TARİH

CEM SULTAN HADİSESİ


Fatih Sultan Mehmet’in 3 Mayıs 1481’de Hünkar Çayırı mevkiinde vefatı üzerine Amasya’da sancak mahallinde bulunan ağabey Şehzade Bayezid ve Karaman’da sancak mahallinde bulunan küçük kardeşi Şehzade Gıyaseddin Cem Çelebi arasında taht mücadelesi başlamıştır. Şehzade Cem Sultan ile Sultan II. Bayezid arasındaki taht mücadelesi ibret alınacak birçok sahneyi gözler önüne sermekle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme döneminde yaşamış olduğu “Yükselme Devri İçinde Duraklama Dönemi” olarak adlandırılan safhayı da ihtiva etmektedir. Tüm ayrıntılarıyla birlikte tarihimizin bu safhasını hep birlikte inceleyelim.

Cem Sultan.

~ 23.06.2024 ~


Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)


ŞEHZADE CEM’İN İLK TAHT MÜCADELESİ

Fatih Sultan Mehmed’in vefatı üzerine Veziriazam Karamani Mehmed Paşa, memlekette herhangi bir karışıklığa mahal verilmemesi adına Sultan Mehmed’in vefatını askerden gizlemiş ve Sultan’ın naaşını gizlice arabaya koydurup yanında tabipler ve devlet büyükleri olduğu halde İstanbul’a geçirmiştir. İstanbul’da olası bir taşkınlığın çıkmasını önlemek için askerin İstanbul’a geçişini önlemek adına iskelelerden nakil vasıtaları kaldırılmıştır. Sultan Mehmed’in vefatı saltanat varisleri Şehzade Bayezid ile Şehzade Cem’e haber salınmıştır. Veziriazam Karamani Mehmed Paşa’nın bu hamleleri olayın künhüne vakıf olan devlet adamları arasında Veziriazam Karamani Mehmed Paşa’nın daha öncesinde taraftarı olduğu Şehzade Gıyaseddin Cem’in bir an önce İstanbul’a getirip tahta çıkarmak emelinde olduğu fikrini uyandırmıştır. Bu devlet adamları arasında bulunan Şehzade Bayezid’in iki damadı olan Rumeli Beylerbeyi Hersekzâde Ahmed Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa, Şehzade Bayezid’in tahta geçmesi adına gerekli adımları atmaya başlamışlardır.

Sultan II. Bayezid.

Evvela Şehzade Cem’e gönderilen haberciler tevkif edilmiş ve bu vaziyet Şehzade Cem’in babasının vefatından daha geç haberdar olmasına sebebiyet vermiştir. Hatta Vakıat-ı Sultan Cem’de bu hal “Cem babasının ölümünü haber alamadı. Haber alabilseydi Bayezid’den önce İstanbul’a gelebilirdi. Çünkü Konya İstanbul’a, Amasya’dan dört gün daha yakındır. İstanbul’a gelebilseydi Cem hükümdar olacaktı.” şeklinde geçmektedir. Daha sonrasında Sultan Mehmed’in vefat haberi yeniçeriler arasında yayılmaya başlanmıştır. Bunun üzerine yeniçeri galeyana gelerek İstanbul’a zorla geçmiş ve Şehzade Bayezid’in küçük oğlu Korkut Çelebi’yi babasına vekaleten tahta çıkarmışlardır. Hatta İstanbul’da çıkan nümayişte Veziriazam Karamani Mehmed Paşa ve Sultan Mehmed’in hususi tabibi Yahudi Yakub Paşa’da öldürülmüştür. İstanbul’da iç karışıklık vukuu bulurken Şehzade Bayezid’e gönderilen elçi Keklik Mustafa Çavuş 7 Mayıs 1481’de Amasya’ya ulaşmıştır. Şehzade Bayezid vaziyeti başlangıçta tereddüt ile karşıladı ise de kendisine gelen davet ve ikaz mektupları üzerine dokuz günde Üsküdar’a varmıştır. 22 Mayıs 1481’de kendisine vekil olan oğlundan tahtı alıp tahta geçmiştir. Müteakip gün Fatih Sultan Mehmed’in cenaze namazı Şeyh Muslihiddin Ebu’l-Vefa’nın imamlığında kılınmıştır.

Sultan II. Bayezid Cülus Töreni.

Şehzade Cem, veraset dolayısıyla Osmanlı mülkünde hakkı olduğunu iddia ediyordu. Zira Fatih Kanunnamesi’ndeki veraset kısmında şehzadelere yazılacak hükümlerin lakaplar bahsinde Şehzade Cem’in ismi zikredilmiş, Fatih Sultan Mehmed’de ona “Varis-i mülk-i Süleymani oğlum Sultan Cem” diye hitap etmişti. Şehzade Cem bunun yanı sıra babasının padişahlığı zamanında doğduğunu, Uzun Hasan seferi sırasında İstanbul’da kendisinin babasına vekalet ettiğini belirtiyor ve saltanatın kendisine ait olduğunu iddia ediyordu.

Fatih Kanunnamesi, Viyana Nüshası’ndan.

