HUKUK

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİNDE KUVVET KULLANIMI REJİMİ VE İSTİSNALARI


Uluslararası hukukun özneleri olan devletler, kendi menfaatlerini korumak maksadıyla gerek diğer devletlere karşı gerekse kendi menfaatlerini zarara uğratan terör örgütlerine karşı mücadele içerisindedirler. Bu mücadele tarih boyunca devam etmiştir. Uzunca bir dönem egemen devletlerin savaş hakkı, egemen bir devletin çıkarlarını elde etmek ya da ihlal edilmiş saydığı bir hakkını korumak için, silahlı ve çok geniş kapsamlı girişimleri içine alan bir zorlama yolu olarak I. Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar kabul edilmiştir. Savaş hakkının tek sınırı savaşın “haklı” olmasıdır. Savaşın haklılığının neye göre belirlendiği dini, ahlaki ve felsefi bazlı temellere dayanmaktadır.[1] Kuvvet kullanımı kavramının tarihsel gelişim ve tekamülü sonucu gelmiş olduğu son noktada savaş ve kuvvet kullanımı, 1945 yılında Birleşmiş Milletler örgütünün kurulması ve BM Antlaşmasının imzalanması sonucunda artık tüm uluslararası toplumu ilzam edecek şekilde yasaklanmış ve meşru müdafaa halleri ile BM Güvenlik Konseyi Kararı haricinde başvurulması mümkün olmayan bir zorlama yolu haline gelmiştir.

Birleşmiş Milletlerin kurduğu sistemde uluslararası uyuşmazlıkların barış yoluyla çözülmesi esas alınmıştır. Bu durum BM Antlaşmasının Giriş kısmında “…uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye, ortak yarar dışında silahlı kuvvet kullanılmamasını sağlayacak ilkeleri kabul etmeye ve yöntemleri benimsemeye …karar verdik…” ve ayrıca “Amaçlar ve İlkeler” başlıklı I. Bölümde belirtilmiştir. Devletler arasındaki uyuşmazlıklar BM Antlaşmasının madde 2/3 ile madde 33 hükümlerine göre ya kendi aralarında ya da BM Örgütü tarafından barışçıl yollarla çözümlenmeye çalışılacak; neticeye varılamamış olsa bile BM Antlaşmasının madde 2/4 ile madde 51 hükümlerine göre meşru müdafaa halleri dışında kuvvet kullanılamayacaktır. Bu arada BM Antlaşmasının 2/4. Maddesinde yer alan kuvvet kullanma yasağı bir teamül kuralıdır ve jus cogens (emredici kural) kapsamında değerlendirilen klasikleşmiş konular arasında, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda yer alan kuvvet kullanma yasağı başta gelmektedir.[2]

Her kuralın istisnası ya da istisnaları bulunduğu gibi Birleşmiş Milletler Antlaşmasında da kuvvet kullanma yasağına dört tane istisna getirilmiş olup bunlar meşru müdafaa durumu (md.51), BM Güvenlik Konseyi Kararıyla kuvvet kullanımı (VII. Bölüm), Güvenlik Konseyi faaliyete geçmeden beş sürekli üyenin kuvvet kullanması (md.107) ve II. Dünya Savaşındaki düşman devletlere karşı kuvvet kullanılmasıdır. Aşağıda bu istisnalardan ikisi incelenecektir.

~ MAVİ OCAK HUKUKİ NEŞRİYAT EKİBİ ~


I. MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE KUVVET KULLANIMI (BM ANTLAŞMASI MADDE 51)

Birleşmiş Milletler Antlaşmasının “Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler” başlıklı VII. Bölümünde yer alan madde 51: “Bu antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyine bildirilir ve Konseyin işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.” hükmünü içermektedir. Burada hem ferdi hem de kollektif meşru savunma hakkı düzenlenmiştir. Şu halde bir devlet kendisine karşı yapılan bir silahlı saldırı durumunda tabii olarak var olan meşru müdafaa hakkını kullanarak BM Güvenlik Konseyinin müdahalesine kadar kendisini savunabilecektir. Ayrıca kendisine saldırılan devlet böyle bir durumda meşru müdafaa çerçevesinde aldığı tedbirleri derhal Güvenlik Konseyine rapor etmelidir.

