Hukuk ilmi, riyazî ilimler gibi kat’î olmamakla beraber idarî, iktisadî ve içtimaî vaziyetlerle ve örf ve âdetlerle ayarlanmak gerekli olup her milletin durumu ve herkesin görüş ve anlayışı bir olmadığından ihtilâf vukuu zaruridir. İşte milletlerin kanunlariyle hukukçular arasındaki ayrılık ve ictihad ihtilâfları bundan neş’et etmektedir.
GİRİŞ

Ali Himmet Berki 1882 yılında babasının kadılık yaptığı Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Bu vesileyle hukuka aşina bir şekilde büyümüştür. Ali Himmet Berki medresetü’l kudât’ı ‘‘aliyyü’l-a’la’’[1] derecesiyle bitirerek tahsil hayatını tamamlamış ve akabinde muhtelif memurluk ve kadılık vazifelerinde bulunmuştur. Gerek Osmanlı İmparatorluğu zamanında gerekse de Türkiye Cumhuriyeti’nde muhtelif hukuk mesleklerinde vazife yürütmüştür. Öyle ki uzunca bir müddet Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığını yapmıştır. Tekaüde ayrıldıktan sonra da bir yandan avukatlık yapmış bir yandan da farklı (hukuk, tarih, din) alanlarda birçok ilmi eser telif etmiştir. Bu itibarla farklı dönemlerde ve hukukun çeşitli alanlarında vazifeler üstlenerek hem İslam hukukuna hem de günümüz laik hukukuna vakıf olmuştur. Bu açıdan Ali Himmet Berki mümtaz bir konuma sahip olup İslam hukuku ve laik hukuk arasında köprü vazifesi gören geçiş dönemi hukukçularındandır.
Ali Himmet Berki gerek hukukşinas şahsiyeti ile gerekse de hukuka dair kaleme almış olduğu birçok eser ile hukuk tarihimize ışık tutmaktadır. Ayrıca muallimlik, kadılık/hakimlik ve avukatlık gibi muhtelif vazifelerde bulunduğundan hukuk mesleklerini icra edenler (avukat, hâkim, savcı vb.) ile hukuk fakültesi öğrencileri için adeta bir numûne-i imtisal teşkil etmektedir. Bu mülahazalarla Ali Himmet Berki gibi bir şahsiyetin bilinmesi gerektiğini şahıs hakkında az veya çok bilgi sahibi olmamız gerektiğini düşünmekteyim. Bu şahsiyeti daha yakından tanımalı ve eserlerini okuyarak eserler üzerinde düşünmeliyiz bu sayede kâmil manada hukukçu olabilir, hukuku ve adaleti özümseyebilir, geçmiş hukuk dünyamızdan ibretler alarak gelecek hukuk dünyamızı şekillendirebiliriz.
HAYATI
Ali Himmet Berki, Demircizâde Osman Efendi’nin oğlu olarak babasının kadılık yaptığı Elbistan’da 17 Ocak 1882 tarihinde dünyaya gelmiştir.[2] Babası Osman Efendi’nin görev yeri olan Elbistan’da bulunan Himmet Baba’ya atfen adı Ali Himmet olarak tevsim edilmiştir.[3]
Babası Osman Efendi (h.1250-1319) İbradı’nın (Akseki) Unulla köyünde 1836 yılında (şimdi Ürünlü) doğmuştur. Osman Efendi köyünde başladığı tahsiline İstanbul’da devam etti.[4] Fatih dersiâmlarından Rizeli Hasan Sabri Efendi’nin derslerine dahil oldu ve 1863 yılında icazet aldı ve aynı zamanda Muallimhâne-i Nüvvab’tan da 1866 senesinde mezun oldu.[5] Sırasıyla Beypazarı, Menemen, Bayındır, Nazilli, Elbistan, Akşehir, Keşan, Karaisalı ve son olarak Çorum naipliğine tayin edildi. Demircizâde Osman Efendi, 1901 (h.1319) senesinde vefat etmiştir. Doğduğu Unulla köyünde defnedildi. Mezar kitabesi: “Yüksek ilim ve ahlakıyla hüküm veren-Kadı Osman Efendi’nin ruhuna Fâtiha-1319.” şeklindedir.[6] Günümüz hukukçuları makam, mevki, itibar ve sair maddi menfaatlerin peşinden koşmak yerine; arkasından Kadı Osman Efendi gibi anılmak için çabalamalı ve bu uğurda meslek hayatını yürütmelidir.