Bu motto ve maiyetindeki müşavirler ve Karamanoğlu Kasım Bey’in telkinleri sonunda harekete geçmeye karar verdi. Komutanlarından Gedik Nasuh Bey’i maiyetinde Karaman, Varsak ve Turgutlu boylarına mensup kuvvetler eşliğinde İnegöl üzerinden Bursa’ya gönderdi. Gedik Nasuh Bey 28 Mayıs’ta üzerine Sultan Bayezid tarafından gönderilen Ayas Paşa kumandasıyla gönderilen kuvvetleri bozdu ve Bursa’ya hakim oldu. Hatta Kemalpaşazade Tarihi’nde Ayas Paşa ve maiyetindeki yeniçerilerin esir edilip, elbiselerine kadar çırılçıplak soyularak yalın ayak Şehzade Cem’in huzuruna getirildiklerini, kendilerine pek fena muamelede bulunduğundan bahsedilmektedir. Cem Sultan Bursa’ya gelip on sekiz gün kalabildiği bu şehirde kendi adına para bastırıp hutbe okutarak civardaki halka saltanatını kabul ettirdi. Bunun üzerine Şehzade Cem kendini Anadolu’nun hakimi olarak görmeye başladı.

Cem Sultan’ın Bastırdığı Paralar. (Cem b. Muhammed.)

Vaziyetin bu denli ciddileşmesi üzerine, olası bir tehlikenin önünü alabilmek adına Sultan Bayezid ise Şehzade Cem’in destekçilerini ve bu destekçilerden özellikle lalası Aştinoğlu Yakup Bey’i Anadolu Beylerbeliği teklif ederek kendi tarafına hile ile geçirmeye çalışmış, Şehzade Cem’in gücünü kırmak için hamlelerde bulunmuş ve İstanbul’dan ordu toplayarak Şehzade Cem üzerine sefer hazırlıklarına başlamıştır. Şehzade Cem, Sultan Bayezid’e büyük halaları ve Çelebi Mehmed’in kızı yaşı çok geçkince olan Selçuk Hatun ile ulemadan Mevlana Ayas’tan oluşan bir heyet yolladı ve bu heyet Sultan Bayezid’den fiili durumu kabul etmesini, Osmanlı Devleti’nin ikiye bölünmesini istedi. Kendisine gelen elçilik heyetinde bu minvalde ricalar üzerine Sultan II. Bayezid, (Hükümdarlar arasında merhamet olmaz.) darb-ı meseliyle cevap vermiştir. Kemalpaşazade ise bu minvaldeki tekliflerin “Bir ülke içinde iki şehriyar oturmaz ve bir asker arasında iki serdar komuta edemez.” ifadeleri ile reddedildiğini beyan eder. Sultan II. Bayezid bu elçilik heyetini ağırladıktan sonra geri gönderdi ve ordusunu derhal harekete geçirdi.

Sultan II. Bayezid.

Bu sırada Otranto Seferi’nden dönen Gedik Ahmed Paşa, Sultan’ın ordusuna ilhak olunca Sultan’ın ordusu daha da kuvvetlenmiştir. Gedik Ahmed Paşa, Şehzade Cem tarafına meyli olsa da kayınpederi İshak Paşa’nın veziriazam olması onu Sultan Bayezid’in tarafına meylettirmiştir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Gedik Ahmed Paşa ve Şehzade Bayezid’in Otlukbeli Muharebesi’nden kalan bir anlaşmazlığın bulunduğu ve o dönemlerden kalma bir sözün yerine getirildiği ancak Sultan Bayezid’in muharebe esnasında bu uyuşmazlığın bir kenara bırakılmasını söylediğinden bahsetmektedir.

Gedik Ahmed Paşa.

20 Haziran 1481’de Osmanlı tahtının yeni sahibini belirleyecek savaş şiddetle başladı. Şehzade Cem’in lalası Aştinoğlu Yakub Bey’in ihaneti neticesinde ve Şehzade Cem’i Sultan’a karşı kışkırtan Karamanlı ve Varsak Türkmenleri’nin savaş meydanını terk etmesi üzerine atın tepmesi neticesinde bacağından yaralı olan Şehzade Cem evvela eşkiyaların saldırısına uğramış sonrasında Eskişehir’e ve oradan saltanat şehri Konya’ya çekilmiştir. Sultan Bayezid, Şehzade Cem’i takip etmiş ve Şehzade Cem’in soyulduğu mevkiye gelmiştir. Burada kendisini birçok mal ve eşya ile karşılayanlar olmuş, Sultan Bayezid, bu kişilerin kardeşini soyanlar olduğunu öğrenince çok öfkelenmiş ve Şehzade Cem’i soyanları öldürmüştür. Şehzade Cem ise kendisini Konya’da emniyette göremeyerek ailesiyle birlikte 28 Haziran’da Memlük ülkesine doğru yola koyuldu.