Kuvvet kullanmanın yasaklanması ve meşru müdafaanın içeriği ile tatbikatı açısından geniş yorum ve dar yorum olmak üzere iki yaklaşım bulunmaktadır. Bu noktada saldırıyı yapan tarafın bir devlet olması ile devlet olmaması durumları gündeme gelmektedir.

I.A. DEVLETLERİN ÖRGÜTLERE KARŞI KUVVET KULLANIMI (GENİŞ/DOKTRİNSEL YORUM-Permissive School)

Kuvvet kullanımının yasaklanması ve meşru müdafaa hakkının içeriği ve kullanılması açısından geniş yorum görüşünü savunanlara göre; BM Antlaşmasının hükümleri uluslararası hukukta kuvvet kullanma yönünden geniş şekilde yorumlanmalıdır. Kuvvet kullanmanın kapsamı 1945 öncesindeki durum gibi değerlendirilmeli ve BM Antlaşması hükümleri bu şekilde uygulanmalıdır. Aksi takdirde bağımsız ve egemen bir devlet, kendisini diğer devletlerin haksız saldırılarından gereği gibi koruyamayacaktır. Kaldı ki devletlerin kuvvet kullanmalarının tamamen yasaklanması ve meşru müdafaa haklarını her halükârda BM eliyle kullanmaları gerçekçi değildir. Birleşmiş Milletler sisteminin son yıllarda uğradığı başarısızlıklar da bu durumun göstergesidir.[3]

BM Antlaşması madde 51’e göre meşru müdafaa hakkının kullanılabilmesi için silahlı bir saldırının varlığı aranmaktadır. Ancak silahlı saldırı kavramının neyi ifade ettiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Geleneksel olarak silahlı saldırı kavramı bir devletin silahlı kuvvetlerinin diğer devletin silahlı kuvvetlerine saldırmasını ifade etmektedir. Bununla birlikte bu kavram, Uluslararası Adalet Divanının Nikaragua Davasında belirttiği üzere bir devletin düzenli ordusu dışında, devlet adına gönderilen veya devlet adına hareket eden silahlı grup ya da paralı askerlerin diğer devletlere karşı gerçekleştirdiği ve silahlı saldırı vasfına ulaşan eylemleri de kapsamaktadır. Bu noktada saldırının silahlı saldırı düzeyine ulaşması, lojistik veya finansal destek gibi katkılardan daha önemli fiillerin gerçekleştirilmesine ve bu devletin o eylemler içinde yer aldığının kanıtlanmasına bağlıdır.

Nikaragua – Kontralar.

Devletler dışında, günümüzde devlet dışı aktörler (terör örgütleri) de silahlı saldırı yapabilme gücüne erişebilmektedirler. Bu durum günümüz uluslararası hukuk kurallarında silahlı saldırı kavramının yeniden yorumlanmasını gerekli kılmıştır. BM Antlaşmasının 51. Maddesinde de silahlı saldırıyı yapanın kim olduğu noktasında sınırlandırıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla öğretide maddenin son yıllarda geleneksel durumdan farklı bir şekilde algılanması ve uygulama yapılabileceği yönünde görüşler dile getirilmeye başlanmıştır. Burada dönüm noktası, 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı ile olmuştur.  Söz konusu saldırı sonrasında uluslararası hukukta silahlı saldırı kavramı terör örgütlerinin gerçekleştirdikleri saldırıları da içerecek şekilde yeniden yorumlanmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 12 Eylül 2001 tarihli ve 1368 sayılı ayrıca 28 Eylül 2001 tarihli ve 1373 sayılı kararlarında söz konusu terör saldırılarının uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit ve hukuki manada bir silahlı saldırı niteliğinde olduğunu dolayısıyla devletlerin meşru müdafaa haklarının bulunduğunu açıkça kabul etmiştir. Bu sayede ilk kez terör eylemlerine karşı meşru müdafaa amaçlı kuvvet kullanılmasına izin verilmiştir. “9/11 olayı” sonrasında terörist örgütleri destekleyen veya onlara destek olan devletlere karşı kuvvet kullanılması açıkça meşru müdafaa olarak kabul edilmiştir. ABD Başkanı George W. Bush’un 17 Eylül 2002’de açıkladığı ulusal güvenlik stratejisinde bu durum önleyici meşru müdafaa olarak da adlandırılmıştır. [4]

