1779’da Zendlerin elinde esir bulunan Ağa Muhammed Han, esaretten kaçarak Kaçarların başına geçti ve Zendlere karşı mücadeleye başladı. 1786’da Tahran’ı başkent yaptılar ve 1794’te Zend hükümdarını esir alıp öldürerek ülkenin güneyini ele geçirdiler ve 1796’da sadece adı kalmış Afşarları da yok ederek ülkenin tamamını yıllar sonra tek bir bayrak altında topladılar. Bu sırada Ruslar, Gürcistan’a sefer hazırlığı yapmaya başladı. Bunu öğrenen Ağa Muhammed Şah, ordusuyla Gürcistan’a gitmekteyken yolda suikasta uğradı ve öldürüldü. Çocuğu olmadığı için yerine yeğeni Feth Ali Şah (1797-1834) tahta geçti.
SAFEVÎLER’İN ÇÖKÜŞÜNDEN 1979 İSLAM DEVRİMİNE KADAR İRAN
Bu yazı dizimizde Safevî Devleti’nin çöküşünden müttefiklerin İran’ı işgaline kadar geçen sürede, İran’ın yaşadığı siyasi ve askeri süreci irdeleyeceğiz.
2- NADİR ŞAH DÖNEMİ VE TEKRAR PARÇALANMA
4- RIZA HAN’IN DARBESİ VE RIZA ŞAH’A DÖNÜŞMESİ
5- MUHAMMED PEHLEVİ DÖNEMİ VE 1979 İSLAM DEVRİMİ
KAÇAR HANEDANI DÖNEMİ
1779’da Zendlerin elinde esir bulunan Ağa Muhammed Han, esaretten kaçarak Kaçarların başına geçti ve Zendlere karşı mücadeleye başladı. 1786’da Tahran’ı başkent yaptılar ve 1794’te Zend hükümdarını esir alıp öldürerek ülkenin güneyini ele geçirdiler ve 1796’da sadece adı kalmış Afşarları da yok ederek ülkenin tamamını yıllar sonra tek bir bayrak altında topladılar. Bu sırada Ruslar, Gürcistan’a sefer hazırlığı yapmaya başladı. Bunu öğrenen Ağa Muhammed Şah, ordusuyla Gürcistan’a gitmekteyken yolda suikasta uğradı ve öldürüldü. Çocuğu olmadığı için yerine yeğeni Feth Ali Şah (1797-1834) tahta geçti.

Feth Ali Şah dönemi, İran için tam bir felaketler dönemi olacaktı. Rusya 1800 yılında Gürcistan topraklarını ilhak edecek ve Kafkasya içlerine tüm gücüyle sızacaktı. Azerbaycan tehlike altındaydı, çünkü burada merkezi otorite zayıftı ve bölge Kaçarlardan yarı bağımsız hareket eden küçük hanlıklara bölünmüş haldeydi. Rusya, bu durumdan faydalanarak 1804’te Gence Hanlığına saldırdı ve bölgeyi ele geçirdi. Böylece dokuz yıl sürecek olan Rus-İran Savaşı başladı. Kaçar Ordusu Ruslardan daha fazla askere sahip olmasına rağmen Ruslar teknolojik üstünlüklerini kullanarak Kaçarları mağlup ettiler.

Bu sırada Kaçar hükümeti, Rusların savaşta olduğu Napolyon Fransa’sından askeri modernizasyon desteği almaya başladı ancak bunun da pek yararı olmadı. Fransa, Moskova’yı işgal ettiğinde bile Ruslar Güney Kafkasya’dan kuvvet kaydırmadı. Ruslar, Kuzey Azerbaycan’ı işgal etti. Savaş tam bir felaketle sona erdi. 1813’te imzalanan Gülistan Antlaşmasıyla Ruslar, Nahcivan ve bugünkü Ermenistan topraklarının kuzey bölümü hariç tüm Güney Kafkasya’yı elde ettiler. Böylece Azerbaycan’ın, etkisi bugün de devam eden bölünme hareketleri meydana geldi. Bu antlaşmayla Ruslar, Hazar denizinde donanma bulundurma imkânı ve ticari imtiyazlar elde ettiler.