İLK GURBET

Şehzade Cem, Torosları geçerken Uyuz Bey tarafından soyularak Tarsus’a ve oradan Adana’ya ulaştı. Ramazanoğulları Beyliği’nin hakimiyetindeki topraklara varınca burada ağırlandı ve kendisine ziyafetler verildi. Memlük Sultanı Kayıtbay’ın müsaadesiyle birlikte Antakya üzerinden Haleb’e vardı. Daha sonrasında Şam üzerinden 25 Ağustos’ta Gazze yolu ile Mısır’a vardı ve hükümdarlara mahsus alay ile Kahire’ye girdi. Ertesi gün Sultan Kayıtbay’ın huzuruna çıktı ve Şehzade ile karşılaşınca el sıkışıp kucaklaştılar. Sultan Kayıtbay, Şehzade Cem’i güzel ağırlamış olmasına rağmen Cem Sultan’ın gurbet sıkıntısı bir türlü dinmek bilmiyordu. Hatta Şehzade Cem bu sırada ağabeyi Sultan Bayezid ile mektuplaşmış ve göndermiş olduğu bir mektupta “Sen bister-i gülde yatasın şevk ile handan, ben kül döşenem külhem-i mihnetde sebep ne?” (Sen, gül döşeğinde neşe ve keyif içerisinde yatarken, ben mihnet ve meşakkat hamamında neden kül döşeneyim?) şeklinde halini arz etmiştir.  Sultan Bayezid ise kendisine saltanat emellerinden vazgeçmesi şartıyla affedeceğini vadetmiştir. Ancak bu mektuplaşmalardan bir netice çıkmamıştır. Nihayetinde Şehzade Cem hac vazifesine niyet ederek Sultan Kayıtbay’dan müsaade istemiş ve Sultan Kayıtbay kendisini Hicaz’a göndermiştir. Hac vazifesini ifa ettikten sonra Kahire’ye geri dönmüştür.

Sultan Kayıtbay.

YENİDEN TAHT MÜCADELESİ

Hac vazifesini ifa ettikten sonra Kahire’ye dönen Cem Sultan’ı yeni komplolar ve entrikalar beklemekte idi. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu karışık durumdan istifade ederek eski beyliğine tekrar kavuşmayı arzu eden Karamanoğlu Kasım Bey, Cem Sultan üzerinden planlar kurmakta idi. Bu maksatla Karamanoğlu Kasım Bey, Şehzade Cem’i tekrardan bir taht mücadelesine itecek tahrik edici mektupları Şehzade Cem’e göndermekte idi. Hatta bu minvalde Gedik Ahmed Paşa’nın ağzından düzmece mektuplar yazarak Şehzade Cem’i iknaya çalışmıştır. Esasında Şehzade Cem’de gelen bu haberler üzerine Memlük Sultanlığı’nın desteğini alarak harekete geçmeye karar vermiştir. Her ne kadar Sultan Kayıtbay’ın huzurunda düzenlenen meclislerde sert tartışmalar geçmiş olsa da Şehzade Cem, Sultan Kayıtbay’dan aldığı müsaade üzerine Anadolu’ya geçmiş ve tekrardan bir taht mücadelesine atılmıştır.

Sultan Cem Karaman’da.

Karamanoğlu Kasım Bey, Şehzade Cem’i Adana’da karşılamış ve Şehzade Cem’in muvaffak olması halinde Karaman ülkesinin kendisine verileceğinin vaadini almıştır. Şehzade Cem, kapıcıbaşısı Sinan Bey’i bir anlaşmaya varmak ümidiyle Gedik Ahmed Paşa’ya göndermiş ancak bu teşebbüsünde muvaffak olamamıştır. Şehzade Cem, bir yandan Karamanoğlu Kasım Bey ile işbirliği yapan Trabzonlu Mehmed Bey’i de Ankara Kalesi üzerine yollamıştır. 6 Haziran 1482’de yanında Karamanoğlu Kasım Bey bulunduğu halde Konya üzerine yürüyerek kaleyi kuşatmıştır. Ancak Konya Valisi Hadım Ali Paşa’nın şiddetle Konya’yı muhasarası üzerine bir netice elde edememiştir. Bunun üzerine daha öncesinde Ankara üzerine yolladığı Trabzonlu Mehmed Bey’in Ankara’yı muhasara esnasında vefatı üzerine bozgunu haber alan Şehzade Cem, Konya üzerindeki muhasarayı kaldırıp Ankara üzerine bizzat yürüdü. Ancak bu noktada da bir netice elde edememiştir. Sultan II. Bayezid’in üzerine hareketini haber alınca geri Karamanoğlu Kasım Bey ile birlikte Taşili’ne çekilmiştir.

Bayezid Ordusu İle Cem Sultan’ı Takip Ediyor.

