DAMLALAR

TÜRK CİHAN HAKİMİYETİ MEFKURESİ TARİHİ – OSMAN TURAN


-1-

OTAĞ KELİMESİ

Çin kaynakları Kunların oturdukları çadırları da “U-tu” şeklinde kaydetmişlerdir. Bunun da Osmanlı devrine kadar gelen meşhur “otağ” kelimesi olduğu ve milattan öncelere kadar çıktığı artık tespit edilmiş bulunuyor. Yerleşik hayata geçtikten sonra Türklerin oda ve Parsların Otak (oda,büyük çadır) yaptıkları kelimeler de bu menşee bağlıdır.

Türk Çadırları.

Miladın ilk asırlarında meydana çıkan Kırgızların “Ay” (ai) kelimesini kullandıklarına dair Çin kaynaklarının kaydı da mühimdir. Tan-şu Kırgızların her mevsim için üç ay sandıklarını ve bunu on iki hayvan takvimi ile kullandıklarını yılbaşına da “Mo-cheng ai” (buz ayı) dediklerini yazar. Avrupa Hunlarının bir devamı olan Tuna bulgarlarına ait kitabelerde de Kuçi (Koç), Sigor (Sığır), Tok (Tavuk), Doks (Domuz), Dvanş (Tavşan), Veçem (Üçüncü), Altom (Altıncı), Tangrı ve Kağan kelimeleri de eski Türkçe bakımından kayda şayandır. Ak-hunlara veya Eftalitlere ait bir kaç Türkçe isim de bize kadar gelmiştir. İslam kaynakları V. asırda yaşayan Akhun hükümdarının adını Akşunvar şeklinde vermişlerdir, ki bu isim Türkçe Aksungur (bazı Avrupalılara göre soğudca kıral manasına khşevan) sanılmaktadır. VI. asır başlarında Hindistan’da hüküm süren Ak-hun hükümdarı Toraman adını, Kabil ve Gandara’da bulunan Eftalit reisi de Tekin unvanını taşıyordu.

~ Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Osman Turan, Ötüken Yayınları, sf.65 ~


-2-

ESKİ TÜRKLERİN DİNİ VE AKİSLERİ

Çağdaş Bizans Tarihçisi Theophylaktos Türklerin toprağı suyu ateşi ve havayı takdis etmekle beraber, sadece, yerlerin ve göklerin haliki bir Tanrı’ya taptıklarını, ona at, sığır ve koyun kurban ettiklerini, istikbali haber veren kahinleri olduğunu söyler. Çingiz Han, Harizmşahlar İmparatorluğu’na karşı savaşa girişmeden önce, bir tepe üzerine çıkmış, başını açmış kemerini boynuna bağlamış ve yüzünü yere koyarak üç gün üç gece zafer için Tanrı’ya dua etmişti. Allah’a niyaz ederken baş açmaya Selçuklu, Osmanlı sultanları ve evliyaları arasında da rastlanmış ve bu eski adetin İslam ibadetlerinde devamı mahzurlu sayılmamıştır. Bu münasebetle Alparslan’ın ve büyük veli Akşemseddin’in, mühim hacet dilediklerinde bu şekilde Allaha niyaz ettiklerini kaydetmeliyiz.

~Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Eski Türklerin Dini, sf. 70-75~


-3-

TUĞRA

İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul Beğ, bütün resmi vesikalarında olduğu gibi Bağdad halifesine gönderdiği mektupların başında yay ve ok işaretlerini koyuyor ve içerisine de kendi ünvanlarını yazıyordu. Buna tuğra deniliyordu.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Tuğrası.

Sonraları bu ok ve yay işaretleri kaldırılmış ise de Sultanların isim ve ünvanlarını ok ve yay biçiminde gösteren tuğra usulü Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna kadar devam etmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un tuğranın “Oğuzlara mahsus olup diğer Türklerce bilinmemesi” kaydı dikkate şayan olup herhalde hakimiyetin kendilerine ait bulunması ile ilgilidir.

~ Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, sf.123 ~


-4-

BU KİŞVER-İ RÛM BİR SER-İ PÛŞÎDE-İ PÜR NAMUSTUR!

Türk tarihinde, ilk defa olarak, Osmanlıların merkeziyetçi bir devlet sistemi ile meydana çıkması cidden büyük bir siyasi inkılap olmuştur. Filhakika Osmanlı Hanedanı, diğer Anadolu Beyleri gibi, menşei göçebe olduğu ve milli ananeleri muhafaza ettiği halde devletin taksim edilmez mukaddes bir varlık olduğunu kavramış; şehzadelerin ve boy beylerinin siyasi hakimiyete iştiraklerine imkan vermemiş ve bu sayede kuruluşundan beri merkeziyetçi sağlam ve istikrarlı bir devlet cihazı vücuda getirmeğe muvaffak olmuştu. Fatih Sultan Mehmed Anadolu beylerinin ve kendi bünyesinde gelişen kudretli hanedanların (mesela vezir Çandarllı) son bakiyelerini de bertaraf ederek merkeziyetçi otoriteyi daha da sağlamlaştırmıştı. Daima devlet birliği ve şuuruna ve Nizam-ı alem mefkuresine bağlanan Osmanlı inancı bakımından II. Bayezid’in bir sözü kayda şayandır.

Filhakika Fatih Sultan Mehmed’in iki oğlu Sultan Bayezid ile Cem Sultan arasında saltanat mücadelesi devam ederken küçük kardeş ağabeyisine, Anadolu ve Rumeli olmak üzere, devleti aralarında taksim ederek mücadeleye nihayet vermeyi teklif eder. Fakat veli tabiatlı padişah Bayezid: “Bu kişver-i Rûm bir ser-i pûşîde-i arûs-i pür namustur, ki iki damad hutbesine tâb götürmez” Yani Osmanlı Devleti öyle bir başı örtülü namuslu bir gelindir ki iki damadın talebine tahammül edemez cevabiyle saltanatı namusun timsali olan geline benzetmiş; taksim edilmeyeceğine dair namus ve kudsiyet duygularını belirtmiştir.

~ Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, sf.241 ~


Yorum bırakın