Ali Himmet 14 Aralık 1911 tarihinde hocası Mehmet Şakir Efendi’nin kerimesi (kızı) Ayşe Hanım ile evlendi ve bu evliliğinden üç oğlu ve üç kızı dünyaya geldi.[7] Oğulları Osman Fazıl Berki[8], Mehmet Şakir Berki[9], Ahmet Sadeddin Berki[10]; kızları Bedia Hundi, Sadiye ve Sabahat ismini taşıyordu. Ali Himmet Berki, daha genç bir kadı iken kalabalık bir nüfusun fedakâr hamisi olmuştu. Ali Himmet Berki, emeklilik yıllarında da boş durmamış bir taraftan serbest avukatlık yaparken bir taraftan da ilmi çalışmalarını sürdürmüştür. Gerek İslam Hukuku, Vakıf Hukuku, Medeni Hukuk gibi konularda, gerekse Osmanlı Tarihi ile ilgili konularda eserler vermiştir. Hayatının son senelerini Ankara’da geçirmiş ve 24 Mayıs 1976 tarihinde doksan dört yaşında Hakk’a yürümüştür. Vasiyeti üzerine baba vatanı ibradı’nın Unulla köyü kabristanlığına defnedilmiştir. Babası ve meslektaşı Demircizâde Kadı Osman Efendi ile yan yana ebedi istirahatgâhındadır. Mezar kitabesinde, mutadın aksine, annesinin ismi de belirtilmiştir: ‘‘Temyiz Mahkemesi Reislerinden Kadı Osman, Fatma Hanım’ın oğlu Ali Himmet Berki ruhuna Fatiha. Doğumu: 1299, ölümü 1976.’’[11]

TAHSİL HAYATI
Ali Himmet Berki, ilk tahsiline kendi köyü Unulla’da başladı ve babasının tayini üzerine Çorum’da devam etti. İptidai tahsilini takiben İbradı nahiyesinde bulunan Rüştiye Mektebi’nde de dört sene boyunca müfredattaki dersleri tahsil ve ikmalden sonra birincilikle şehadetname aldı.[12]
Ali Himmet Berki, tahsil uğruna büyük bir irade ve aşkla yoluna İstanbul’da devam etti. 26 Eylül 1898 tarihinde İstanbul’a geldi. Fatih dersiamlarından Tokatlı Mehmet Şakir Efendi ile Kayserili Büyük Hamdi Efendi’den ve diğerlerinden ulum-ı aliye ve Arapça ders almaya başladı. Mehmet Şakir Efendi’ den, üç yüz civarında diğer talebe ile, Temmuz 1909’da icazetname almıştır. Bu esnada Eylül 1906’da kaydolduğu Mekteb-i Kudat’tan (Medresetü’l Kudât) 26 Ağustos 1909’da aliyyü’l-a’la derecesi ile mezun olmuştur. Mezuniyet tarihi dikkate alındığında Ali Himmet Berki’nin Süleymaniye’de bulunan ve görevi kadı yetiştirmek olan Mekteb-i Nüvvab’dan mezun olduğu anlaşılmaktadır. Zira bu okul Ali Himmet Berki mezun olduktan yaklaşık 6 ay sonra Medresetü’l Kudat ismini almıştır.[13] Ali Himmet Berki mezun olduğu sırada, Arapça ve Türkçe tekellüme ve Türkçe kitabete muktedirdi ve en mühimi de daha sonra bunun delillerini fazlasıyla ortaya koyacağı gibi sonsuz bir “mütalaa ve telif” aşkı ile dopdoluydu.[14]

MESLEK HAYATI
İMPARATORLUK DÖNEMİ
Ali Himmet Berki mezuniyetinden yaklaşık bir ay sonra Meşîhat-ı İslâmiye’de ilk resmi vazifesi olan Fetvahâne-i Âli İlâmât Odası kâtipliği, bir ay geçmeden aynı odada memur yardımcılığı, iki sene sonra 18 Eylül 1911’de (h. 1329) ikinci sınıf müsevvidliği, 20 Aralık 1913’te (h. 1331) ilave görev olarak Medresetü’l-Kudât Arazi Kanunu muallimliği yapmıştır. 2 Nisan 1914’te (20 Mart 1330) mübeyyiz muavinliğine getirilmiştir.[15]