Şehzade Cem, kendisini takiben Ereğli’ye gelen ağabeyi Sultan II. Bayezid ile bir kez daha müzakerelere girişti. Sultan Bayezid’e elçi olarak giden Kapıcıbaşı Sinan Bey, Osmanlı ülkesinin bir kısmının Cem’in idaresine bırakılmasını istedi. Oysa bu teklif Sultan Bayezid’in aklının ucundan dahi geçmiyordu. Sultan Bayezid, Şehzade Cem’e gönderdiği mektubunda: “Aydınlık gönlünüze gizli değildir ki; Osmanlı ülkesi baştan ayağa örtülü nazlı bir geline benzer. Öyle iki güveyin nişanını kaldıramaz ve ortaklık kahrın götüremez. Bu sebeple kötülük tekliflerine kulağınızı tıkayasız. Boş yere atınızı gayret dizginleriyle yorgun düşürmeyesiz ve temiz eteklerinizi Müslümanların kanlarıyla haksız yere kirletmeyesiz. Şerefle ve mutlulukla Kudüs-i Şerif’te konaklamayı seçseniz, ol kutsal topraklarda yerleşseniz ne olur? Şimdiye kadar kendinize ait hazineniz gelirleri ne ise her yıl hepsi noksansız katınıza yollanacaktır. Bunu hünkâr and içmiştir.” diyordu. Ancak Şehzade Cem isteklerini ısrarla yeni elçilik heyetleri ile tekrar etmiştir. Nihayetinde Sultan Bayezid, onun Kahire’deki mektuplaşmalarındaki beyitlerine şu beyitlerle karşılık vermiştir: “Çün rûz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet, takdire rıza vermeyesün böyle sebep ne? Haccı haremeynim deyüben da’va kılarsun, ya saltanat-ı dünyeviye bunca talep ne?” Cem Sultan, ağabeyinin bütün müspet tekliflerine sırt çevirdi ve atasından kalan maldan, mülkten hisse isteğinde diretti. Bunun üzerine Hersekzade Ahmed Paşa, Anadolu askeri ile Cem Sultan’ın üzerine gönderildi. Şehzade Cem eğer müzakerelerden bir netice çıkmazsa Şam veya İran tarafına gitmek niyetinde idi. Ancak Karamanoğlu Kasım Bey ile yaptığı görüşme sonucunda Karamanoğlu Kasım Bey’in ısrarları ve iknası neticesinde deniz yoluyla Rumeli yakasına geçmeye karar vermişti. Aslında Şehzade Cem’in maksadı Akkoyunlu hükümdarının yanına gitmekti. Lakin Karamanoğlu Kasım Bey, Fetret Devri’ni hatırlatarak Musa Çelebi’nin de böyle davrandığını söylemiştir. Karamanoğlu Kasım Bey, Rumeli’ye geçişte özellikle ısrarcı davranmıştı. Zira Karamanoğlu Kasım Bey fırsattan istifade Sultan Bayezid Rumeli’de Şehzade Cem ile uğraşırken kendi emellerine rahatça kavuşabilecekti. Ancak Şehzade Cem bunun kendi iyiliği için olduğunu düşünerek 18 Temmuz 1482’de otuz kadar adamıyla Korkos Limanı’ndan gemilere binerek Rodos’a doğru yola koyuldu. Böylece Şehzade Cem’in on üç sene sürecek Avrupa macerası başlayacaktı.

Rodos Adası’nın Harita’daki Konumu.

YENİDEN GURBET VE KAHIR YILLARI

Şehzade Cem, Frenk Süleyman ve Doğan adında iki elçiyi Rodos Şövalyeleri’ne gönderdi. 10 Temmuz 1482’de şövalyeler ile temasa geçen elçilerin yaptıkları müzakere müspet geçmiş, şövalyeler böyle bir siyasi kozu elde etmenin kendilerine birçok menfaati temin edeceğini gördüklerinden Şehzade Cem’in adaya girebilmesi için bir ruhsatname düzenlediler. Frenk Süleyman ve Rodos Şövalyelerinden Don Alvaro de Zuniga 3 gemi ile Şehzade Cem’i almak için yola koyulmuştur. Şehzade Cem’in alınacağı alana gelindiğinde Frenk Süleyman, Rodos Şövalyelerinin gizli emelleri olduğunu Şehzade Cem’e söylemiştir. Şehzade Cem tereddüt etmişe de bu tereddütleri “kafirler ahdinde müstakim koyulmuştur.” diyerek gidermişlerdir.

Cem Sultan, Rodos’ta Karşılanıyor.

20 Temmuz’da Şehzade Cem ve maiyeti Rodos adasına doğru yola koyulmuştur. 26 Temmuz 1482’de Saint Jean Tarikatı Şövalyelerinin elindeki Rodos Adası’na çıkan Şehzade Cem, başta tarikatın üstad-ı azamı Pierre d’Aubusson olmak üzere Rodoslular tarafından bir hükümdar gibi karşılanıp geçtiği yollara halılar serildi.

Cem Sultan Rodos’ta.

Sokaklara dökülen halkın arasından şövalyelerin başıyla yan yana at üzerinde kendisine tahsis edilen şatoya gitti. Hakikatte ise Şehzade Cem, Türklerin amansız düşmanları Saint Jean Şövalyelerinin menfaatine âlet olarak kullanılacak bir esirden başka bir şey değildi. Saint Jean üstad-ı azamı Pierre d’Aubusson başta Papa IV. Sixtus olmak üzere hemen bütün Avrupa hükümdarlarına mektuplar göndermiş, Hristiyanların derhal harekete geçmek suretiyle Türkleri Avrupa’dan çıkarmalarının mümkün olabileceğini bildirmişti. Hatta üstad-ı azam Pierre’nin Papa’ya bizzat gönderdiği mektupta “Şimdi Muhammed’in menfur ırkını mahvetmek artık Hristiyanların elindedir. Şehzade Cem’e asker verilecek olursa tarafları kuvvet bulacaktır. Cesaretten mahrum olan kardeşi bundan son derece havf ü hirase düçar olacaktır.” şeklinde ifadelerde bulunarak vaziyeti ifade etmiştir.

Pierre d’Aubusson.

Şehzade Cem ise bu iltifat ve gösterişlere aldanarak şövalyeler ile katıldığı bir yemek esnasında saltanatı eline aldığında Rodoslulardan alınan adaların iadesi, gemilerine Türk limanlarında serbestiyet tanınması ve onların gümrük ve tuz vergilerinden muaf tutulması gibi vaatlerde bulunuyordu.