9/11 Olayı.

I.B. DEVLETLERİN DEVLETLERE KARŞI KUVVET KULLANIMI (DAR/POZİTİVİST YORUM-Restrictive School)

Kuvvet kullanımının yasaklanması ve meşru müdafaa hakkının içeriği ve kullanılması açısından dar yorum görüşünü savunanlara göre Birleşmiş Milletler Antlaşması madde 2/4’te yer alan kuvvet kullanma yasağının devletlerin tek taraflı kuvvet kullanmalarını tamamen yasakladığını savunurlar. Bir devletin uluslararası düzeyde kuvvet kullanabilmesi için Birleşmiş Milletler Antlaşmasına göre kendisine açıkça izin verilmelidir. Zira antlaşmanın 51. Maddesindeki meşru müdafaa hakkındaki düzenleme bunu öngörmektedir. Birleşmiş Milletler sisteminin temel amacının uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması olması dolayısıyla kuvvet kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Aksi halde bahsedilen amaca ulaşmak mümkün olmayacaktır. [5]


II. GÜVENLİK KONSEYİ KARARIYLA KUVVET KULLANIMI (BM ANTLAŞMASI VII. BÖLÜM)

İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler Antlaşması ile kuvvet kullanma yasaklanmış ve aynı zamanda kuvvet kullanmaya ihtiyaç duyulması halinde Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında olması amaçlanmıştır. Birleşmiş Milletler önderliğinde uluslararası toplumun tamamı adına ve yararına kuvvet kullanılmasına doktrinde kolektif kuvvet kullanma denilmektedir. Kolektif kuvvet kullanma yetkisi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin karar almasına bağlıdır. Zira BM Antlaşması madde 24 uyarınca: “Birleşmiş Milletler’in üyeleri, örgütün hızlı ve etkili hareket etmesini sağlamak için uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumluluğu Güvenlik Konseyi’ne bırakırlar ve bu sorumluluk gereğince görevlerini yerine getirirken Güvenlik Konseyi’nin kendi adlarına hareket ettiğini kabul ederler.” hükmü getirilmiştir. Ayrıca madde 25’teki: “Birleşmiş Milletler üyeleri, işbu Antlaşma uyarınca, Güvenlik Konseyi’nin kararlarını kabul etme ve uygulama konusunda görüş birliğine varmışlardır.” hükmüyle Güvenlik Konseyinin alacağı kararlar BM’nin tüm üyesi olan devletleri bağlayıcı niteliktedir.

BM Antlaşmasının “Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler” başlıklı VII. Bölümünde yer alan 39-51. Maddeler, uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla BM’nin alabileceği tedbirleri ve bunların nasıl uygulanacağını ihtiva etmektedir. Bahse konu tedbirler üye olan devletler dışındaki devletlere veya üye devletlere uygulanabilir. Bu bölümde yer alan 42. Madde uyarınca: “Güvenlik Konseyi, 41. maddede öngörülen önlemlerin yetersiz kalacağı ya da kaldığı kanısına varırsa, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için, hava, deniz ya da kara kuvvetleri aracılığıyla, gerekli saydığı her türlü girişimde bulunabilir. Bu girişimler gösterileri, ablukayı ve Birleşmiş Milletler üyelerinin hava, deniz ya da kara kuvvetlerince yapılacak başka operasyonları içerebilir.” hükmüyle kuvvet kullanma yasağına diğer bir istisna getirilmiştir.