Rus Savaşı’ndaki yenilgiyi telafi etmek isteyen Şah, 1816 yılına doğru Afganistan’ı küçük birliklerle işgale başladı. Afgan ayaklanmaları nedeniyle uzun yıllar önce kaybedilen bu bölgeyi geri almak istiyorlardı. Ancak 1818’de Afganlara yenildiler ve bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine Feth Ali Şah, yönünü batıya çevirdi. Kayıpları Osmanlılardan toprak alarak telafi etmek için 1821’de Osmanlı topraklarına saldırı başlattı. Ordu başarılı şekilde Doğubayazıt ve Bitlis’i ele geçirdi ve iki koldan Erzurum ve Diyarbakır’a yürümeye başladı ancak orduda başlayan kolera salgını büyük kayıplara sebep olunca barış yapılmaya mecbur kalındı. Bu savaşın yarardan çok zararı olmuştu.

Bu durumdan memnun olmayan Şah, Ruslardan intikam almak amacıyla İngiliz kışkırtmasının tesirinde kalarak 1826’da Rusya’ya savaş ilan etti. Savaşın başında Kaçar Ordusu başarılı şekilde Karabağ bölgesini Ruslardan kurtarsa da Ruslar ilerleyen zamanda hem Karabağ’ı geri aldı hem de Ermenistan ve Nahcivan’ı işgal etti. Hatta daha güneye inen Rus Ordusu Urmiye gölü kıyılarına kadar gelip Tebriz’i tehdit edince Şah apar topar Türkmençay Antlaşması’nı (1828) imzaladı ve Erivan ile Nahcivan resmen Rus toprağı oldu. Rus- İran sınırı günümüzdeki halini almış oldu. Bu antlaşmayla beraber Rusya, Hazar denizindeki konumunu daha da güçlendirdi. Bu durum İran’da Rus karşıtı atmosferi çok güçlendirdi. Şubat 1829’da Tahran’daki öfkeli bir kalabalık Rus Büyükelçiliğine saldırdı ve büyükelçi dâhil neredeyse herkesi öldürdü. Feth Ali Şah, bu tarihten sonra bir daha savaş açmadı. 1834’te ölmesiyle de yerine torunu Muhammed Şah tahta çıktı. Muhammed Şah, zayıf karakterli ve vizyonu dar birisiydi. Dönemindeki tek önemli olay, 1838’de Rus kışkırtmasıyla Herat’ı Afganlardan almak için düzenlediği başarısız harekât oldu. 1848’de ölümüyle yerine Nasıreddin Şah (1848-1896) geçti.

Nasıreddin Şah, merkezi otoritenin inanılmaz şekilde zayıf olduğunu görerek bu hususta reformlar yapmaya başladı. Ancak merkezi hükümet öyle etkisizdi ki halk, ilan edilen kanunlar yerine ulemanın fetvalarını dinlemekte ve bunlara uymaktaydı. Bu otoriteyi askerî açıdan da tesis etmeye imkân yoktu. Ordu, uzun süren savaşlardan dolayı dağılmıştı. Eyaletlerdeki aşiretler kendi silahlı güçlerine sahipti ve merkezi hükümetin gerçekte sahip olduğu asker sayısı 8.000 kadardı. Kâğıt üstündeyse bu ordu 200.000 askerden müteşekkildi. Ancak bu 200.000 askerin çoğu aşiret birlikleriydi ve hükümetle alakaları da yoktu. Merkezi hükümetin 8.000 askerinin 5.000 kadarı sadece dört eski topa sahip topçu birliğinin, geri kalanı ise 4.000 kadar Gürcü köleden oluşan saray muhafız birliğinin askerleriydi. Nitekim bunlar da 1879’da yerlerini 2.000 kişilik Rus Kazak Tugayı’na bırakmıştı. Bunların komutası da Rus subaylarındaydı.