Cem Sultan, Şövalyeler İle Anlaşma Masası’nda.

Sultan II. Bayezid ise Şehzade Cem’in Rodos’a geçmesinden oldukça endişelenmişti. Gedik Ahmed Paşa ve Fatih zamanında Rodos’u kuşatan Mesih Paşa, şövalyelerle konuşup anlaşma sağlamak için Rodos’a gönderilmiş ve üstad-ı azam d’Aubusson bu talepler ve papanın müsaadesi ile Sultan Bayezid’e elçi göndermiştir. Sultan Bayezid, Rodos’taki şövalyelerin Şehzade Cem’i muhafaza etmeleri şartıyla Rodos’a her sene Ağustos başında kırk beş bin düka vermeyi kabul etmiştir. Buna rağmen Sultan Bayezid’in Rodos’u kuşatma ve tazyik etmesi ihtimalini göz önünde tutan şövalyeler, Fransa kralının da müsaadesiyle Şehzade Cem’i, Akdeniz kıyısında hakimiyetleri altında bulunan kalelerden birine nakletmeyi uygun buldular.

Papa IV. Sixtus.

Şehzade Cem’in de bu işten maksadı Rumeli’ye Avrupa üzerinden geçebilmekti. 1 Eylül 1482’de Şehzade Cem otuz iki kişilik maiyyeti ile beraber Rodos adasından ayrılmıştır. Esasında bu nakil işiyle maksat Rodos Şövalyelerinin Osmanlı’dan para çekmek için önemli bir vasıta elde etmek ve Osmanlılar’a karşı siyaseten bir silaha kavuşmaktır. Ancak Macaristan yoluyla Osmanlı’nın Rumeli topraklarına geçeceğini ümit eden Şehzade Cem, bir kez daha aldanmış ve evvela kendisi İstanköy’e sonrasında Mesina yolu ile 16 Ekim 1482’de Fransa’nın güney sahilindeki Villefrache’ye sonrasında Savoie Dükalığı’na ait Nice (Nis) Şehri’ne götürülmüştür. Şehzade Cem pek beğendiği bu şehirde uzun bir müddet kalmıştır. Hatta Şehzade Cem bu şehri “Acâib şehr imiş bu şehr-i Nitse, Ki kalur yanına her kişi nitse.” beytiyle tasvir etmiştir.

Nice Şehri Daha Sonra Barbaros Tarafından Kuşatılacaktır.

Nihayetinde siyaseten şövalyelerin kendisini kullandığını anlayan Şehzade Cem, ağabeyinden Sultan Bayezid’e yolladığı mektupla kendisinin küffar elinde bırakılmamasını istemiştir. Şehzade Cem Savoiae Dükalığı’nda kaldığı müddet içinde Osmanlı tahtından vazgeçtiğini şu beyitler ile ifade etmiştir: “Padişahlık bundan özge olmaz ey Şehzade Cem, Hatırun hoş eyle câm iç meclis-i canândır (…) Âdeme bir zevk kalır dünyada bir yahşi ad, Saltanat baki kalur derlerse bu yalandır (…) Yürü var ey Bayezid sen süregör devranını, Saltanat baki kalur derlerse ol yalandır.” Şehzade Cem Nis şehrindeki ikameti esnasında Hatipzade Nasuh Çelebi’yi gizlice Fransa Kralı XI. Louis’e göndererek yardımını temin etmek istedi. Ancak şövalyelerin Hatipzade’yi yakalayarak Nice civarında bir köyde hapsetmeleri üzerine bu teşebbüsünde muvaffak olamamıştır. Bu arada Nice’de veba hastalığı çıkması üzerine bu şehirde kalmayı uygun bulmayan şövalyeler bu defa Savoie Dükalığı’nın merkezi Chambery’e geldiler. Şehzade Cem buradan yakın adamlarından Mustafa ve Ahmed Beyleri frenk kıyafeti ile Macar kralına gönderdi. Şehzade Cem, Chambery’de henüz onbeş yaşında bulunan Savoie Dükası I. Charles ile görüştü ve I. Charles ilk ağızdan dinlediği bu serüvenden oldukça müteessir olduğunu belirterek elinden geleni yapacağını belirtmiştir. Ancak bunu haber alan şövalyeler Şehzade Cem’i bu şehirden de uzaklaştırmıştır.

Rodos Şövalyeleri.

20 Temmuz 1483’te Şehzade Cem’i Pouet Şatosu’na hapsetmişlerdir. Bu arada Şehzade Cem’in Macar Kralına gönderdiği 2 adamını da yakalayıp öldürmüşlerdi. İşte tam bu sıralarda Sultan II. Bayezid’in Fransa Kralı Louis ile görüşmek üzere gönderdiği fevkalâde elçisi Hüseyin Bey, Cem ile görüşebilmek için şövalyeler nezdinde girişimlerde bulundu ise de muvaffak olamadı ancak Sultan Bayezid’in bir mektubunu Şehzade Cem’e ulaştırmayı başardı. Sultan Bayezid mektubunda şövalyelerin elinden kurtulduğu takdirde evvelki teklifinin devam edeceğini belirtiyordu. Sultan’ın elçisi buradan Fransa kralına giderek Cem’i ellerinde tutmaları şartıyla yüklüce bir para ile İstanbul’da Hazine-i Hümayun’da mevcut bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan değerli hediyelerden verileceğini belirtti. Ancak koyu bir Katolik olan XI. Louis, Müslümanlardan hiçbir şey kabul etmeyerek teklifleri reddettiği gibi elçiyle görüşmekten de sakındı. Kral XI. Louis 30 Ağustos 1483’te vefat edince Rodos Şövalyeleri, Fransa’da çıkabilecek karışıklıklara binaen yeni tedbirler aldılar ve Şehzade Cem’i Sassenage Şatosu’na nakledip maiyetindeki 29 kişiyi Rodos adasına geri gönderdiler.

