Güneş, Kosova sahrasından çekilirken ardında bir ceset tarlası bırakıyordu. Toprak her iki tarafın başkumandanının kanlarıyla sulanmış ve Balkan sahrasının kaderi yeni hakanın buyruğuna tabi olmuştu. Koca Kurt Hüdavendigar, ömrünü harp sahasında tüketmiş ve son nefesini de harp sahasında vermişti. Bu batan güneş Murad Hüdavendigar’ın güneşi, bu yeni fethedilen topraklar Osmanoğulları’nın ve torunlarının toprakları olmuştu. Bir güneş batarken yenisi ufuklarda ortaya çıkıyor ve bir Yıldırım misali cihanı selamlıyordu. Balkanlara muhteşem bir zaferle vurulan Türk-İslam mührünü anlatacağımız bu yazımızın konusunu Kosova Meydan Muharebesi teşkil etmektedir. Yabancı kaynaklarca Osmanoğulları’nın zaferi olarak nitelendirilmekten imtina edilen bu zaferi gelecek nesillere aktarmak bu zaferi bize bahşeden Osmanoğulları’nın torunları olarak üzerimize vazifedir. Keyifli okumalar dileriz.

OSMANOĞULLARI’NI KOSOVA MEYDANINA SÜRÜKLEYEN SÜREÇ
XIV. yüzyıla gelindiğinde Anadolu sahasının fethi büyük ölçüde tamamlanmış ve bölgenin neredeyse tamamı Oğuz Türklerinin eline geçmişti. 1243 Kösedağ Muharebesi sonucu istiklalini kaybeden “Selcūkiyân-i Rūm Devleti” (ya da günümüzde bilinen adıyla Anadolu Selçuklu Devleti), devletin son hükümdarı II. Mesud’un 1308 senesinde vefatıyla tarihe karışmış vaziyetteydi. Selçukluların yıkılmasıyla Anadolu’da tarihçiler tarafından “II. Beylikler Dönemi” olarak adlandırılan devre başlamıştır. Bu beylikler arasında bir tanesi vardı ki hem coğrafi konumunun avantajıyla ve hem de beyliğin müesses nizamını teşkil eden idarecilerinin politik dehasıyla Anadolu’daki diğer beyliklerin arasından sıyrılmış ve Selçuklu Devleti’nin halefi olmaya adaylığını koymuştu. İşte bu beylik Osmanoğulları Beyliği idi. Bilecik dolaylarında kurulmuş olan Osmanoğulları Beyliği, yüzünü ve yönünü batıya dönmüş ve tarihte Bitinya olarak anılan bölgeyi birkaç yıl içinde zapt etmiştir. Osmanoğulları Beyliği’nin kuruluşunu anlattığımız “NOT DEFTERİNDEN – 1 : OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞU VE OSMAN GAZİ” yazımıza ayrıca göz atabilirsiniz. Akabinde Osmanoğulları Beyliği’nin ilerleyişi kesintiye uğramaksızın Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa önderliğinde Gelibolu üzerinden Avrupa’ya doğru yayılmıştır.
Gazi Süleyman Paşa, Orhan Bey’in büyük oğlu olup, Osmanoğulları Beyliği’nin “Balkan Fütuhatı”nın da babası konumundadır. Süleyman Paşa, Kantakuzenos ile Paleologos hanedanları arasındaki Bizans iç savaşından da yararlanarak Gelibolu’ya geçmiş ve burada, bölge devletleri arasında cereyan eden çeşitli mücadelelerde yerini almıştır. almıştır. Sonrasında elim bir kaza yahut suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Kendisi vefatından hemen önce Osmanoğulları’nın harekat planını açıklar şekilde ““Rabbim bana bir müddet daha ömür vermiş olsaydı, bütün Rumeli’yi fethederdim. Nasip buraya kadarmış. Hakkınızı helal edin ve beni bu topraklara defnedin. Fakat mezarımı düşmanlara çiğnetmeyin!” demiştir. Allah rahmetiyle muamele eylesin.

Selçuklu Devleti’nin halefi Osmanoğulları Beyliği’nin ilerleyişi Balkan coğrafyasında siyasi ve politik dengeleri altüst etmiş ve akın akın devam eden ilerleyiş bu coğrafyanın kaderini derinden etkilemiştir. Kadim Bizans İmparatorluğu, Stefan Duşan’ın kurup balkanların en dişli devletlerinden biri haline getirdiği Sırp İmparatorluğu ve vaktiyle Roma’ya kök söktüren Bulgar Çarlığı, Balkanlara gelen yeni rakiplerinin saman alevi misali gelip geçici bir bozkır ordusu olmadığını çok yakında anlayacaktı.

