TARİH

SAFEVİLER’İN ÇÖKÜŞÜNDEN, 1979 DARBESİ’NE KADAR İRAN – 1


Safevî Devleti’nin, 1639’da Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı imzalamasından sonra, en büyük rakibi olan Osmanlı İmparatorluğu ile aralarındaki şiddetli savaş dönemi sona ermişti. Bu savaş dönemi, ülkenin yıpranmasına sebep olmuş; ülkedeki merkezi yönetimi ve orduyu zayıflatmaya başlamıştı. Ayrıca Doğu-Batı arasındaki ticaret güzergâhının değişmesiyle ülke iktisadi açıdan da zayıflamaya başlamıştı. Şah II. Abbas (1642-1666) bu duruma, orduda gulam (ücretli devşirme) sistemini yürürlüğe koyarak, ordunun giderlerini azaltmak suretiyle müdahale etmeye çalışmıştır. Ancak bu sistemle de uzun vadede eyaletler üzerinde vergi yükü ve baskı artmış, durum daha da kötüleşmişti.


SAFEVÎLER’İN ÇÖKÜŞÜNDEN 1979 İSLAM DEVRİMİNE KADAR İRAN

Bu yazı dizimizde Safevî Devleti’nin çöküşünden müttefiklerin İran’ı işgaline kadar geçen sürede, İran’ın yaşadığı siyasi ve askeri süreci irdeleyeceğiz.

1- SAFEVÎ DEVLETİNİN ÇÖKÜŞÜ

2- NADİR ŞAH DÖNEMİ VE TEKRAR PARÇALANMA

3- KAÇAR HANEDANI DÖNEMİ

4- RIZA HAN’IN DARBESİ VE RIZA ŞAH’A DÖNÜŞMESİ

5- MUHAMMED PEHLEVİ DÖNEMİ VE 1979 İSLAM DEVRİMİ


SAFEVÎ DEVLETİ’NİN ÇÖKÜŞÜ

Safevî Devleti’nin, 1639’da Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı imzalamasından sonra, en büyük rakibi olan Osmanlı İmparatorluğu ile aralarındaki şiddetli savaş dönemi sona ermişti. Bu savaş dönemi, ülkenin yıpranmasına sebep olmuş; ülkedeki merkezi yönetimi ve orduyu zayıflatmaya başlamıştı. Ayrıca Doğu-Batı arasındaki ticaret güzergâhının değişmesiyle ülke iktisadi açıdan da zayıflamaya başlamıştı. Şah II. Abbas (1642-1666) bu duruma, orduda gulam (ücretli devşirme) sistemini yürürlüğe koyarak, ordunun giderlerini azaltmak suretiyle müdahale etmeye çalışmıştır. Ancak bu sistemle de uzun vadede eyaletler üzerinde vergi yükü ve baskı artmış, durum daha da kötüleşmişti. 1666’da II. Abbas’ın ölümü, Safevî Devleti için sonun başlangıcı olmuştur. Bundan sonraki Şahlar, silik ve etkisiz kişilikleri, yetersiz eğitimleri ile devleti daha kötü bir duruma götürdüler.

[1]- Şah II. Abbas

Son Şah II. Hüseyin (1694-1722) devlet işlerine bütünüyle ilgisizdi ve hazineyi de kişisel harcamaları için tüketmişti. Devlet göreceli bir barış döneminde olsa da merkezi otorite inanılmaz şekilde zayıflamıştı. Valiler de başlarına buyruk hareket etmektelerdi. Babür Devleti, bu zayıflıktan faydalanarak Afganistan’daki Safevî topraklarını işgal etti. Afganistan’daki devlet otoritesinin bu denli zayıf olduğunu gören Afgan kabileleri de Gılzai boyundan Mirveys Han Hotak önderliğinde birleşerek, Gürcü asıllı Kandahar valisini öldürerek yönetimi ele geçirdiler. 1715’te Mirveys Han’ın ölümüyle yerine oğlu Mir Mahmud Hotakî geçti. Mir Mahmud, 1720’den itibaren Kandahar ile sınırlı kalan egemenliğini genişletmek amacıyla İran’a yöneldi. Bu Safevîler için yıkıcı sonuçlara sebep olacaktı. İki yıl içinde Safevî Ordusu dağıldı ve başkent İsfahan, Mir Mahmud komutasındaki Afganların eline geçti. Fars çoğunluk, Afgan tahakkümünü tanımayarak isyan etti. 1723’te Osmanlılar, Ruslarla anlaşarak her yönden ülkeyi işgale başladı. Ülke bir anda anarşiye sürüklendi. Safevîler’in son kalıntıları ise II. Tahmasp komutası altında Kazvin’e çekildi, ancak hiçbir etkileri kalmamıştı. Osmanlılar Azerbaycan ve Kirmanşah bölgelerini, Ruslar ise Azerbaycan kıyılarından ilerlemek suretiyle Kuzey İran kıyılarını işgal etmişti. Son Safevi hükümdarı ise Horasan’daki Afşar Türkmenlerinin lideri Nadir Kulu Han ile ittifak yaparak etkisini bir nebze yeniden tesis etmek istese de 1736’da gittikçe güçlenen Nadir Kulu Han tarafından tahttan indirildi ve Safevi Devleti tamamen son buldu.