BM Güvenlik Konseyi, BM Antlaşmasının 39. Maddesine göre: “Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu saptar ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya 41. ve 42. maddeler uyarınca hangi önlemler alınacağını kararlaştırır.” Anılan madde Güvenlik Konseyine öncelikle tehdit ve saldırıları saptama, akabinde de bu konuda hangi tedbirlere başvurulacağına karar verme görevini yüklenmektedir.


II.A.    ULUSLARARASI BARIŞIN TEHDİDİ, BARIŞIN BOZULMASI VE SALDIRI HALLERİNDE KUVVET KULLANIMI

Birleşmiş Milletler Antlaşması ile kurulan sistemde Güvenlik Konseyinin ayrıcalıklı bir yeri bulunmaktadır. Zira BM Antlaşmasının 24. Maddesi gereğince uluslararası barışın ve güvenliğin korunması için sorumlu olan organ Güvenlik Konseyidir. Diğer bir deyişle BM Güvenlik Konseyinin varoluş sebebinin uluslararası barış ve güvenliğin korunması olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü BM Sisteminin var olabilmesi için uluslararası barış ve güvenliğin tesisi temel unsurdur. [6]

BM Güvenlik Konseyi Odası.

Barışı tehdit eden yahut saldırı teşkil eden bir eyleme müdahale edilip edilmeyeceği yönündeki takdir yetkisi de BM Güvenlik Konseyine aittir. Devletler böyle durumlarda meşru müdafaa haklarını kullansalar bile durumu BM Güvenlik Konseyine haber vermek zorundadırlar. BM Güvenlik Konseyinin olayla ilgili gereken tedbirleri almasından itibaren devletlerin meşru müdafaa hakları da sona erer.[7]

BM Güvenlik Konseyinin öncelikli görevi saptamak olduğundan, harekete geçmek için öncelikle barışın tehdit edildiğini saptaması gerekmektedir. Ne var ki barışın hangi hallerde tehdit edildiğini saptamak oldukça güçtür. Zira bu konuda elde kesin ve net ölçütler bulunmamaktadır. Barışın tehdidi veya bozulması durumlarının oluşmasına sebebiyet veren fiil kuvvet kullanımı içerebileceği gibi içermeyebilir de. BM Güvenlik Konseyi, kuvvet kullanma içermeyen bir eylemin de barışa yönelik tehdit ya da barışın bozulması durumu oluşturduğuna karar verebilir. Bu saptama tamamen Güvenlik Konseyi’nin yetkisindedir.[8] Uluslararası barış ve güvenliğin bozulduğu veya tehdit altında olduğu ya da bir saldırı eyleminin gerçekleştiği yönünde alınacak Güvenlik Konseyi kararına karşı başvuru yapılabilecek herhangi bir yargı kuruluşunun olmadığı, özellikle bu konuda Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkili bulunmadığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Uluslararası Adalet Divanı, BM Güvenlik Konseyi gibi Birleşmiş Milletler’in bağımsız organlarından bir tanesidir ve yetkisi içerisinde BM Güvenlik Konseyi kararlarını denetlemek veya gözden geçirmek bulunmamaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı.