1870’lerde bile ordunun silahları arasında Avrupa’da artık kale alınmayan ağızdan dolma tüfekler rağbet görmekteydi. Kısaca, İran Ordusu, Şah’ın hususi muhafızı olmaktan öteye gidemeyen, doğru dürüst cephanesi dahi olmayan inanılmaz şekilde yetersiz bir silahlı güçtü. Buna ordu dahi denemezdi. Hatta iş Basra körfezi kıyısındaki aşiretlerin İngilizlerden kaçakçılık yoluyla modern silah elde edip hükümeti alt edebilecek kapasitede askeri güçlere sahip olmaları gibi korkunç bir merhaleye varmıştı. İngiliz diplomatlar ve seyyahlar bu aşiretlerin merkezi hükümeti kolayca alt edebileceklerini tahmin etmekteydi. Dolayısıyla reformlar inanılmaz şekilde etkisiz kalmaktaydı. Merkezi hükümetin kurduğu bakanlık idarelerinin Tahran dışında esamisi okunmamaktaydı. Örneğin Adalet Bakanlığı’nın mahkemeler üzerinde zerre kadar etkisi yoktu, aşiretler kendi mahkemelerini kurmuşlar ve bu mahkemelerde kendi kafalarına göre hukuk kaidelerini tatbik etmekteydiler. Curzon bu durumu Anglosakson hukukuna benzetmişti. Örfi hukuk, hukukun çoğu alanını işgal etmiş vaziyetteydi. Durum diğer alanlarda da farksızdı. 1873’te Şah, “Nizamiye” adında Tahran’da polis teşkilatı kurmuştu. 1900 yılında dahi bu teşkilattaki polis sayısı sadece 460 idi. Eğitim Bakanlığı da 1852’de devlet kademelerine personel yetiştirebilmek için “Darülfünun” adında bir üniversite kurmuş ve bu üniversiteye ileri gelenlerin oğullarının alınması için Şah talimat vermişti. Öğrenci sayısı 1900’lerde dahi 300’ü aşmıyordu ve öğretmenler, okulun öğrencilerini eğitmenin çöldeki yaban hayvanlarını eğitmekten farksız olduğunu belirtmekte ve bu durumdan şikâyet etmekteydi. Görüldüğü üzere eğitim sistemi de tam bir facia idi ve bakanlıkların çoğunun bütçesi dahi yoktu. Merkezi hükümet denen şey Tahran’da dahi doğru düzgün bir varlık gösterememekteydi. Devlet, bürokrasiden çok aşiretlere ve taşra ayanlarına dayanan bir şekilde varlık göstermekteydi.

Reformların başarısız olma sebebi yukarıda bahsettiğimiz hususlarda da açıkça görülebilmektedir. Nasıreddin Şah, reformist hareketleri başarısız olunca dikta rejimi tesis etti. Diktatörce davranışlarının etkisi Babiler ve Bahailerin suikast girişimleriyle daha da şiddetlendi. Bu iki grup başta tarikat olarak ortaya çıksalar da Şah’ın sindirme politikaları ve tarikat liderlerinin katledilmesi sonucunda kendilerini başka inançtan saymışlardır. Bunlar, yazımızın konusu olmadığı için şimdilik daha fazla bilgi vermeyeceğiz.
Şah’ın uzun hâkimiyet döneminde gerçekleşen askeri olaylara bakacak olursak, bu dönemde ilk olarak Şah’ın tekrar Herat üzerinde İran tahakkümü kurmak istemesi sonucunda İngilizlerin müdahalesi sonucu 1856’da İngiliz-İran Savaşı’nın patlak verdiğini görürüz. Bu savaş sadece beş ay sürdü ve Kaçar Ordusu yenilgiye uğradı. Kaçarlar Herat üzerindeki tüm hak iddialarından da vazgeçmek zorunda kaldılar. 1870’lerden itibaren Orta Asya Rus kontrolüne geçince Ruslarla Horasan’da da komşu olundu. Rus tehdidi sonucunda 1881’de imzalanan Ahal Antlaşması ile günümüz İran sınırları hemen hemen belirlenmişti. Bu antlaşma sonucunda Ruslar, günümüz Türkmenistan’da kalan Aşkabat gibi yerleri elde ettiler. Nasıreddin Şah’ın iktidarı, 1896’da Tahran’da bir türbe ziyareti sırasında fanatik bir mürit tarafından öldürülmesiyle son buldu.
Yerine ise oğlu Muzaffereddin Şah geçti. Yeni Şah, oldukça tecrübesizdi ve ülkeyi yönetemedi. Ülkedeki Rus nüfuzunun da artmasıyla beraber oluşan muhalefet sonucunda 1905’te ülkede Anayasa Devrimi başladı. Şah da 1906’da meşrutiyet ilan etti. 1907’de ölünce tahta oğlu Muhammed Ali Şah geçti.