Murad Hüdavendigar, daha şehzadeliğinde ağabeyinin vefatı üzerine Rumeli fütuhatının başına geçmiş ve hem şehzadeliği hem de saltanatı müddetince asıl hedefini “Balkan Sahası” olarak belirlemiştir. Batıya yapılan akın ve fütuhatın lideri konumunda olan Osmanoğulları gerek evlilik gerek ticaret yoluyla Anadolu’daki diğer beylikler üzerinde etki kurmuştur. Bu harekatı ve akının zikredilen dönemlerdeki idarecisi Sultan Murat, fiilen (de facto) Anadolu’dan Batı’ya akıp giden fütuhatın başbuğu olmuştur. Anadolu’da adı konulmamış bu konfederal yapının lideri konumundaki Osmanoğulları, Lala Şahin Paşa, Hacı İlbey, Gazi Evrenos Bey ve Kara Timurtaş Paşa gibi gazi ve kumandanların öncülüğünde düzenli ve planlı bir fetih harekatı yürütmüş; kısa süre içerisinde harekat sahası bölgeyi bu gazi ve kumandanların gayretleri ile domine edebilmiş ve iktidar boşluğunu kendi lehine doldurabilmiştir. Anadolu’dan akın akın gelen fütuhat karşısında direnç gösterebilecek yegane güç Tuna’nın güneyindeki “Duşan’ın Sırp İmparatorluğu” olabilirdi.


Ancak bu akınların karşısındaki müstakbel rakip Sırp İmparatorluğu, İmparator Duşan’ın ölümüyle haleflerinin eline düşmüş, onun imparatorluğundaki gibi etkili bir otorite kurulamamış ve Sırp İmparatorluğu zayıf bir konuma düşerek Türk fütuhatına karşı müstakbel rakip olabilme kabiliyetini yitirmiştir. Sırp İmparatorluğu, Balkanlar’a yönelen Türk ilerleyişini durdurmak adına kalabalık bir ordu toplamış olmasına rağmen 1371 yılında Çirmen Muharebesi’nde uğramış olduğu ağır bir yenilgi üzerine dağılarak tarih sahnesinden çekilmiştir. Lala Şahin Paşa komutasındaki az sayıda askerin, Sırp ordusunu bir gece baskını ile darmadağın ettiği bu muharebe Osmanoğulları’nın gücü ve kuvvetini gözler önüne sermekteydi.

İmparatorluk dağıldıktan sonraki süreçte ortaya çıkan Feodal Sırp Beyleri, taze ve düzenli Türk fütuhatı karşısında etkin bir direniş gösterememiş ve bu beylikler de tek tek Osmanoğulları’na boyun eğmek zorunda kalmıştır. Boyun eğen bu beyliklerden birisi Moravya Prensliği’nin başında bulunan Lazar Hrebelyanoviç idi. Çirmen Muharebesinin akabinde ortaya çıkan Sırp Feodal Prenslerinin arasından sivrilebilen Lazar, Sultan Murad Hüdavendigar’ın şehadetiyle neticelenen Kosova Meydan Muharebesine giden süreçte başrolü oynayacaktır.

Yukarıda bahsedildiği üzere Sultan Murat’ın Anadolu politikası o dönemde Anadolu’ya hakim olan savaş ve kargaşa havasını barışa tebdil ederek müesses nizamı teşkil etmek ve Anadolu’dan devam eden akın ve fütuhatlara öncülük edebilmek üzerineydi. Böylece Osmanoğulları Beyliği Anadolu’da herhangi bir otoriteden münezzeh diğer Anadolu Beyliklerini hakimiyet altına alarak etkin bir otorite haline gelecekti. Ancak Selçuklu’nun ve yeni yükselen güç odağının halefi olma yarışında, bu devrenin Osmanlılar lehine ilerlemesi neticesinde Karamanoğulları Beyliği büyük bir rahatsızlık duymuş ve Osmanoğulları’na güçlü bir rakip olarak ortaya çıkmıştır. Hatta Osmanoğulları Beyliği, Balkan harekâtlarını yönetmek ile meşgulken, Karamanoğlu Alâeddin Bey Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemiştir. Sultan Murad Hüdavendigar bunu cevapsız bırakamazdı. Bunun üzerine Sultan I. Murad, büyük bir ordu tertip etmiş ve Balkanlardaki Osmanoğulları’na bağlı Hristiyan beylerin de askerleri bu tertip edilen orduda yerini alınmıştır. Hatta Sırp beylerinden Lazar Hrebelyanoviç de sefere asker gönderenler arasında idi. Kısaca Osmanoğulları ile Karamanoğulları arasındaki bu muharebeden bahsetmek gerekirse; Osmanoğulları ile Karamanoğulları Beyliği arasında 1386 yılında gerçekleşen seferde Frenkyazısı Muharebesi yapılmış ve Karamanoğulları ordusu yenilgiye uğramıştır. Sefer sırasında taşkınlık yapan ve emirleri dinlemeyen bir takım Sırp askeri, Sultan Murad Hüdavendigar tarafından idam edilerek cezalandırılmıştır. İşte bu hadise daha sonra Sırp prenslerinin Osmanlı’ya baş kaldırmalarında önemli rol oynayacaktır.