Uluslararası uygulamada zaman zaman Güvenlik Konseyinin kararlarının hukuki olup olmadığı konusunda iddialarla karşılaşılmış olmakla birlikte pratikte herhangi bir değişiklik gerçekleşmemiştir.[9] Bu sebeple BM Güvenlik Konseyinin bu konuda geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte Güvenlik Konseyi barışa yönelik tehdit ve saldırı durumlarının tespiti için gerekirse araştırma komisyonları kurabilir. Ayrıca 14 Aralık 1974 tarihli BM Genel Kurulu kararında saldırı eylemlerinin neler olduğunu tanımlama ve açıklamaya yönelik kriterler belirlenmeye çalışılmıştır. Anılan karara göre “Bir devletin başka bir devletin silahlı kuvvetleriyle istilası ya da saldırıya uğraması yahut bu saldırı sonucunda geçici bile olsa, bir askeri işgal veya bir devlet ülkesini kuvvet kullanarak kendi ülkesine katması; bir devletin silahlı kuvvetlerinin diğer bir devletin ülkesini bombardıman etmesi ya da her türlü silah kullanması; bir devletin silahlı kuvvetlerinin diğer bir devletin kıyılarını veya limanlarını abluka altına alması; ülkesini bir başka devletin faydalanmasına sunan devletin topraklarının diğer devlet tarafından üçüncü bir ülkeye karşı saldırı fiili için kullanılması; bir devletin silahlı kuvvetlerinin bir başka devletin kara, hava, deniz kuvvetlerine veya sivil uçaklarına, ticaret gemilerine saldırması; bir devletçe veya bu devlet adına bir başka devlete karşı silahlı gruplar, düzensiz kuvvetler ya da paralı askerler gönderilerek yukarıdaki eylemlerde veya bunlara katkıda bulunulması ve benzeri eylemler” barışı tehdit edebilecek veya saldırı teşkil edebilecek eylemler olarak sayılmıştır.[10]

Uluslararası barışın tehdit edildiği veya bozulduğu yahut bir saldırı fiilinin gerçekleşmesi durumlarında BM Antlaşması madde 41 uyarınca BM Güvenlik Konseyi öncelikle kendisine tanınan silahlı kuvvet kullanma dışında her türlü önlemi alabilecektir. Bu önlemlere ticari ambargo, silah ambargosu gibi örnekler verilebilir. Söz konusu yaptırımların muhatabı kural olarak devletlerdir ancak devlet dışı aktörler de bu yaptırımlarla karşılaşabilir.

Güvenlik Konseyi’nin madde 41 uyarınca aldığı tedbirler yeterli gelmezse bu takdirde Güvenlik Konseyi, madde 42’ye dayanarak uluslararası barış ve güvenliğin tesisi için silahlı kuvvet kullanma dahil her türlü tedbiri alabilir. Güvenlik Konseyi tarafından kuvvet kullanılması yönünde karar alınabilmesi için öncelikle kuvvet kullanmayı ihtiva etmeyen tedbirler almak zorunluluk değildir. Güvenlik Konseyinin bu yönde de takdir hakkı bulunmaktadır. Öncelikle diğer zorlayıcı tedbirlerin uygulanması kararı alınabileceği gibi doğrudan kuvvet kullanılması yönünde karar da alabilir.[11] Bu maddenin uygulanabilmesi için madde 43 kapsamında öngörülen BM emrinde sürekli hazır silahlı kuvvet bulundurulmasını sağlamaya yönelik hüküm uygulamada yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte Güvenlik Konseyi tarafından uluslararası barış ve güvenliği bozan devlete karşı üye devletlerin kuvvet kullanılmasına izin verilmesi ve üye devletlerin silahlı kuvvetlerinin bu karara katkı sunması şeklinde ortaya çıkan uygulama, 42. maddenin dolaylı biçimde işlerliğini sağlamıştır.

BM Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin sahip oldukları ve siyasal sebeplerle çok sık kullandıkları veto hakkı, Konseyin karar almasının ve uygulamasının önündeki en büyük engeldir. Zira BM Antlaşması madde 27/2 bendinde: “Güvenlik Konseyinin usule ilişkin konulardaki kararları dokuz üyesinin olumlu oyu ile alınır.” hükmü bulunmaktadır. Buna göre BM Güvenlik Konseyi tarafından silahlı kuvvet kullanılması yönünde karar alınabilmesi için konseyin 5 daimi üyesinin tamamının olmak üzere 9 üyesinin olumlu oyunun olması gerekmektedir. Bu madde kapsamında 5 daimi üye olan Fransa, İngiltere, Rusya, Çin ve ABD tarafından Güvenlik Konseyinin alacağı tedbirlere ilişkin kararlar veto edilebilmektedir. [12]