NADİR ŞAH DÖNEMİ VE TEKRAR PARÇALANMA

Nadir Şah, genç yaştayken bölgedeki aşiret savaşlarına katılmıştı ve burada tecrübe edinmişti. Horasan’daki Abiverd kentinin hâkimi olmuşken, daha sonra Horasan’ı elinde tutan Sistanlı Melik Mahmud’un emrine girmiş, sonrasında ise Mahmud’u siyasi oyunlarla bertaraf ederek 1726 yılında Horasan’ın hâkimiyetini ele geçirdi. Bu tarihten itibaren Kazvin’deki II. Tahmasp ile ittifak kurarak onun emrine girdi. Tahmasp ile beraber ülkede düzeni yeniden tesis etmek için İsfahan’daki Gılzailere ve diğer beylere karşı mücadeleye başladı. 1729’da İsfahan’ı Afganlardan geri aldı ve II. Tahmasp burada törenle tacını giydi. Çok geçmeden Afganları başka çatışmalarda da mağlup ederek ülkedeki Afgan hâkimiyetine büyük darbe vurdu. Nitekim kısa süre sonra Gılzai Hükümdarı Eşref Han’ın öldürülmesiyle ülkedeki Afgan hâkimiyeti sona erdi ve Safevi saltanatı yeniden tesis edildi. Nadir Han bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu üzerine yürüdü, 1732 yılına kadar Hemedan, Tebriz ve Kirmanşah’ı geri aldı. Aynı yıl Ruslarla barışı sağladı ve Tahmasp ile yaşadığı krizin neticesinde Tahmasp’ı tahttan indirerek yerine onun bebek oğlu Abbas’ı Şah ilan ettirdi ve kendisini de vekil ilan ederek yönetimi fiilen ele geçirdi. Yönünü tekrar batıya çeviren Nadir Han, Osmanlıları ve Rusları mağlup ederek Azerbaycan’ı ele geçirdi ve 1735’e kadar Tiflis ile Dağıstan’a kadar ilerlemeyi başardı. Hatta Kars’ı iki defa kuşattıysa da başarısız oldu.

[2]- Nadir Şah – (a)

Ruslarla yapılan mücadele de kesin zaferle sonuçlanmıştı ve barış anlaşmasıyla beraber 1722 yılından itibaren süren işgal sona ermişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus Çarlığı ve Avusturya ile savaşa girmesiyle askerî açıdan eli rahatlayan Nadir Han, 1736 yılında ulemanın ve eşrafın desteğiyle kendisini “Şah” ilan ettirdi. Artık Nadir Şah, İran’ın kesin hâkimiydi. Tahta çıktıktan sonra ülke içinde Şiilik ve Sünniliği barıştırmaya çalıştı. Şah İsmail’in İslam’ı böldüğünü dile getirerek birliği sağlamak için Caferi mezhebinin kabulüne çalıştı. Bu yöndeki faaliyetleri sayesinde Osmanlılar ile kesin barış umudu doğdu ancak Osmanlı ulemasının Caferiliği İslam dininin beşinci mezhebi olarak kabul etmemesi nedeniyle görüşmeler sürüncemede kaldı.