Frenkyazısı Muharebesi’nin akabinde Moravya Prensi Lazar, Osmanoğulları Beyliği’ni çökertmek adına karşı ittifak arayışıyla meşgul oldu. Özellikle Anadolu seferinde Sırp askerlerine yapılan muameleyi propaganda malzemesi olarak kullanmış ve Sırpları kendi liderliğinde akın akın üzerlerine gelen Türk fütuhatına karşı birleştirme yoluna gitmiştir. Bunun yanı sıra Lazar, başka bir güçlü Sırp beyi olan damadı Vuk Brankoviç ve Bosna Kralı Stephan Tvırtko ile ittifak arayışına gitmiştir ve ayrıca Bulgar Çarı İvan Şişman ile iletişime geçmiştir. İşte bu dönemde gerçekleşen önemli bir hadise Lazar’ın işini oldukça kolaylaştırmıştı. 1388 yılında Kavala Şahin Bey komutasındaki Türk akıncıları Bosna’ya girmiş ve Bosna sahasında akın harekatında bulunmuştur. Ancak Osmanoğulları bu akınlar sırasında kendisi Kosova Muharebesinde etkin rol alan Vlatko Vukoviç komutasındaki Bosna ordusu ile muharebeye girişmiş ve Osmanoğulları Bileca Muharebesi’nde ağır bir bozguna uğramıştır. Bileca Muharebesi’ndeki yenilgi Balkanlardaki Türk fütuhatı karşıtı siyasi ve askeri kuvveti, Lazar’ın kurmuş olduğu Osmanoğulları karşıtı koalisyona katılmak konusunda büyük ölçüde cesaretlendirmiştir. Şu hususa da işaret etmek gerekir ki; son dönemlerdeki tarihi bilgilerin uğramış olduğu azizlikten nasibini alan Bileca Muharebesi’nin de Ploşnik Bozgunu ile karıştırıldığını hatırlatmak isteriz. Günümüzde “Ploşnik Bozgunu” diye anılan muharebenin Niş’in fethi esnasında vuku bulan küçük çaplı bir çarpışmadan ibaret olduğu düşünülmektedir.

Prens Lazar, Bileca Muharebesi’ndeki Osmanoğulları’nın uğradığı bozgun üzerine alttan alta giriştiği isyan faaliyetlerini artık kartlarını açık oynar bir şekilde isyanını açıktan eder hale geldi. Sırp prensi Lazar ile birlikte Bosna Krallığı ve Sırp Brankoviç Hanedanı Osmanlı karşıtı koalisyonun başını çekti. Ayrıca Arnavutluk’taki Muzaka Hanedanı ve asil Jonima ailesi ile Bulgar Çarlığı bu koalisyonun en mühim üyeleri arasında sayılabilir. Başta Sırplar ve Bulgarlar olmak üzere Arnavutlar, Hırvatlar, Ulahlar, Boşnaklar ve bir miktar Macar askeri koalisyon ordusunda yerini aldı. Artık durum Osmanoğulları bakımından gittikçe hayati hale gelmiştir. Çünkü bu koalisyonun toplanması Osmanlı boyunduruğundaki devletlerin anlaşarak eş zamanlı olarak baş kaldırmasına sebebiyet verebilecekti. Bu koalisyon hızlıca dağıtılmazsa isyan daha genişleyip henüz ayaklanmamış Osmanlı haraçgüzarlarını etkileyecekti. Ve dahası yapılacak müstakbel muharebe neticesinde alınacak bir mağlubiyet Balkanlardaki diğer Hristiyan Devletleri’nde bir karşı fetih dalgasını meydana getirecekti. Ortaya çıkan bu konjektür ve tehdit karşısında harekete geçen Osmanlılar için Kosova’ya düzenlenecek bir sefer, isyan bastırma harekâtından öte hakim olduğu topraklarda topyekûn bir savaş dalgası tehdidinin önüne geçmek adına elzem hale gelmiştir.