Şehzade Cem.

Bu sırada Sultan Bayezid, her ihtimali göz önüne alarak Edirne’de bazı tedbirler almaktaydı. Şehzade Cem taraftarı olarak bilinen meşhur komutanlardan Gedik Ahmed Paşa’yı 18 Aralık 1483’te Edirne’de bir ziyafet esnasında öldürttü. Gedik Ahmed Paşa’nın kayınpederi olan İshak Paşa, veziriazamlıktan azlolunarak Selanik sancağı ile emekli edildi. Ardından İstanbul Muhafızı İskender Paşa’ya gönderdiği bir fermanla Şehzade Cem’in oğlu Oğuz Han’ın öldürülmesini emretti. Aynı akıbetten Şehzade Cem’i bu işlere sevk eden Karamanoğlu Kasım Bey’de nasibini almıştır. Oğlunun ölüm haberini alan Şehzade Cem kaldığı şatodan kaçış planı yapmaya başlamıştır. 1484 yılı başlarında Şehzade Cem, Bourg-Neuf Şatosu’ndadır. Bu sırada yakın adamları Sofu Hüseyin, Ayas, Celal, Sinan ve Sofu Şadi beyler bir sabah gezintisi sırasında Şehzade Cem’in tutulduğu şato muhafızlarını öldürüp Şehzade Cem’i kaçırma planı tertip ettiler. Ancak Şehzade Cem’in yakınlarından birinin planı ifşa etmesi üzerine teşebbüs ortaya çıkınca Şehzade Cem, Bourg- Neuf Şatosu’nda yeni inşa edilmiş olan Tour de Zizim (Cem Kulesi) denilen yedi katlı bir kuleye nakledilerek sıkı bir göz hapsine alınmıştır.

Cem Kulesi.

Şehzade Cem burada yalnızlığını bir papağana konuşmak ve bir maymuna satranç oynamayı öğretmek suretiyle unutmaya çalıştı. Hatta Şehzade Cem’in konuşmayı öğrettiği bu beyaz papağanın Cem Sultan’a her gün “Allahu yensuru Sultan Cem” (Allah Cem Sultan’a Yardım Etsin.) derken ölümünden sonra üzgün ve neşesiz bir halde “Allahu yerhamu Sultan Cem” (Allah Cem Sultana Merhamet Etsin.) diye söylenmeye başladığı rivayet edilir. Şehzade Cem’in vefatından sonra bu beyaz papağan Haydar Çelebi tarafından İstanbul’a getirilmiş ve siyaha boyanıp kargaya benzetilerek üzerine yas kıyafeti giydirilmiştir. İşte o zaman papağan gayet net bir ifade ve fasih bir dille birkaç kez “El hükmü lillah kulun elinde ne var. Padişahımızın ömrü uzun olsun.” demiştir.

Cem Sultan.

Öte yandan yeni Papa VIII. İnnocent, Şehzade Cem’in liderliğinde bir Haçlı seferi tertip etmek niyetinde idi. Rodos Şövalyeleri ise menfaatleri icabı Şehzade Cem’i elinde tutmak adına esir Şehzadeyi şatodan şatoya nakletmekte idi. Rodos Şövalyeleri, Osmanlı İmparatorluğundan aldıkları paralardan ziyade, Şehzade Cem’in ağzından düzmece mektuplar tertip ederek ailesinden de para akışı sağlamakta idi. Ayrıca Şehzade Cem, Rodos’un güvencesinin teminatı idi. Olası bir muhasarada karşı Haçlı tehdidi için ellerinde kuvvetli bir koz olarak Şehzade’yi esir olarak tutmaktaydılar. Ancak hem Sultan Bayezid’in hem de Avrupa Devletleri’nin yoğun baskısı karşısında Şehzade Cem’i elde tutmanın zorluğunu gören şövalyeler, Fransa Kralının da kabulüyle onu papaya teslim etmeyi kabul ettiler. Buna rağmen 11 Ekim 1488’de Bourg-Neuf’tan hareket edip Marsilya’ya oradan Toulon’a vasıl olan Şehzade Cem, Fransa Kralı VIII. Charles’ın isteği üzerine durdurulmak istendi.

Papa VIII. İnnocent.