Ali Himmet Berki fetvahanedeki görevinden ve Medresetü’l-Kudât Arazi Kanunu Muallimliği’nden ayrılarak ilk defa kadılık yapacağı Tokat’a 12 Ağustos 1914’te atandı. Bu şehir hocası ve aynı zamanda kayınpederi olan Müderris Mehmed Şakir Efendi’nin de memleketiydi. Burada ancak bir sene (5 Kasım 1914- 28 Eylül 1915) kadar kaldı. Daha sonra vazifesi Amasya Sancağı Kadılığı ile devam etti. Bu şehirde ilk defa uzun bir müddet (2 Ekim 1915- 19 Aralık 1920) bir vazifede bulunuyordu. Amasya Kadılığı’nı takiben tekrar Tokat Kadılığı’na 7 Aralık 1920 tarihinde tayini yapıldı ve fiilen dokuz ay kadar (3 Ocak 1921-27 Eylül 1922) bu vazifeyi ifa etti. Bir bakıma I. Dünya Harbi’nin ve İstiklal Harbi’nin bütün senelerini bu iki şehirde geçirdi. Kuva-yı Milliye için de büyük gayret gösterdi. Amasya’da Saat Kulesi’ne İngiliz bayrağı çekildiği zaman buna karşı çıkan Ali Himmet Berki halkın maneviyatını yükselten bir heyecanla konuştu. Gözyaşları içinde halka söylediği ‘‘sakin olun kardeşlerim, Allah büyüktür. Böyle asil bir milletin memleketinde, böyle alimler, evliyalar yatağında yabancı bayrağı dalgalanamaz” sözleri İstiklal mücadelesinin tarihine geçmiştir. Ali Himmet Berki, 13 Eylül 1922 tarihinde Ankara’ya Merkez Kadılığı vazifesiyle geldi ve kısa bir müddet (16 Kasım 1922- 28 Mayıs 1923) bu vazifede bulunmuştu.[16] Yaklaşık sekiz sene kadılık hizmetini yürüten Berki bu vazifeden istifası üzerine 28 Mayıs 1923’te (28 Mayıs 1339) Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nde Heyet-i İftâiye Azalığı’na getirilmiştir.[17]
CUMHURİYET DÖNEMİ
Ali Himmet Berki Şeriye ve Evkaf Vekâlet’indeki görevini sürdürürken 24 Aralık 1923 (h.1339)’dan itibaren ek görev olarak Şûrâ-yı Evkaf reisliğini de yürütmüştür. 3 Mart 1924’te Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılıp yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasıyla memuriyet unvanı Heyet-i Müşavere Azası olarak değişmiş ancak bu görevden 1 Mayıs 1924’te ayrılmış ve İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi İkinci Reisliği’ne, 1 Haziran 1925 tarihinde de aynı mahkeme Birinci Reisliği’ne tayin edilmiştir. Ali Himmet Berki’nin İstanbul mesaisi de bir sene bir ay (1 Haziran 1924 -1 Ağustos 1925) kadar devam etmiştir. 12 Temmuz 1925 tarihinde Mahkeme-i Temyiz azalığı ile tekrar İstanbul dan ayrıldı ve Eskişehir’e yerleşti. Mahkemenin Ankara’ya taşındığı[18] tarihe kadar maaile Eskişehir’de kalmış ve bu meyanda çocukları da bu şehirde tahsillerinin ilk ve orta ve lise devrelerini geçirmişti.[19] Bu mahkemenin çatısı altında 5 Haziran 1950 tarihinde tekaüde ayrılıncaya kadar, yirmi beş sene, çalıştı. Temyiz Mahkemesi’nde aza olarak çalışan (12 Ağustos 1925- 12 Nisan 1933) Ali Himmet Berki, sekizinci senede, 1 Nisan 1933 tarihinde Temyiz Umumi Heyeti tarafından münhal bulunan ikinci reisliğine seçildi ve 12 Nisan 1933 tarihinden itibaren bu sıfatla mesaisine devam etti. Rumi 1300 doğumlulardan otuz kadar hâkim ve müddeiumuminin (savcı) 13 Temmuz 1949 tarihinde tekaüde ayrılması bahis mevzuu olduğu zaman mühim bir mesele de kendiliğinden zuhur etmişti. Bunlardan bir kısmının yerine münasiplerinin getirilmesi mümkün ise de senelerden beri bu mahkemede azalığı ve daire reisliği ifa etmiş olan ve eski ve yeni hukuka derin vukufu dolayısıyla yerinin doldurulması mümkün bulunmayan Ali Himmet Berki hakkında Adalet Bakanı Fuat Sirmen’in teklifi ile bir sene daha çalışması için Bakanlar Kurulu kararı çıkmıştı. Bu vazifeyi uzatma kararına rağmen bir sene sonra 2 Haziran 1950 tarihinde, sıhhi sebepler ileri sürerek, tekaüdü hakkında istidasını verdi. 5 Haziran 1950’de tekaüde ayrıldığında hizmeti fiilen kırk seneden fazla idi. Ankara da geçen bu senelerinde bir taraftan avukatlık yaparken diğer taraftan da hukuk bilgisini makaleler ve kitaplar halinde neşretmeye başlamıştı. Bu mesaisi rahmetli olduğu 24 Mayıs 1976 tarihine kadar devam etti.[20]