KOSOVA MEYDAN MUHAREBESİNİN HEMEN ÖNCESİNDE YAŞANAN SİYASİ VE ASKERİ GELİŞMELER
Gittikçe vahameti artan bu durum karşısında Sultan Murad Hüdavendigar, sefer mevsiminin geçmesine aldırmaksızın Balkan sahasına harekat kararı aldı. Sultan, kendi ordusunun yanında Osmanoğulları’na bağlı devletlerin ordularının da bu harekata katılmasını emretmiştir. Bunun bir sebebi meydan okuyan rakip koalisyonun karşısına sultanın en güçlü haliyle çıkmak istemesi iken diğer bir sebebi de henüz açıktan isyana katılmayan ya da safını belli etmeyen bağlı devletlerin sadakatlerinden emin olmak istemesiydi. Anadolu Beylikleri’nden Germiyan, Menteşe, Aydın, Hamid, Teke, Karaman, Saruhan beylik askerileri ile Makedonya havalisindeki vassal Sırp beyi Kostantin Dragaş ve Pirlepe Prensi Marko Kralıyeviç gönderdiği askerler ve ayrıca bir miktar Dobruca Tatarı Osmanlı ordusuna katıldı. Sefere çıkılmadan önce hacca giden ünlü Osmanlı komutanı Gazi Evrenos Bey’in hacdan dönerek orduya katılması da mühim bir gelişmedir. Sultan Orhan’ın silah arkadaşlarından olan ve Türk tarihinin de parlak komutanlarından olan Evrenos Gazi’nin orduya intikali asker arasında önemli bir moral kaynağı olmuştur. Bu Gazi komutanın ömrü nice savaşlarla geçmiş ve hatta Sultan Çelebi Mehmet’in saltanatına kadar hayatta kalmıştır. Kendisinin vefatından sonra evlatları ve torunları Osmanlı İmparatorluğu’nda mühim bir yeri kaplayan “Akıncılar” birliğinin en ön saflarında muharebe etmeye devam etmiştir. Allah koca gaziye rahmet eylesin.

Her ne kadar Osmanlı vassalı olan Bulgar Çarı koalisyondan yana yer almış olsa da Sultan’ın bu emrine kadar açıktan Osmanoğulları’na meydan okumamıştı. Sultan Murad Hüdavendigar, Bulgar Çarı İvan Şişman’a orduya katılması yönünde emirler göndermiştir ancak Bulgar Çarı emre itaatten kaçınmış ve artık açıktan baş kaldırmıştır. Sefer hazırlıkları sürerken, Sultan Murad Hüdavendigar, 1388 yılının kış mevsiminde Çandarlı Ali Paşa’yı Bulgarlar üzerine öncü olarak sefere tayin etti. Bu hareketinin sebebi Kosova üzerine gidilirken ordunun ilerleyişine kuzey bölgesinden gelebilecek saldırı ihtimalin ortadan kaldırmak ve henüz koalisyon ordusuna katılmamış bir halde iken Bulgarların saf dışı bırakmaktır. Hızla Balkan dağlarını aşan Çandarlı Ali Paşa, 1388 yılında Doğu Bulgaristan’a girdi. Osmanoğulları’nın beklenmedik bu saldırısı karşısında afallayan Bulgarlar, Ali Paşa’nın karşısına herhangi bir ordu dahi çıkartamayıp kalelerinde direnmeyi seçti. Pravadi, Şumnu, Tırnova, Silistre ve Rusçuk gibi önemli yerleşimler zapt edildi. Zor durumda kalan Bulgar Çarı barış istemek zorunda kaldı. Böylece daha Sultan’ın Ordusu sefere çıkmadan önemli bir düşman kuvveti harp sahasından silinmiştir. Kosova Muharebesi’nin ne derece kıran kırana geçtiği düşünüldüğünde Bulgarların koalisyona asker gönderememesinin ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır.
Kosova Meydan Muharebesi öncesinde Sultan Murad Hüdavendigar ve Sırp Prensi Lazar arasındaki mektuplaşma muhaberenin ne kadar çetin geçeceğine dair birkaç ipucu vermektedir. Neşri tarihinde geçen bu mektubun içeriği ise şu şekildedir: “Rivayetdür ki, çünki Hunkâr Ulu-Ova’dan göçdi. Kara-Tonlı nam yirde bir zaman karar itdi. Anda Lâz’dan ilçi gelüb, muhassal-I haberi buydı: “Üşde ben hazıram. Üç aydan berü eğer ki kañlı dahi olsa, gelmelü olaydı. Eğer er ise gelsün uğraşalum; ve eğer gelmezse, hazır olsun ben varırum. Her gün turmayub, ava, şikâra meşğul olub, heman korı, üş vardum deyü ihmal idüb bize ihmal ider.” Didi. Hunkâr bu sözi işidüb, ilçiye gazab idüb, eytdi: “eğer ilçiye ölüm olmasaydı, fil’hal seni depelerdüm. Ol mel’un bunun gibi lâf u güzâf ursa, ‘acebmi ki islâm kılıcın görmemişdür. Kimse tabancasın yimeyen, kendü tabancasın demürden sanur. Ve kedi karañu evde kendüyi arslam tevehhüm ider. İnşâallah ana Türk erliğin gösterem.” deyü buyurdu. Cümle leşker cebe ve cevşen giyüp, âlât-ü esbâb ü silah, mükemmel yarağla at arkasına gelüb, ilçiye cebe gösterdiler, bir vehicle ki, kâfirun yüreği yağı eriyüb havfinden içine lerze düşüb, berk-i hazan gibi ditredi. Amma gayret idüb, öñin devşirüb eytdi: “ey şah ! eğerçi baña bu vehicle leşker ¬ãrz itdüñ, amma bizüm leşkerimüz on sizüñ leşkeriñüzce vardur. Ol biş-yüz bin müsellah, giyimlü ve geçimlü gök demürden erimüz vardur. Her bir erimüz biñ Türk’e tıpdur.” Didi. Hunkâr hemen ilçiye gazab idüb eytdi: “ey nahs-i mel’un, cehennem iti pelid ! Eğer cihanuñ leşkeri dahi sizünle olursa, Allah ‘inayetiyle, Muhammed mu’cizâtiyle cümlesinün kanını toprağa karub, anları karga gibi ayıklayub, biñini bin kezden kırub, kendünüñ başın keserim.” diyüb, ilçiyi kovub, gönderüb, leşkeri yine kondurdılar.”