BM Güvenlik Konseyinin uluslararası barışın korunması için kolektif kuvvet kullanma kararı alması konusunda verilebilecek en önemli örnek Irak’ın Kuveyt’i işgali neticesinde alınan 1990 tarihli ve 678 sayılı kararıdır. Bu karar, üye devletlere Irak ordusunun Kuveyt’ten çıkarılması, Kuveyt’in bağımsızlığına kavuşturulması ve bölgede uluslararası barış ve güvenliğin yeniden tesisi için gerekli her tür önlemin alınması yetkisi vermektedir. Konsey kararında ifade edilen “her türlü önlemin alınması” tabii olarak kuvvet kullanılmasını da içermektedir. Çöl Fırtınası Harekatı olarak adlandırılan bu harekat, yirmi dokuz devletin katılımıyla, Güvenlik Konseyi’nin kuruluş amacına uygun ve tam anlamıyla kolektif meşru müdafaa hakkının icra edildiği en önemli uygulama niteliğindedir. Söz konusu kararın alınması ve icrasında Çin ve Rusya’nın veto haklarını kullanmamaları etkili olmuştur. Ancak ne yazık ki söz konusu harekattaki başarı günümüz de dahil benzer nitelikli diğer olaylarda görülememiştir. Bunun sebebi hem uluslararası siyasetteki denge(sizlik)ler hem de Güvenlik Konseyinin yapısıyla alakalıdır.

Çöl Fırtınası Harekatı.

            BM Güvenlik Konseyinin barış ve güvenliğin tesisi konusunda yetersiz kalması halinde BM Genel Kurulu devreye girebilmektedir. Kural olarak BM Antlaşmasının 12. Maddesine  göre BM Güvenlik Konseyi, BM Antlaşmasıyla kendisine verilen görevleri yerine getirdiği sürece BM Genel Kurulu tarafından Güvenlik Konseyine durum veya uyuşmazlık konusunda tavsiyede bulunulamaz. Şayet Güvenlik Konseyinin gündeminden çıkardığı bir konu varsa bu durumda Genel Sekreter tarafından bu konular BM Genel Kuruluna bildirilir. Yani BM Genel Kurulu, siyasi bir çıkmaz olması halinde olaya müdahale edebilir. Buna örnek olarak da Kore Savaşı sürecinde 3 Kasım 1950’de alınan 377 sayılı Barış İçin Birlik Kararı gösterilebilir. Bu kararda veto hakkının özenli kullanılması tavsiye edilmiş ve Güvenlik Konseyi üyesi olan devletler arasındaki anlaşmazlıkların barış ve güvenliğin sağlanmasında zafiyet doğurduğu belirtilmiştir. [13]

Kore Savaşı.

III. SONUÇ

               Birleşmiş Milletler Antlaşması ile uluslararası hukukta kuvvet kullanımı kural olarak yasaklanmıştır. Ancak her kuralda olduğu gibi bu kurala da istisnalar getirilmiştir. Kuvvet kullanılmasının yasak olması asıl olmakla birlikte devletlerin diğer devletlerden yahut 2000’li yıllardan sonra yaygınlaşan doktrinsel yorum uyarınca devlet dışı yapılanmalardan kaynaklı haksız saldırılara uğraması halinde 1945 öncesi var olan meşru müdafaa ile ilgili örf-adet kuralları çerçevesinde meşru müdafaa hakkını kullanabileceği kabul edilmiştir. Bunun dışında uluslararası barışın bozulması veya tehdidi veya bir saldırı olması durumunda öncelikle BM Güvenlik Konseyi tarafından BM Antlaşması madde 41’de yer alan tedbirler uygulanacak, bu tedbirler yeterli gelmezse madde 42 uyarınca devletler BM Güvenlik Konseyi kararıyla her türlü tedbiri almaya yetkili olacaklardır. Bu da kolektif kuvvet kullanımı olarak karşımıza çıkmaktadır.


IV. KAYNAKÇA

[1]- BOZKURT, Enver-KÜTÜKÇÜ, M. Akif-POYRAZ, Yasin, Devletler Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015.