[3]- Nadir Şah – (b)

Askerî açıdan Batı’dan gelecek herhangi bir tehdidin olmaması, Nadir Şah’ın doğuya yönelmesine imkân sağladı. Afganistan’a yürüyen Nadir Şah, 1737’de Kandahar’ı fethetti. 1738’de ise Gazne ve Kabil kentlerini ele geçirerek yıllar önce İran’ı ele geçirmiş Gılzaileri yok etti. Babür Devleti’nin iç sorunlarla boğuşmasını fırsat bilen Nadir Şah, 1739’da Babür Ordusu’nu ağır yenilgiye uğratarak Babür başkenti Delhi’ye kadar ilerledi hatta kenti işgal etti. Babür Hükümdarı Muhammed Şah ile yaptığı anlaşma uyarınca Sind nehrinin kuzeyi ve batısındaki tüm toprakları ülkesine kattı. 1740’ta Türkistan üzerine sefere çıktı ve Buhara önlerine kadar geldi. Ceyhun nehri Özbekler ve Afşarlar arasında sınır kabul edildi.

[4]- Nadir Şah Orta Asya Seferi

Osmanlı İmparatorluğu ile sürmekte olan barış görüşmeleri ise Caferiliğin kabulü hususundaki tartışmalardan dolayı sonuçsuz kaldı ve savaş 1743’te tekrar başladı. Nadir Şah, Kerkük’ü ele geçirdi ve Basra’yı kuşattı. Musul’a yürüse de başarısız oldu. Bunun üzerine Bağdat valisi Ahmet Paşa ile barış hususunda anlaştı ve aldığı yerlerden geri çekildi. Ancak Osmanlılar, iç karışıklık çıkarması için bazı Safevi ailesi üyelerini İran’a yolladılar. Bu sırada Kaçar Türkleri de ayaklandı. Çatışmalar 1745’te Nadir Şah’ın galibiyetiyle sona erdi. Osmanlılarla da nihayet 1746’da Kerden Antlaşması ile barış tesis edildi.

Bu askeri zaferleri Nadir Şah’ı haklı olarak büyük üne kavuşturdu. Kendisi bazı tarihçilerce “Doğu’nun Napolyon’u” olarak anılmaktadır ki bu tabir bizce de yersiz değildir. Küçük bir aşiretin liderliğinden imparatorluk tahtına uzanan yol hiç de kolay değildir, üstüne bunu kısmi anarşinin hâkim olduğu bir ülkede yapmak ve ülke içi düşmanlarla savaşırken ayrıca dış güçlere karşı da mücadele edip bunları zaferle sonuçlandırmak inanılmaz bir askeri ve diplomatik zekâ gerektiren bir iştir. Kendisi, bu başarması güç işi başarmıştır. Her ne kadar kurduğu devlet uzun ömürlü olmasa da kısa vadede aynı anda hem Osmanlı hem Rusya hem de Babür gibi büyük devletlerle mücadele edip bunlardan zaferle çıkabilmesi sahip olduğu dehayı göstermektedir.

[5]- Nadir Şah ve Askerleri

Hindistan Seferi’nden yüklü miktarda ganimetle dönen Nadir Şah, üç yıl boyunca halktan vergi alınmayacağını ilan etmişti. Ancak Osmanlılarla 1743’ten itibaren gerçekleşen savaşın yarattığı tahribatı giderebilmek için bu sözünü tutmadı ve zorla vergi topladı. Huzursuzluk gittikçe arttı. Çıkan isyanların bastırılmasında da aşırıya gidilmesi ve vergi tahsildarlarının zulmü, halkı isyana teşvik etti. Ülkenin her yerinde geniş çaplı ayaklanmalar patlak verdi. Bu ayaklanmalara müdahale ederken halka zulmeden Nadir Şah, nihayetinde 1747 Haziran’ında komutanları tarafından karargâhında öldürüldü. İran, 1796’ya kadar yeniden birleşemeyecekti. Ülkenin güneyinde ve batısında Zend Hanedanı yönetimi ele geçirdi. Afşarlar ise Horasan’a çekildiler. Kaçarlar ise Azerbaycan’ın muhtelif kesimlerinde denetimi ele alarak Zendlere karşı mücadeleye başladı. Bu mücadele 1794’te Zendlerin yıkılmasıyla sonuçlandı.

[6]- Yandaki harita en geniş sınırlarına ulaştığı dönemde Afşar Hanedanı’nın kontrol ettiği bölgeleri göstermektedir.

YAZAR: SALİH BUĞRA SEZİŞLİ


KAYNAKÇA:

1-) English Wikipedia

2-) Dünya Tarihi, Clive Ponting

3-) Modern İran Tarihi, Ervand Abrahamian

4-) TDV İslam Ansiklopedisi


Yorum bırakın