KOSOVA MEYDAN MUHAREBESİ
Sultan Murad kışın bitmesini beklemeden çıkıştığı bu ani harekât neticesinde gerçekleşecek müstakbel muharebenin Moravya’da değil Kosova’da yapılmasını harekatı açısından daha lehine ve daha stratejik gördüğü için direkt Lazar’ın merkezi olan Kruševac üzerine değil Priştine üzerine gitmeyi planladı. Yavaş yavaş sefer mevsiminin gelmesi ile yürüyüşe geçen Osmanoğulları’na karşı, Türk fütuhatını yıkmak isteyen koalisyon da Kosova sahrasına doğru ilerlemeye başladı. Her iki taraf, Haziran 1389 da Priştine’nin kuzeyinde karşı karşıya geldi. Dönemin kaynakları tarafların sayısı konusunda abartılı sayılar vermektedir. Tarafların muharebeye katılan asker sayıları konusunda abartılı rakamları vermek tarih yazımında çok rastlanılan bir durumdur. Kazanan taraf zaferinin ihtişamını arttırmak için, yenilen taraf ise mağlubiyetlerine bahane teşkil etmesi adına karşı taraf ordusunu abartılı sayılarla ifade etmiştir. Kosova Muharebesi’nde Osmanlı Ordusu’nun 500.000’e yakın askerden müteşekkil olduğunu öne süren kroniklere bile rastlanmaktadır. Orduların büyüklüğü konusunda birçok görüş bulunsa da biz her iki taraf ordusunun 30.000’e yakın askerden müteşekkil olduğunu düşünen görüşe katılmaktayız.
MUHAREBE DÜZENİ
Osmanlı ordusunun merkezinde Sultan ile Evrenos Gazi ve Çandarlı Ali Paşa’nın komutasında kapıkulu askerleri; ordunun sağ cenahında Şehzade Bayezid komutasındaki Rumeli Eyalet askerleri ile Rumeli uçbeyleri; ordunun sol cenahında ise Şehzade Yakup komutasındaki Anadolu eyalet askerleri ve bağlı beyliklerden gelen askerler yerini almıştır. Haricen sağ ve sol cenahların önünde biner kişilik toplamda iki bin okçu dizilmiştir. Ayrıca orduda bir miktar ateşli silah bulunsa da ateşli silahlar bu dönemde savaşa etki edebilecek kadar gelişmemiştir.


Koalisyon ordusunun savaş düzeni ise, ordunun merkezinde Prens Lazar; ordunun sağ cenahında Lazar’ın damadı Vuk Brankoviç; ordunun sol cenahında ise Vlatko Vukoviç’in komuta ettiği Bosna ordusu yerini almıştır. Koalisyon ordusunda çok sayıda ağır zırhlı atlı askerler bulunuyordu. Bu tarz ağır zırhlı askerlerin Osmanlı Ordusu’nda bir karşılığı yoktu ve koalisyonun en çetin askeri birimini oluşturuyordu.

Ancak harbin devamı sırasında Koalisyon Birliği tarafında işler iyice kötüye gitmeye başlamıştır. Macar Kralı Sigismund, Sırp Prensi Lazar ile arası bozuk olduğundan dolayı kendisi koalisyona asker göndermemiştir. Ayrıca sefere katılan asilzadeler arasında tam bir kaos ve çekişme vardı. Prensler ve lordlar birbirine güvenmiyor, bu prens ve lordlar özellikle Osmanlı tarafında savaşan Sırp asilzadelerini öne sürerek Koalisyon Birliklerinin içerisinde hainler olabileceğinden kuşkulanıyordu. Bu kaos hali muharebe anında kendini gösterecek ve sonuca etki edecektir.