Anayasa Devrimi, tüccarların ekonomideki Rus nüfuzundan dolayı ayaklanmasından dolayı başladı. Halk aynı zamanda Muzaffereddin Şah’ın müsrif politikalarından da bıkmıştı. Şah, Rusya ve İngiltere’den aldığı borcu üç Avrupa gezisinde bitirmek gibi korkunç bir israf yapmıştı ve bu da halkı inanılmaz şekilde öfkelendirmişti. Ekonomiden kaynaklanan protestolar zamanla siyasi alana da sıçradı ve Muzaffereddin Şah, 1906’da anayasa yapmayı ve meşruti monarşi getirmeyi kabul etmek zorunda kaldı. 1907’de ölümüyle de yerine Muhammed Ali Şah geçti.

Muhammed Ali Şah meşrutiyete ve anayasaya karşıydı. Babasının yenilgisinin intikamını almak için 1908’de önce meclisi, İslam’a aykırı olduğu gerekçesiyle kapattığını ilan ederek, meclise dağılma emri gönderdi. Ancak meclis bu emri yerine getirmedi. Bunun üzerine Şah, Kazak Tugayı’nı meclisi basması için gönderdi, tugay ise meclisi top ateşine tuttu ve çok sayıda milletvekili öldürüldü. Bu durum meclis yanlılarının şiddetli isyanına sebep oldu. Bu sırada İngilizler ve Ruslar da kendi aralarında İran’ı nüfuz alanlarına bölmüş ve bu nüfuz alanlarında faaliyetlerini artırma çabalarına başlamışlardı. Ülke içeride meşrutiyetçilerle şah yanlılarının, dışarıda ise Ruslarla İngilizlerin arasında bir mücadele sahasına dönmüştü. Ruslar, nüfuzlarını koruyabilmek adına Muhammed Ali Şah’tan yana tavır almışlardı. Meşrutiyet yanlılarının ayaklanmaları ise kısa sürede iç savaşa evrildi. Tebriz ve Reşt gibi kentler ayaklanmanın merkezi haline geldi. Ruslar, devrimcilerin önünü kesmek için ülkeye asker göndermek zorunda kaldılar, hatta Tebriz’i işgal ettiler.

Rusların Şah lehine devrimcilere karşı müdahaleleri devrimi bastırmaya yeterli olmadı. 13 Temmuz 1909’da Muhammed Ali Şah, Tahran’daki Rus konsolosluğuna sığındı ve ülkeyi terk etti. Devrimciler, yerine on bir yaşındaki oğlu Ahmed Şah’ı (1909-1925) tahta çıkardılar. Ahmed Şah, son Kaçar hükümdarı olacaktı.

İran’a meşrutiyetin gelmesi, ülkeyi demokratik bir görünüme kavuşturdu. Devlet işleri artık ayan ve aşiret reislerine dayalı olmaktan çıkıp meclis kontrolünde görülmeye başlamıştı. Ancak hedeflenen ekonomik bağımsızlık sağlanamamış, hatta durum daha kötüye gitmişti. Ruslardan ve İngilizlerden borç üstüne borç alınmaktaydı. Hükümet tarafından ülkeye davet edilen Belçikalı ekonomi danışmanlarından bazıları 1914 yılında bu durumdan ancak Basra Körfezi’ndeki adaların İngilizlere, Güney Azerbaycan ve Horasan’ın bir bölümünün de Ruslara satılması suretiyle kurtuluşun olabileceğini belirtmişlerdi. Ekonominin düzeltilebilmesi için ayrıca ABD’den ekonomik danışman Morgan Shuster, Baş Haznedar makamına getirildi. Shuster, devlet bütçesini düzeltmek için önce vergi sistemini düzenlemeye başladı. Ayrıca vergi tahsilatı için 12.000 kişilik bir özel jandarma teşkilatı kurmaya kalksa da bu iş için harcanan para ülkedeki en büyük gider kalemini teşkil etti ve bu jandarma birliği kurulduktan üç yıl sonra 1914’e gelindiğinde dahi ancak 6.000 kişiye ulaşabilmişti. Bu jandarmalar da asli işleri için değil yollarda muhafızlık etmek için kullanılmaktalardı.