ŞEHZADE CEM ROMADA

Fransa’ya gelen fevkalade yetkili Osmanlı elçisinin vaatleri üzerine Fransa Kralı bu hamlede bulunmuştur. Ancak Şehzade Cem’in kendisi acele ile Toulon’dan gemiye bindirilerek Fransa’dan kaçırıldı. Buradan Roma’ya naklolundu. Şehzade Cem, Roma’da papa ve kardinaller hariç bütün Roma ileri gelenleri ve askeri kıtaları tarafından görkemli bir merasimle karşılandı. Yanında papanın oğlu Francesco Cybo’nun refakati eşliğinde at üstünde muhteşem bir alayla Roma sokaklarını gezip Vatikan’da kendisine tahsis edilen mahalle geldi. Ertesi gün 14 Mart 1489’da Cem Sultan, Papa VIII. İnnocent tarafından büyük hükümdarlara yapılan törenler ile resmen kabul edildi. Papa ve kardinaller tarafından kendisi ayakta karşılandı. Teşrifat memuru Şehzade Cem’den imparatorların bile ayaklarını öptükleri papanın huzurunda hiç olmazsa kavuğunu çıkarıp eğilmesini istediler. Bu hareketi zillet olarak gören Fatih’in oğlu babasından başka kimsenin önünde eğilmemiş olduğunu, bundan böyle de eğilmeyeceğini kesin bir dille ifade etti. Bütün ısrarlara rağmen bunun yerine ölümü tercih edeceğini söyleyen Şehzade Cem, kavuğunu çıkarmaya ve diz üstü çökmeye rıza göstermeyerek doğru Papanın yanına gidip onun ve kardinallerinin omuzlarına sarıldı. Şehzade Cem başından geçenleri bu mecliste anlatınca, bir haçlı ordusu tertip etmek isteyen Papa güya acısına katılmış gibi görünerek Şehzade Cem’i kendi tarafına çekmeye çalıştı. Ancak bunu sezen Şehzade Cem böyle bir vaziyeti asla kabul etmeyeceğini ve “Din-i Mübini İslama ihanet etmeyeceğini” beyan etmiştir. Bunun üzerine Papa Latince “Var öylece it gibi bir köşede kıvrıl yat” cümlesini kurdu. Bunun üzerine Latince bilen Şehzade Cem “Size gelen itten beter olmayıp ya nice olayazdı!” diye sertçe mukabele etti.

Cem Sultan Roma’da.

Şehzade Cem, Papa VIII. İnnocent’in döneminde St. Angelo Kulesi’nde sıkıntılı bir dönem geçirdi. Onun 1492’de ölümü üzerine yeni Papa Aleksander Borgia zamanında daha serbest bir hayat sürmeye başladı. Roma şehri dışında atla gezinti yapmaya, asilzadelerin davetlisi olarak toplantılara ve davetlere katılmaya başlamış ve asilzade kızlarının Şehzade ile görüşebilmek veya konuşabilmek için etrafında pervane olduğu rivayet edilmektedir. Hatta papanın güzelliği ile meşhur kızı Lusia Borgia’nın Cem’in karşısında neredeyse çıplak denecek bir şekilde raksettiği rivayet edilir. Ayrıca Şehzade Cem, Roma’daki gezileri sırasında fakir halka yardımları ile de ünlenmişti. Bu durum Hristiyanlar tarafından yanlış algılanmış ve şehzadenin Hristiyanlık dinine yakın olduğu kanaatini uyandırmıştır. Papa Aleksandr Borgia bundan cesaretle Şehzade Cem’e bir görüşme sırasında Hristiyanlık dinini teklif etmiştir. Cem Sultan bu teklife karşı: “Değil Osmanlı saltanatını, hatta bütün dünyanın padişahlığını verseler dinimi terk etmem!” diyerek kat’i bir cevap verdi.

Papa Aleksandr Borgia.

 Bu sıralarda Macar Kralı Mathias Corvin’in ölümü üzerine Avrupa tekrar hareketlenmiştir. Osmanlı akıncıları tarafından Venedik toprakları çiğnenmekte idi. Venedik Cumhuriyeti kendini garanti altına alabilmek adına yeni bir Haçlı Seferi organize etmek üzere harekete geçmiş ve bu harekette ise Şehzade Cem’in ön plana çıkarılmasını arzulamıştır. Venedik, Fransa ve Napoli arasındaki ihtilafı giderip Memlükleri de yanlarına almak suretiyle Osmanlılara karşı güçlü bir ittifak kurmaya çaba sarf ediyordu. Venedik’in bu faaliyetlerine karşılık Fransa Kralı VIII. Charles 1494 Eylül’ünde büyük bir ordu ile İtalya’ya doğru yürüdü.

Kral VIII. Charles.

