ANEKTODLAR

ALİMLER VE HÜKÜMDARLAR ARASINDAKİ MÜNASEBET


Bir ülkenin alimleri ve ülkeye hükmedenler arasındaki münasebet tarih boyunca dikkati celbeden meselelerin başında gelmiştir. Bir memleketin alimleri ve o ülkeye hükmedenlerin ahvali bir memleketin vaziyeti hakkında pek çok ipucu sunar. Kimi zaman alimlerin beklenmedik çıkışları dahi bir ibret vesikası olarak arz-ı endam etmiş kimi zamanda bir hükümdarın sualine yahut bir mesele üzerindeki bakış açıları efkarı ve idraki akıl almaz bir şekilde genişletecek kadar bizlere katkı sağlamıştır.


BANA NASİHAT EYLE !

İmam Gazali’nin eserinden şu misale bakalım: [Devamında gelecek kısım İmam Gazali, Kimya-ı Saadet, sf.269-270, Bedir Yayınevi künyeli kitaptan alıntıdır…]

Hükümdarların yanına varınca Halife Hişam bin Abdülmelik’in yanında Tavusû’l-Yemâni gibi olmalıdır. Hişam, Medine’ye gidince, Ashab-ı Kiram’dan birini bana çağırın dedi. Hepsi öldü dediler. Tâbiinden biri gelsin dedi. Tavus’u Hişam’a getirdiler. Tavus, içeri girince nâlinini çıkardı ve “Esselâmu aleyke, Ya Hişâm. Ya Hişâm nasılsın?” dedi. Hişam bu vaziyete fena halde kızdı ve onu öldürmek istedi. Oradakiler “Burası Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) haremidir. Bu âlimlerin büyüklerindendir bunu öldüremezsiniz.” dediler. Sonra Hişam, Tavus’a hitaben, “Buna nasıl cesaret ettin?” dedi. Tavus “Ne yaptım?” dedi. Hişam daha çok kızdı ve “dört saygısızlık yaptın.” dedi. Hişam sözlerine devam ederek “Biri, nalinini benim oturduğum örtünün kenarında çıkardın. Diğeri bana Emirü’l-Mü’minin demedin. Diğeri huzurumda izin almadan oturdun ve elimi öpmedin.” dedi. Bunun üzerine Tavus: ilkine “Senin yanında nalinimi çıkardım. Her gün beş defa alemlerin rabbi olan rabbimin huzurunda nalinlerimi çıkarıyorum da bana kızmıyor.” şeklinde cevap verdi. Diğerine “Emirül Müminin demedim. Çünkü, bütün insanlar senin emirliğine razı değillerdir. Yalan söyleyebileceğimden korktum. Sana künyen ile değil de, ismin ile hitap etmeme gelince, Allahu Teala kendi dostlarını sevdiklerini ismi ile çağırmıştır. Ya Davud, Ya Yahya gibi. Düşmanını ise künyesi ile söylüyor ve “Ebu Leheb’in elleri kurusun” buyuruyor. Elini öpmediğime gelince Hz. Ali’den şunu işittim “Cehennem ehlinden bir kimseyi görmek isteyen, şu kimseye baksın ki kendisi oturur ve huzurundakiler, karşısında ayakta durur” şeklinde cevap verdi. Tavus’un cevapları Hişam’ın hoşuna gitti ve “Bana nasihat eyle” dedi. Hz. Ali’den işittim ki “Cehennemde her biri birkaç dağ büyüklüğünde yılanlar vardır; her biri birkaç deve büyüklüğünde akrepler vardır. Emri altında bulunanlara adalet yapmayan emirleri devlet reislerini beklerler.” demiş ve Hişam’ın yanından kalkıp gitmiştir. Din alimleri sultanlarla böyle konuşmuşlardır. Dünyalık isteyen alimler ise hükümdarlarla konuşurken onlara dua eder ve onları överler. Onların beğeneceği sözleri söylemek isterler. Arzularını yerine getirmek için tevil ve ruhsat ararlar. Zikredilen alimlerin verdikleri nasihatler hükümdarların kabul edeceği cinsten olur.


SÖYLEMEYİP SÜKÛT ETSEM GÜNAHKAR OLURUM !

Yavuz Sultan Selim ile Zembilli Ali Efendi arasında cereyan eden şu misale bakalım: [Devamında gelecek kısım blog sitemizin yazarlarından Enes Erol tarafından kaleme alınan “TARİHİMİZDEN ADALET MİSALLERİ” yazısından bir kısımdır.]

Yavuz Sultan Selim ile Zembilli Ali Efendi arasında cereyan eden adalet numuneleri de dillere destandır. Zembilli Ali Efendi, Yavuz gibi celalli bir padişaha karşı bile dimdik durabilmiştir. Hukuka, adalete aykırı gördüğünü çekinmeden dile getirebilmiştir.

Bir defasında Selim Han, Topkapı Sarayı Hazinesi görevlilerinden 150 kişiye sorumsuz davranışlarından ve vazifelerini ihmalden dolayı gazaplanarak öldürülmeleri konusunda emir vermişti. Müftü Zembilli Ali Efendi durumu öğrenince derhal Divan-ı Hümayun’a geldi. Padişah ile görüşmek istediğini söyledi ve Arz Odası’na kabul edildi. Padişaha: “Devletlü Padişah! Fetva Makamında olan bu duacınızın üzerine vaciptir ki padişah hazretlerini vebal ve günah olacak işlerden saklaya. Ondan şer’i şerife aykırı bir iş sadır olacak olursa huzurlarına varıp doğrusu ne ise açıkça bildirmek, âlimlerin ittifakı ile sabittir. İşittiğime göre küçük bir günah sebebiyle nice kullarınızın katline ferman buyurmuşsunuz. Bu gayr-ı meşru emirden feragat ve rücu’ etmek vaciptir. Bundan vazgeçmezseniz Allahu Teâlâ’nın indinde mesul olursunuz.” Yavuz Selim: “Bu iş saltanatın gereklerindendir. Âlimler böyle işlere karışırsa devlet idaresi kargaşaya uğrar. Sorumsuzluklara göz yummak, beğenilecek tutum değildir. Hem bu işlere karışmak sizin göreviniz de değildir.” dedi. Müftü bu sözlere karşılık: ”Ben saltanat işlerine karışmam. Belki ancak ahiretiniz hususuna mukayyed olurum (önem veririm). Zira bu benim vazifemdir. Söylemeyip sükût etsem günahkâr olurum. Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker (iyiliği emredip kötülükten men etmek) bana lazımdır. İslâmiyet’in emir ve yasaklarına uymakta Hakk Teâlâ’nın cümle kulları birdir. Hak Teâlâ her günahın karşılığında ya ta’zir(azarlama) ve yahud belli bir had cezası takdir etmiştir. Bu miktar suç için Hak Teâlâ katl emretmedi. Yoksa ahiret gününde padişahımdan sual olunur.” Yavuz Selim bu sözlerden sonra onları affetmiş ve vazifelerine tekrar tayin etmiştir.


NAŞİR: HASAN ORHAN


Yorum bırakın