Kıbrıs’ta 21 Aralık 1963’te Rum EOKA terör örgütü militanlarının Kıbrıs Türklerine yönelik başlattığı ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen katliamın üzerinden 62 yıl geçti. Peki o günlerde Kıbrıs Türkleri neler yaşamıştı? Gelin hep birlikte 62 yıl önceye giderek yaşanan bu katliama ilişkin birlikte mâlumat sahibi olalım.
1963 KIBRIS OLAYLARI VE KANLI NOEL

Kıbrıs’ta 1963 yılının Aralık ayında, anayasa değişiklik tekliflerinin reddedilmesinin ardından, Rumlar 4 Aralık gecesi EOKA mensubu Markos Drakos’a ait bir heykelin bombalanmasını Türklerin yaptığı iddiasıyla kışkırtma eylemlerine başlamışlardır.

Rum polisleri, Türklere ait ev ve işyerlerine baskınlar düzenleyerek, Türk araçlarını ve vatandaşlarını kontrol altına almış, hakaret ve işkencelere başvurmuşlardır. Bu eylemlerin ardında, Türklerin direncini test etmek ve onları uluslararası alanda “isyancı” olarak göstermek amacı yatmaktadır. 21 Aralık 1963’te, Rumlar Akritas Planı çerçevesinde silahlı saldırılara başlamışlardır. Akritas Planı, Rumların Kıbrıs’ı kendi egemenlikleri altına almak ve Kıbrıs Türklerini adadan tamamen uzaklaştırmak amacıyla hazırladıkları bir plandır.

Lefkoşa-Girne yolu üzerinde, Rum polislerinin sebepsiz yere durdurduğu bir Türk aracında çıkan çatışmada, biri kadın olmak üzere iki Türk hayatını kaybetmiş, beş Türk de yaralanmıştır. Bu olay, Türk toplumunda büyük bir öfkeye yol açmış ve ertesi gün, adada Türk ve Rum toplumu arasında birçok bölgede karşılıklı çatışmalar patlak vermiştir. Bu çatışmaların hızla büyümesi, Rumların Türkleri isyankar olarak göstermek için planlarını başarıyla işlettiklerini kanıtlamaktadır.

22 Aralık’ta Rum lideri Makarios Garanti Antlaşmasının uluslararası kanunlara göre geçerliliği olmadığını ve bu antlaşmadan kurtulmak amacıyla BM’ye başvurmayı düşündüğünü belirtmiş, Türkiyenin kuvvet kullanarak müdahalesinin saldırganlık sayılacağını ifade ettiğini açıklamıştır.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, Rumlar planlarına uygun olarak önce Türkleri kışkırtıp, Türkler için olumsuz bir imaj yaratmayı amaçladılar. Başarılı bir şekilde hedeflerine ulaştıklarını düşündüklerinde ise şimdi sıranın yaşananların iç mesele olarak sunulması ve dünya kamuoyuna böyle kabul ettirilmesi olduğuna inanıyorlardı. Bu adım aynı zamanda Garanti Antlaşması’ndan kurtulmalarını sağlayacak önemli bir hamle olarak görülüyordu.

Türkiye’nin Kıbrıs meselesine müdahale etmemesi gerektiğini de iddia eden Makarios, Türkiye’nin kuvvet kullanarak müdahalesinin saldırganlık sayılacağını sözlerine eklemiştir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı’na göre, adadaki çoğunluğun arzularına uymayan bir anayasanın değiştirilmesi için Türklerin onayını almaya lüzum yoktur. Bu açıklamaların yapıldığı aynı gün gazetelerde, üç Türk’ün öldürüldüğü, Atatürk Heykeli etrafında toplanan Türklere bomba atıldığı ve olaylarda yirmiden fazla kişinin yaralandığı, yaralılara müdahaleye giden ambulanslara da ateş açıldığı bildirilmiştir.