Fransa ise Napoli Krallığı’nı elde ettikten sonra Cem’i yanına alıp Kudüs’e doğru bir Haçlı seferi organize edecekti. Bu sırada papaya her sene verilmekte olan parayı getiren Türk elçisi ile İstanbul’dan dönmekte olan papalık sefiri İtalya’da bir kale komutanının taarruzuna uğramış ve yanlarındaki evraklarına el konulmuştu. Sultan Bayezid’in papaya gönderdiği bir mektubun da bulunduğu bu evraklar Fransa kralının eline geçti. Bayezid namesinde, Cem’in papa tarafından öldürülmesi mukabilinde iki yüz bin altın vermeyi taahhüt ediyordu. Mektubu ele geçiren Charles, Ocak 1495’te Fransa yolu ile Roma’ya girdi ve papadan Cem’in teslimini istedi. Papa da kralın Fransa’ya dönüşünden sonra tekrar papalığa iadesi şartıyla kabul etti. St. Angelo Şatosu’nda Kral Charles ile tanışan Şehzade Cem, 26 Ocak’ta Vatikan’da papa tarafından krala teslim edildi. 28 Ocak’ta Fransız ordusu ile Roma’dan ayrılarak Fransızların Napoli seferine iştirak etti ve birçok kalenin zaptına şahit oldu. Napoli Krallığı’nın mukavemeti kırıldığı ve San Germano Kalesi’nin elde edildiği bir sırada Şehzade Cem’de hastalık belirtileri başladı. Bir müddet sonra hastalık ilerleyerek yüzü, gözü ve boynu şişti. Artık ata binecek halde olmadığından sedye ile naklediliyordu. Sonunun yaklaştığını hissedince yanında bulunan sadık adamlarına: “Naaşımı Darüsselam’a götürmeye gayret sarf ediniz. Sakın ola Frengistan’da bırakmayınız ki düşmanlarımız benim namıma hareket edip İslam memleketlerine saldırmasınlar.” demiştir. Gerçekten Cem Sultan, kendisini vesile edilerek Osmanlı ülkesi üzerine bir Haçlı seferi tertiplerini anlamasından itibaren sık sık Cenab-ı hakka münacaatla: “Ya İlahi! Eğer din düşmanı olan bu kötü ayinliler, benim yüzümden ehl-i islam üzerine sefer kasdederlerse beni o günlere eriştirme. Tez saatde ruhumu al. Rahmet yuvasına uçur.” şeklinde duada bulunup yalvarıp yakarırdı.


VEFATI

Şehzade Cem, Napoli’ye giren Kral Charles’ın bütün gayret ve ihtimamına rağmen 25 Şubat 1495 Çarşamba günü vefat etmiştir. Naaşı kralın emri ile tahnid edildi. (ilaçlandı). Nakledildiğine göre Cem’in vefatından henüz kralın haberi olmadan Celal Bey su koyup, Kapucubaşı Sinan Bey de kendi sarığı ve tülbenti ile kefenlenmişti. Nihayet orada bulunan adamları ile namazın eda ettikten sonra Fransa kralına haber vermişlerdir.

Şehzade Cem’in hastalık veya zehirlenme neticesinde öldürüldüğüne dair çeşitli rivayetler vardır. Bir kısım Osmanlı müellifleri papa tarafından gönderilen bir berberin zehirli bir ustura ile Şehzade Cem’i traş ederek ölümüne sebebiyet verdiğini söylerken, bir kısmı ise berberin Bayezid tarafından gönderilen Kapıcıbaşı Mustafa Bey olduğunu iddia ederler. Çğadaş İtalyan müellifleri Şehzade Cem’in papa tarafından zehirlendikten sonra Fransa kralına verildiğini belirtirler. Şehzade Cem’i gören baş teşrifatçı Burchard, şehzadenin mizacına uygun gelmeyen bir gıdadan zehirlenmiş olabileceğini belirtirken Venedik kaynakları da hastalıktan öldüğünü iddia ederler. Şehzade Cem’in yanındaki vakıat müellifi de onları destekler tarzda ölümün gıda zehirlenmesi veya hastalık yoluyla olduğunu ifade eder.

Şehzade Cem’in naaşı kralın müsaadesi ile sadık adamları tarafından tahnit edildikten sonra Gaeta denilen yerde toprağa verilmişti. Bayezid Han uzun süre diplomatik girişimlerle Cem’in cenazesini alabilmek için uğraştı. Sonunda Napoli’ye sekiz gün içinde naaşın teslim edilmemesi halinde donanmayı bu ülke üzerine gönderip Güney İtalya’ya asker çıkaracağını ve zorla da olsa alacağını beyan etmiştir. Bu ağır tehdit karşısında telaşa düşen Napoli Kralı Frederico, Şehzade Cem’in naaşını bir gemi ile Avlonya’ya göndermiştir. Avlonya’dan Mudanya’ya kadar tabutu Türk donanmasından bir filo getirmiştir. Böylece Cem Sultan’ın ölümünden dört yıl sonra 1499’da teslim alınan naaşı, Bursa’da Muradiye Camii haziresindeki ağabeyi Şehzade Mustafa Türbesi’ne defnedilmiştir. Allah Şehzade Cem’e rahmetiyle muamele eylesin, taksiratını affeylesin.

Cem Sultan’ın Kabri.

Şehzade Cem’in vefatı üzerine Osmanlı İmparatorluğu’nun 13 yıl boyunca dış cephede Şehzade Cem vesile edilerek girişilecek bir savaşa içten de katkılar olabileceği düşüncesiyle izlenen mülayim ve anlaşmalara dayalı siyaset son bulmuş artık daha aktif bir dış siyaset izlenmesi yolu tutulmuştur. Artık Osmanlı İmparatorluğu ve Sultan II. Bayezid’in hayatında yeni bir sayfa başlamıştır.


NAŞİR: HASAN ORHAN


İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR

[1] – Ahmet Şimşirgil, Kayı III – Haremeyn Hizmetinde, Timaş Yayınları.

[2] – Selahattin Tansel, Sultan II. Bayezit’in Siyasi Hayatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

[3] – Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, Ötüken Yayınları.

[4] – Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Türkiye İş Bankası Yayınları.


Yorum bırakın