MEYDAN MUHAREBESİ ESNASINDA YAŞANANLAR VE NETİCE
Kaynaklarda Kosova Meydan Muharebesi’nin nasıl cereyan ettiği ve olayların hangi sırada gerçekleştiği konusunda çok fazla çelişki vardır. Ancak şu sabittir ki genel hatlarıyla Osmanlılar savunmada kalmış ve Koalisyon birlikleri saldıran tarafta olmuştur. Zaten ağır zırhlı atlı askerlerden müteşekkil bir ordu için aksi bir durum harp sırasında taktik ve stratejik bakımdan aleyhe bir durum teşkil edebilirdi. Lazar’ın muharebe esnasındaki planı, ağır zırhlı süvarilerin topyekün hücumu ile Osmanlı ordusunu sert bir taaruzla ve tek seferde bozguna uğratmak üzerine kurulmuştur. Sırp Prensinin izlediği bu strateji o zamana kadar birçok İslam ordusuna karşı bu tarz koalisyon birliklerinin muzafferiyetini sağlamıştır.
Savaş başlamadan önce Sultan Murad Hüdavendigar’ın ordunun muzaffer olması için ettiği dua ise şu şekildedir: “Ey ilâhî! Seyyidî! Mevlâyî!. Bunca kerre hazretinde duâmı kabul ettin. Beni mahrum etmedin. Gene benim duâmı kabul eyle! Bir yağmur verip, bu zulümâtı ve gubârı (tozu) def edip âlemi nûrânî tul, tâ ki kâfir leşkerini rahat görüp, yüz yüze ceng edelim! Yâ ilâhi! Mülk ve kul senindir. Sen kime istersen verirsin. Ben dahî bir âciz kulunum. Benim fikrimi ve esrarımı sen bilirsin. Mülk ve mal benim maksadım değildir. Hemen hâlis ve muhlis senin rızânı isterim. Yâ Râb! Beni bu müslümanlara kurban eyle! Tek bu mü’minleri küffâr elinde mağlûb edip helâk eyleme! Yâ ilâhî! Bunca nüfûsun katline beni sebep eyleme! Bunları mensur ve muzaffer eyle! Bunlar için ben canımı kurban ederim. Tek sen kabul eyle! Asâkir-i İslâm için teslîm-i ruha razıyım. Tek bu mü’minler ruhuna benim ruhumu feda kıl! Evvel beni gâzi kıldın, âhir şehâdet rûzî (nasîb) kıl! Âmîn!”

Kosova Meydan Muharebesi, beklenildiği üzere Sırp Prensi Lazar’ın ordusunun saldırısı ile başladı. İlk saldırı çok şiddetli olmuş ve Osmanlı ordusunun bocalamasına sebebiyet vermiştir. Özellikle Şehzade Yakub’un komuta ettiği sol cenah bozguna uğramak üzereydi. Sırplar, Osmanlı hattını yararak merkezin arkasına sarkmaya başlamış ve ordunun ağırlıklarının bulunduğu alana kadar ilerlemişlerdir. Sol cenahın çökme noktasına gelmesi ve düşmanın, Osmanlı hattında açılan gediklerden ordu ağırlıklarının bulunduğu alana değin gelmesi Osmanlı ordusunun geri hizmet eratından da birçok kayıp yaşanmasına sebebiyet verdi. Merkezde de durum sol cenah kadar olmasa da Türk ordusu aleyhine gelişen kanlı bir mücadele vardı. Koalisyonun bu sert ve etkili hücumu karşısında Türk ordusunun çözülmesi artık an meselesi denilebilirdi. Durum her an daha da kötüleşiyordu. Yalnız sağ cenahta Şehzade Bayezid, mevkiinin engebeli olmasından da yararlanarak etkili bir direniş göstermiş ve hattını tutmayı becermiştir.