[2]- KARAKOÇ, İrem, Uluslararası Hukukta Emredici Kural Olgusuna Tarihsel Bir Yaklaşım, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 8, Sayı: 1, 2006.

[3]- AKSAR, Yusuf, Teoride ve Uygulamada Uluslararası Hukuk II, Seçkin Kitabevi, Ankara, 2019.

[4]- ÖĞÜTÇÜ, Büşra, Meşru Müdafaa Hakkı Kapsamında Afganistan’a Yapılan Müdahalenin Hukuki Geçerliliği, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi, 2015.

[5]- ORALLI, Levent Ersin, Uluslararası Hukukta ve BM Sisteminde Askeri Müdahale Olgusu, Tesam Akademi Dergisi, 2014.

[6]- SAYDAM, Mehmet, 11 Eylül Asimetrik Saldırılarının Hukuksal Boyutu ve Afganistan Müdahalesi, Yüksek Lisans Tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu, 2010.

[7]- KESKİN, Funda, Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanma: Savaş, Karışma ve Birleşmiş Milletler, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları Tezler Dizisi: 4, Ankara, 1998.

[8]- DURAN, Hasan, Birleşmiş Milletler ve İnsani Müdahale, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001.

[9]- TÜMAY, Hasan, ABD’nin Ulusal Güvenlik Doktrinleri’nin Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanımı Bağlamında İrdelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya, 2020

[10]- GÖKTEPE, Orhan, Uluslararası İlişkilerde Kuvvet Kullanımı Yasağının Geçerliliği, Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergi, Cilt 11, Sayı 1, 2022, sf. 16-30


DİPNOTLAR

[1]– BOZKURT, Enver-KÜTÜKÇÜ, M. Akif-POYRAZ, Yasin, Devletler Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015, sf 317.

[2]– KARAKOÇ, İrem, Uluslararası Hukukta Emredici Kural Olgusuna Tarihsel Bir Yaklaşım, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 8, Sayı: 1, 2006, sf 90.

[3]– AKSAR, Yusuf, Teoride ve Uygulamada Uluslararası Hukuk II, Seçkin Kitabevi, Ankara, 2019, sf 117.

[4]– TÜMAY, Hasan, ABD’nin Ulusal Güvenlik Doktrinleri’nin Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanımı Bağlamında İrdelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya, 2020, sf. 59.

[5]– AKSAR, Yusuf, Teoride ve Uygulamada Uluslararası Hukuk II, Seçkin Kitabevi, Ankara, 2019, sf 118.

[6]– ORALLI, Levent Ersin, Uluslararası Hukukta ve BM Sisteminde Askeri Müdahale Olgusu, Tesam Akademi Dergisi, 2014, sf. 117.

[7]– ÖĞÜTÇÜ, Büşra, Meşru Müdafaa Hakkı Kapsamında Afganistan’a Yapılan Müdahalenin Hukuki Geçerliliği, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi, 2015, sf. 38.

[8]– KESKİN, Funda, Uluslararası Hukukta Kuvvet Kullanma: Savaş, Karışma ve Birleşmiş Milletler, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları Tezler Dizisi: 4, Ankara, 1998, sf. 61.

[9]– AKSAR, Yusuf, Teoride ve Uygulamada Uluslararası Hukuk II, Seçkin Kitabevi, Ankara, 2019, sf 126.

[10]– GÖKTEPE, Orhan, Uluslararası İlişkilerde Kuvvet Kullanımı Yasağının Geçerliliği, Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi E-Dergi, Cilt 11, Sayı 1, 2022, sf. 22.

[11]– SAYDAM, Mehmet, 11 Eylül Asimetrik Saldırılarının Hukuksal Boyutu ve Afganistan Müdahalesi, Yüksek Lisans Tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Bolu, 2010, sf. 51.

[12]– DURAN, Hasan, Birleşmiş Milletler ve İnsani Müdahale, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001, sf. 48.

[13]– ÖĞÜTÇÜ, Büşra, a.g.e., sf. 41.


Yorum bırakın