Yaralılara müdahale ancak Rum polislerin silahları boşalarak gitmelerinden sonra yapılabilmiş, yaralılar Türk kliniklerine kaldırılabilmiştir. Ayrıca, sabah 6’da Ermu sokağından süratle geçerek yolun iki tarafındaki kalabalığa sivil bir arabadan ateş açılmıştır. Birçok Türk ve Rum yaralanmıştır. Türk Cemaat Meclisi binasına Rumlar makineli tüfekle ateş açarak camları kırmışlardır. Lefkoşa ve Larnaka’da Türk ve Rum polisleri arasında silahlı çatışma yaşanmıştır. Olaylar karşısında Türkler, soykırım nitelikli Rum saldırılarına karşı can ve namuslarını korumak amacıyla, 22 Aralık’tan itibaren TMT’yi tekrar canlandırarak silahlı direnişi başlatmışlardır. 25 Aralık’ta Lefkoşa’daki Türk Büyükelçiliği saldırıya uğramış, Türklerin yaşadığı Küçük Kaymaklı bölgesi de ağır kayıplar sonrasında Rumların eline geçmiştir.

Ölü ve yaralı sayısı belirlenememiş, Lefkoşa dışındaki Türklerden haber alınamamıştır. Başkentin banliyösü olan Küçük Kaymaklı’dan alınan haberler, burada Rumların korkunç bir katliamda bulunduklarını göstermektedir. Kıbrıs Rum polisi ve silahlı siviller, Lefkoşa’nın bu kısmına girmişler ve yüzlerce Türk erkek, kadın ve çocuğunu yakalayarak rehine alarak Rum kesimine götürmüşlerdir. Dört gün süren şiddetli çarpışmaların yaşandığı kasabadan 500 kadar Türk alınarak götürülmüş ve beş yıl önce İngilizlerin Kıbrıslı Rumları hapsettikleri Cikko Manastırı’na kapatılmışlardır.

Kıbrıs’ta olaylar hızla tırmanırken, Lefkoşa’daki çatışmalar ada genelinde yayılmaya başlamış ve abluka altına alınan Türkler, köylerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Birkaç gün içinde 100’den fazla Türk köyü boşaltılmıştır.

Bu durumu engellemek için, Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş, Türkiye’ye Ada’ya fiilen müdahale edilmesi çağrısında bulunmuş aksi takdirde Kıbrıs Türklerinin varlığının tehlikeye gireceğini belirtmiştir. Buna cevaben Türkiye 24-25 Aralık’ta olağanüstü bir toplantı düzenleyerek Türkiye’de Başbakan İnönü’nün yeni kabinesinde Dışişleri Bakanı olan Feridun Cemal Erkin, İngiltere ve Yunanistan’a Türk kuvvetleriyle birlikte Kıbrıs’taki şiddeti durdurmaları çağrısında bulunmuştur. Ancak, bu çağrılar sonuçsuz kalmış ve Türkiye garanti antlaşmasına dayanarak tek taraflı müdahale kararı almıştır.


25 Aralık 1963’te Türk jetleri Lefkoşa üzerinde ihtar uçuşu gerçekleştirmiştir. Aynı gece, Lefkoşa’nın batısındaki Kumsal bölgesine yapılan Rum saldırısında, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’nda görevli doktor Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğu katledilmiştir. Bu katliam “Kumsal Baskını” olarak tarihe geçmiştir ve Binbaşı İlhan’ın ailesinin öldüğü ev, günümüzde “Barbarlık Müzesi” olarak ziyarete açıktır ve Rum vahşetini tüm çıplaklığıyla sergilemeye devam etmektedir.

Kanlı Noel olarak anılan bu olaylar sonucunda sadece Lefkoşa’da hayatını kaybeden Türklerin sayısı 92, yaralıların sayısı ise 475 olarak belirlenmiştir.

NAŞİR: MAVİ OCAK NEŞRİYAT EKİBİ