Normal şartlarda başka bir ordunun böylesine şiddetli bir taaruz karşısında çoktan yenilgiye uğraması gerekirdi. Ancak durum tam aksine gelişti. Bu noktada Osmanlıların en büyük avantajı; esnek formasyonda cenk etmeleri ve sıkı bir emir komuta içerisinde bulunmalarıdır. Bu avantajları onlara hızlı ve düzenli bir şekilde toparlanarak manevra yapma şansı tanıyordu. Sultan Murad Hüdavendigar, Osmanlı ordusunun merkezindeki ihtiyat olarak bekletilen silahdar ve sipahi birliklerini dağılan sol kanata takviye olarak yollamış ve merkez ile sol cenah arasında açılan gediği kapatmıştır. Ayrıca Sultan, Osmanlı ordusunun merkez cenahındaki çözülmeyi durdurmak adına sağ kanattaki Şehzade Bayezid’e kuvvetlerinin bir kısmını merkeze destek için göndermesini ve kalan kuvvetlerle Bosna ordusu üzerine karşı saldırıya geçmesini emretmiştir. Sultan’ın bu emirleri müspet netice getirmiş; Osmanlı ordusunun sol kanadındaki bozgun durdurulurken ordunun sağ kanadından saldırıya geçen Şehzade Bayezid, Boşnakları geri çekilmeye zorlamıştır. Bu vaziyet karşısında Şehzade Bayezid’in karşısında bulunan Boşnaklar sahayı ilk terk edenler olmuşlardır. Askerlerini Sırp istiklali uğruna kaybetmek istemeyen Boşnak komutanı Vlatko, harp sahasını o kadar erken terk etmiştir ki koalisyonun tamamen bozguna uğradığını dahi görememiştir.

Osmanlı ordusunun sağ kanadının serbest kalmasıyla Şehzade Bayezid, düşman merkezinin arkasına sarkmış ve koalisyon birliklerinin merkezini kuşatmıştır. Koalisyon birliklerinin merkezinin düştüğü vaziyet karşısında diğer kanatta savaşan ve neredeyse Osmanlı hattını çökertme noktasına gelen Vuk Brankoviç de artık zaferden ümidini keserek ve kayın babasından boşalacak tahtı da hesaplayarak geri çekilmiştir. Koalisyon birliklerinin merkezinde kendi kuvvetleriyle yalnız kalan Prens Lazar bir süre direnmişse de kimi kaynaklara göre savaşarak ölmüş kimilerine göre önce esir alınmış ve ardından idam edilmiştir. Hangisinin doğru olduğu konusunda elimizde kesin bir delil bulunmamaktadır.
Kosova Meydan Muharebesi’nde zafer kesin bir şekilde Osmanoğulları’nın olmuştu. Şehzade Yakup kaçan düşman birliklerini kovalamakla görevlendirilerek ileri gönderilmiştir. Muharebenin sonlarına doğru Sultan Murad’ın şehadeti hadisesi gerçekleşmiştir.
SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR’IN ŞEHADETİ VE SAVAŞIN MÜSTAKBEL AKIBETİ İLE ALAKALI DEĞERLENDİRMELER
Kosova Meydan Muharebesi’nin hemen akabinde Sultan Murad Hüdavendigar’ın şehadeti hadisesi gündeme gelmiştir lakin bu hadisenin nasıl gerçekleştiği hususunda birçok rivayet vardır. Sultan Murad Hüdavendigar’ın şehadeti hususundaki rivayetlere bakacak olursak; bu rivayetler bir kısım kaynaklara göre Sultan Murad’ın Sırp bir asilzade olan Miloş Obiliç komutasında bir fedai birliği Osmanlı hattını yararak sultana kadar ulaşıp savaşarak öldürüldüğü noktasındadır. Diğer kaynaklara göre ise Kosova sahrasındaki yenilgiden sonra Sırp Asilzade Miloş Obiliç’in Sultan Murad’a itaat etmek bahanesiyle Sultanın huzuruna çıkarak zehirli hançeri ile Sultan’ı öldürmesiyle gerçekleştirmiştir. Bu hadise üzerine Sultanın muhafızları Miloş Obiliç’i paramparça etmişlerdir. Sultan Murad’ın şehadeti üzerine tahta iktidar boşluğu yaşanmaması adına o sırada halen savaş meydanında bulunan ve daha sonrasında “Yıldırım” ünvanı ile anılacak olan Şehzade Bayezid geçmiştir. Ancak bu sırada kardeş katlinin bir diğer misali olan Şehzade Yakub’un siyaseten katledilmesi hadisesi de yaşanmıştır. Düşman birliklerini dağıtmakla uğraşan ve bu işte muzaffer olup geri dönen ve babasının vefatından haberdar dahi olmayan Şehzade Yakub, babasının ölümünden sonra Şehzade Bayezid’in tahta geçmesiyle siyaseten katledilmiştir. Şehzade Yakup hadisesinin ehemmiyetini, ilk defa herhangi bir isyan eyleminde bulunmayan bir şehzadenin maslahat gereğince siyaseten katl edilmesine misal olması teşkil etmektedir.

Sultan Murad’ın ölüm haberi Batı ve Balkan sahasında müthiş bir etki uyandırmış ve adeta Kosova Meydan Muharebesinde kazanan tarafın koalisyon tarafı olduğuna yönelik bir propagandanın yayılmasına sebebiyet vermiştir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere daha bozgunu görmeden savaştan kaçan Boşnaklar, sultanın ölüm haberi üzerine Avrupalı krallara kendi önderliklerindeki ordunun zafer kazandığına yönelik propaganda mektupları yollamışlardır.
