapıldı ve ordunun güzergahındaki tarlalar yakıldı. 1101 senesi Eylül ayı içerisinde sefalet içerisinde aç ve susuz Ereğli’ye varan ordu Akgöl denilen ve bataklık olan bir yerde Türk ordusunun hücumuna uğradı. Türk ordusu haçlıları ekin misali biçip geçti. Hugh ve Welf de dahil çoğu haçlı öldürülürken kalanlar esir edildi.

1101 Haçlı Seferi.

Akitanya Dükü William ve az sayıda adamı kaçmayı başardı. Böylece Anadolu’ya giren üçüncü ve son Haçlı ordusu da imha edilmişti.


NETİCE

Türkler, I. Haçlı Seferi’ndeki yüz kızartıcı yenilgilerinin mahcubiyeti altında gerçekleştirdikleri bu destansı mücadelede, kendilerinden beş misli kalabalık Haçlı kuvvetlerini üç farklı muharebede üç kez imha ederek alınlarının akıyla Anadolu’yu savunmuş ve Anadolu’yu Haçlılara mezar etmişlerdir. Sefer, haçlılar için tam bir felakettir. Orduların mağlubiyetleri bir kenara toptan imha edilmelerinin yarattığı çöküntü yıllarca sürecek bir travmaya sebebiyet vermiştir. Zira tüm sefer boyunca 60.000 – 150.000 arasında Haçlı (kadın ve çocuklar da dahil) ya öldürülmüş ya da esir alınmıştır. Esasen 1101 Haçlı seferi, I. ve III. Haçlı seferleri kadar kalabalık ordularla yapılan sefer olmasına karşın kaynaklar tarafından numaralandırılarak tasnif edilemeyecek kadar büyük bir utanç kaynağı olmuştur. Bu sefer Haçlılar yönünden başarılı olsa idi belki Anadolu elden çıkacak ve Haçlı Devletleri umdukları insan gücüne kavuşacak; Ortadoğu’daki kadim İslam şehirleri bir bir kaybedilecekti. Lombardların İtalya’dan yola çıkarken Bağdat’ı almayı tasavvur ettiklerini düşünürsek kazanılan zaferin ne derece önemli olduğunu ancak hayal edebiliriz. Tüm ayrışmalarına rağmen başta Sultan Kılıçarslan ve Gümüştegin Gazi olmak üzere Türk beylerinin bir araya gelerek verdikleri bu destansı mücadele Anadolu’nun Türk yurdu kalmasına vesile olmuştur. Batılıların bir utanç kaynağı olması hasebiyle hatırlamayı istememeleri mantıklı olabilir ancak biz Türkler bu mücadele hakkında ne kadar şey biliyorduk yahut ne kadar gündemimizde tutabildik ? Bu da bizim ayıbımızdır…


YAZAR: MELİH BATUHAN DÜZENLİ


İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR

[1] – Muharrem Kesik, Selçukluların Haçlılarla İmtihanı, Timaş Yayınları.

[2] – Burak Nazif Sarıcı, Haçlıları Durduran Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, Kronik Yayınları.

[3] – Altay Tayfun Özcan, Türkiye’nin Doğuşu: Anadolu’da Türk Egemenliğinin İlk Evresi ve Türkiye Adının Ortaya Çıkışı, Ötüken Yayınları.

[4] – Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi: Selçuklular Dönemi, Türk Tarih Kurumu Yayınları.


Yorum bırakın