Shuster de kısa süre sonra Rus tehdidi üzerine görevden alınmıştı. Ayrıca Ruslar hala işgal ettikleri yerlerden çekilmedikleri gibi kanun ve nizamı tesis etme bahanesiyle işgal alanlarını daha da genişlettiler. İngilizler de ülkenin güney kıyılarına eş zamanlı olarak asker yerleştirdiler.
Dünya Savaşı sırasında ülkedeki yabancı işgali had safhaya çıktı. İngiliz, Rus ve Osmanlılar ülkeyi her yönden işgale başladı. Osmanlılar Urmiye’yi işgal edip Tebriz’deki Rusların üzerine yürüdü. Ülke tarafsız olmasına rağmen savaşın tarafları burayı yeni bir cepheye çevirmişlerdi. Zaten zayıf olan merkezi otorite hepten dağıldı. Aşiretler ve ayan bağımsız hükümdarlar gibi davranıyordu, ülkenin güneyindeki vilayetler merkezden tamamen kopuk şekilde fiilen bağımsız devletler halinde varlık göstermektelerdi. Yabancı işgalleri de bu duruma tuz biber ekmiş oldu. Osmanlılar sınırdaki Kürtleri silahlandırarak bölgede iç karışıklık dahi çıkardılar. Bu sırada Almanlar da boş durmayarak ajanlar vasıtasıyla aşiretler arası çatışmaları kışkırttılar. İngiliz nüfuz alanında İngiliz destekli İsveçli subayların kurduğu jandarma birliği de 1915’te güneyde düzeni sağlamak üzereyken Alman kışkırtmaları nedeniyle İsveçli subayların ülkeyi terk etmeleri sonucunda durum İngilizlerin aleyhine dönmüştü.

Ruslar, Kirmanşah üzerinden Bağdat’a yürümeye kalkmış ancak durumu fark eden Osmanlılar da İran topraklarına girerek Rusları kuzeye püskürtmüştü. İşler tamamen çığırından çıkmıştı. 1917 Devrimi ile bu sefer de Bolşevikler ülkeyi tehdit etmeye başladı. Hatta Bolşeviklerden bazıları bir kısım İranlı komünistleri arkalarına alarak Hazar denizi kıyısındaki Gilan eyaletini işgal etmişti ve Tahran’a yürüme tehditleri savurmaktalardı. 1918’de savaşın bitmesi de pek bir şeyi değiştirmedi. Ülkede 1917-1921 yılları arasında kırsal nüfusun dörtte biri de dâhil olmak üzere iki milyon kişi kıtlıktan ve salgın hastalıklardan can verdi. İngilizler ise Bolşevik Devrimi nedeniyle Ruslardan boşalan nüfuzu da ele geçirmek için çalışmalara başladılar. Lord Curzon’un büyük katkıda bulunduğu 1919 İngiliz-İran Antlaşması sonucu ülkedeki İngiliz etkisi inanılmaz şekilde arttı. Bu antlaşma uyarınca İngilizler İran’a çoğu konuda yardım etme hakkını tekellerine alıyorlar ve demiryolları, fabrikalar gibi yatırımlarda da imtiyaz sahibi oluyorlardı. Bu durum halk arasında şiddetli tepkiye sebep oldu. Ortaya çıkan milliyetçi rüzgâr nedeniyle bazı siyasetçiler hükümeti vatan hainliğiyle itham ettiler hatta milliyetçi gruplar bakanlara suikast düzenlemeye başladı. Halkın ezici çoğunluğu İngilizleri ülkeden sökülüp atılması gereken düşmanlar olarak görmekteydi. Lord Curzon antlaşmayı hazırlarken İran’ın İngiliz yanlısı olduğunu sanmak yanılgısına düşmüştü. Ancak bu antlaşma ülkedeki siyasi atmosferi içinden çıkılmaz hale getirmişti ve anlaşmayı destekleyecek siyasi bulmak da imkânsız hale gelmişti. Kuzeydeki Bolşevik tehdidi de hala devam etmekteydi. Ülke içinden çıkılmaz bir durumdaydı.
YAZAR: SALİH BUĞRA SEZİŞLİ
KAYNAKÇA:
1-) English Wikipedia
2-) Dünya Tarihi, Clive Ponting
3-) Modern İran Tarihi, Ervand Abrahamian
4-) TDV İslam Ansiklopedisi