Bugün kimi yabancı kaynaklar muharebeyi bir Sırp zaferi kabul ederken daha temkinli olanlar muharebenin iki taraf için hiçbir netice doğurmaksızın neticelendiğini yazar. Bu düşünceye sebebiyet veren esas hadise, Sultan Murad’ın şehadetidir. Bu durum yabancı kaynaklar tarafından büyük bir başarı sayılmıştır. Halbuki muharebeyi kazanıp günün sonunda meydanda kalan taraf hiç şüphesiz Osmanlılar olmuştur. Merhum prensin halefleri savaşın hemen akabinde tekrardan Osmanlılara itaat etmiş ve Osmanoğulları aleyhine doğacak müstakbel isyan Sultan Murad’ın şehadeti neticesinde böylece sonlanmıştır.
Kosova Muharebesi, Sırp tarih yazın ve yayınında önemli bir yere sahiptir. Özellikle Prens Lazar ve Miloş Obiliç kahraman olarak telakki edilmiş, haklarında epik bir anlatı havası hâkim olmuştur. Bu hadise Sırp milliyetçiliğinin önemli bir yapı taşıdır. Sırp tarafında muharebeyi kazandıklarını iddia edecek kadar gerçeklikten kopuk olan kaynaklar bir yana bırakılacak olursa yenilgiyi kabul eden kaynaklar dahi bunu Osmanlıların zaferine değil kendi saflarındaki hıyanete bağlamaktadır. Yabancı kaynaklar Boşnakların savaştan erken çekilmesi ve Vuk Brankoviç’in kayın babasını kaderine terk ederek ricat etmesini büyük bir ihanet olarak görmektedirler. Hatta kimi kaynaklarda Vuk Brankoviç’in Sultan Murad Hüdavendigar ile anlaştığı şeklinde bir bilgi geçmektedir. Aslında koalisyon ordusunun başına gelen şey, yukarıda bahsettiğimiz emir komutası olmayan ve birbirine güvenmek bir yana savaş boyunca kendi çıkarlarını milletlerinin çıkarlarının dahi önüne koyan prenslerin hareketleri olmuştur. Brankoviç’in savaşın en kanlı anında Sırp davasını kenara atıp boşalacak Sırp tahtını hayal etmesi bu saikledir. Yahut zafer umutlarının artık söndüğünü düşünerek elde kalan kuvvetlerini kurtarıp topraklarını savunmak istemesi de makul bir gerekçe olarak düşünülebilir.
Mağlupların bahaneleri bir yana bırakıldığında Sultan Murad’ın müthiş bir kumandanlık örneği sergilediği ortadadır. Evvela ani ve beklenmedik bir saldırıyla Bulgarları saf dışı bırakmasının ne denli önemli olduğu savaş sahasında yaşanan vaziyetten dahi anlaşılacaktır. Ayrıca karşı taraftaki prenslerin ve asillerin birbirlerine yönelik itimatsızlıklarını görmüş ve prenslerin aralarına nifak tohumları ekerek onları zayıflatmıştır. Osmanlı ordusunda yer alan Sırp haraçgüzarlarını bu minvalde kullandığını ifade edebiliriz. Ancak asıl zaferi getiren etken, Osmanlı birliklerinin savaş anında dirayetini her daim korumuş olması ve Sultan Murad’ın bozgun ihtimalinin olduğu anlarda bile savaşı ustalıkla idare ederek yaptığı manevralar ile ordusunu toparlamasıdır.
Kosova’da kazanılan bu Türk zaferi, Balkan ve Anadolu tarihinde önemli bir yeri haizdir. Zafer sayesinde feodal beylerin direnişi kırılmış ve Balkanlarda daha da ileri gitme kapıları açılmıştır. Zaferin uzun vadede etkisi ve neticesi ise Balkan coğrafyasında Türk-İslam hakimiyeti ve kültürünün inkişafı bakımından bulunmaz bir fırsat yakalanması neticesinde yüzyıllarca sürecek Türk-İslam hakimiyetinin güvencesini teşkil etmesidir.
Kosova’nın muzaffer kumandanlarını, bu uğurda kanlarını döken şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun…
YAZAR: MELİH BATUHAN DÜZENLİ
İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR
[1]- Prof. Dr. Feridun M. Emecen, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, Timaş Yayınları
[2]- A. Sefa Özkaya, Türk Komutanlar, Kronik Kitap
[3]- Prof. Dr. Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye – Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar – 1, İş Bankası Kültür Yayınları
[4]- Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Hakimiyetinde Ortadoğu ve Balkanlar, Kronik Kitap
[6]- Kitâb-ı Cihan-Nümâ: Neşrî Tarihi: I. Cilt – Mehmed Neşrî