BİR ESER İNCELEMESİ
Hukuk Mantığı ve Tefsir: Kanun ve Mukâvelelerin Tanzim ve Tefsirine Ait Kâide ve Asıllar

Bu başlık altında Ali Himmet Berki’nin Hukuk Mantığı ve Tefsir adlı eseri hakkında hülasaten malumat verilecektir. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemi hukukçularından olan Ali Himmet Berki’ye göre, kanun ve mukavelelerin yorum ve yazımında bizi ihtilaf ve hataya düşmekten alıkoyacak kaide ve yorum yöntemleri daha işin başında İslâm hukukçuları tarafından düzenlenmiş ve bu ilme “Usûl-i fıkıh” adı verilmiştir. Bu ilim ise cumhuriyetin ilk yıllarına kadar hukuk fakültelerinde okutulmakta iken, hukuk inkılâbından sonra ders programından çıkartılmış, fakat bunun yerini dolduracak bir kürsü ihdas edilememiştir. Bununla beraber ilm-i hukukun giriş kısmında tefsir ve içtihattan bahsedilirse de bu, usûl-i fıkha küçük bir temastan ibaret olup yetersiz kalmıştır. Halbuki usûl-i fıkıh ilmi, başlı başına üzerinde durmaya ve fikir yormaya değer bir ilim olup, her ilmin kendine özel kaide ve incelikleri bulunduğu gibi bu ilmin de özel kaide ve incelikleri vardır.[21]
Ali Himmet Berki bu eserini hukuk inkılabından sonra hukuk fakültelerinin müfredatının değişmesiyle ortaya çıkan boşluğu giderme ve buradan yetişen hukukçulara yol gösterme düşüncesiyle telif etmiştir. Hukuk fakültelerinde usûl-ı fıkıh derslerinin kaldırılıp yerine aynı içerikte başka bir ders konmaması dolayısıyla genç hukukçu ve hakimler kanun maddelerini tefsir gibi önemli bir konuda eksik kalmakta olduğunu tespit etmektedir.[22]
Nitekim eserin yazılış maksadını şu şekilde dile getirir: “Bugünkü ictihad ihtilaflarının çokluğu bu kaide ve esasların nazara alınmamasından ve kanunlar kaleme alınırken hükümler arasındaki ahenk ve tenazura ve kelime ve ibarelerin medlüllerine dikkat edilmemesinden ileri gelmektedir. Kanunu tefsir etmek ne kadar güç bir iş ise kanun yapmak daha güç bir sanattır. Bir tecrübe olmak üzere bu önemli konuda bir risale yazmayı düşündüm. Görebildiğim eserlerden istifade ve meseleler üzerinde imal-i fikir ile vasıl olduğum neticeleri yazmaya çalışacağım.”[23]
Yine eserin önsözünde Ali Himmet Berki, “İbareler, siyak ve sibak ve hükümlerin illet ve menatları ve lisan kâideleri çerçevesinde maksada uygun olarak tefsir olunmak gerektir. İşte, tefsir ilmi bu zaruretten doğmuştur.”[24] ifadeleriyle hukukta tefsirin gerekliliğini vurgulamıştır. O, bu durumun İslam hukukunda Usul-i Fıkh veya Hikmet-i Teşrii ilimlerini ortaya çıkarmasını sağladığını belirterek idari, iktisadi, sosyal gerekliliklere örf ve adetlerin müçtehitler arasında ihtilaf ortaya çıkarttığını bunun da Hilafiyat ilmini doğurduğunu kaydetmiştir.[25]
Eser muhtelif bâb ve fasıllardan oluşan altı kısma ayrılmıştır. Birinci kısım lafzî tefsir, ikinci kısım rûhî ve mantıkî tefsir hakkındadır (s. 7-98). Üçüncü kısım kazaî ve teşriî tefsiri içine alan resmi tefsirler (s. 99-110), dördüncü kısım kıyas ve hukukun yardımcı diğer kaideleri üzerinedir (s. 111-119). Beşinci kısımda Mecelle’de yer alan bazı küllî kaideler “tefsir kaideleri” başlığı altında madde madde ve konularına göre ayrılarak incelenmiştir (s. 120-203). Eserin en çok üzerinde durulan bölümü burasıdır. Son kısımda ise bazı kanun ve mukâveleler üzerinde tefsir tatbikatı yapılmıştır (s. 204 241). Kitap önsözden sonra birinci kısımda yer alan mukaddime ile başlar. Fıkıh usulünün tanımı, doğuşu, takip edilen metotlar, İslam hukukunun kaynakları ile şer’î delillerden çıkarılan hükümler gibi fıkıh usulü kitaplarında yer alan diğer konulara ayrı başlık açılmadan metin arasında değinilmiştir. Eserin Medenî Kanun’u tatbik eden hukukçular için yazılmasından olsa gerektir ki dikkat çeken bir diğer özelliği de verilen örneklerin klasik fıkıh usulü kitaplarındaki misallerden ziyade Medenî Kanun’dan olmasıdır. Yine aynı gerekçeyle mesela lafızlar bahsinde usûl-ı fıkıh kitaplarındaki başlıklar takip edilmekle beraber (hükümler Kur’ân ve sünnetten değil Medenî Kanun metinlerinden çıkacağından) lafızların delaletlerinde helallik-haramlık gibi mevzulara değinilmemiştir.[26]
YAZAR: ENES EROL
DİPNOTLAR VE İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR
[1] – Eskiden okullarda en yüksek derece, pekiyi.
[2] – Berki, Şakir, “Berki, Ali Himmet” TDV. İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1992, C.5, s. 509.
[3] – Yaka, Zeki, Ögke, Ahmet (Ed.) Ali Himmet Berki Kitabı, TDV, Ankara, 2019, 1. Baskı, s.3.
[4] – Gülnar, Furkan, Hukuka Adanmış Bir Ömür: Ali Himmet Berki (1882-1976), Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s.8.
[5] – Gülnar, Furkan, a.g.e., s.9
[6] – Gülnar, Furkan, a.g.e., s.10-11.
[7] – Zeki Yaka, Ahmet Ögke, a.g.e., s.5.
[8] – Prof. Dr. Osman Fazıl Berki, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Devletler Hususi Hukuku alanında ders vermiş olup 1956-1958 yılları arasında bu fakültenin dekanlığını da üstlenmiştir.
[9] – Prof. Dr. Mehmet Şakir Berki, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Medeni Hukuk alanında ders vermiştir.
[10] – Yıllarca Hakimlik görevini ifa edip 1984 yılında hakimlik yaparken emekli olmuştur.
[11] – Birinci Ali, Hukuk Tarihimizde Baba-Oğul Berki’ler: Ali Himmet Berki ve Şakir Berki, (Baba-Oğul), Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 24, 2017 Güz, s.8.
[12] – Birinci Ali, Ali Himmet Berki’nin Hayatı ve Eserleri, Türk Yurdu Kalemleri, s.66.
[13] – Furat, Ahmet Hamdi, “Ali Himmet Berki (1882-1976)”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Sayı: 6, (2005), s,504.
[14] – Birinci Ali, a.g.e., s.66.
[15] – Akar, Ayşe Mine, Ali Himmet Berki ve Hukuka Dair Eserleri, 2013, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s.15
[16] – Birinci Ali, a.g.e., s.67.
[17] – Akar, Ayşe Mine, a.g.e., s.18
[18] – İstiklal Harbi esnasında Sivas’ta kurulan Temyiz Heyeti (2 Haziran 1920) 14 Kasım 1923 tarihli bir kanunla Eskişehir’e taşınmış ve 10 Haziran 1935 günlü ve 2769 tarihli kanunla Ankara’ya nakledilmiştir.
[19] – Birinci Ali, (Baba-Oğul), s.11.
[20] – Birinci Ali, (Baba-Oğul), s.12.
[21] – Zeki Yaka, Ahmet Ögke, a.g.e., s.101-102.
[22] – Berki, Ali Himmet, a.g.e., s.4.
[23] – Berki, Ali Himmet, a.g.e., s.4.
[24] – Berki, Ali Himmet, a.g.e., s.3.
[25] – Furat, Ahmet Hamdi, a.g.e., s.508-509.
[26] – Akar, Ayşe Mine, a.g.e., s.53-54.
