TARİH

NOT DEFTERİNDEN – 4: II’LER DEVRİNE VEDA


Yazıma devrini inceleyecek olduğumuz Sultan II. Mustafa’nın şu duası ile başlamak istiyorum:

Rûz-ı mahşerde kusurum setr et ey Ferd-i ganî
Enbiya vü mürselîn içre hacîl etme beni
Zikr ü tevhîd ederim sıd-ı derûn ile seni
Enbiya vü mürselîn içre hacîl etme beni

(Yarabbi, Sen ganisin, zenginsin, mahşer gününde insanların toplandığı bir sırada benim kusurlarımı gösterme. Peygamberler arasında beni utandırma. Seni her zaman kalbimle zikrederim, anarım, ne olur beni utandırma.)

Bu yazımızda II’ler Devri diye takdim ettiğimiz devrin son padişahı olan ve bizzat ordunun başında sefere çıkan son padişah da olan Sultan II. Mustafa Devri’ni mercek altına alacağız. Böylece II’ler Devri’ni kapatmış olacağız.

~28.09.2023~


Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)


II.MUSTAFA DEVRİ

Sakız’ın kaybıyla teessüründen hastalanan Sultan II. Ahmed’in 6 Şubat 1695’te vefatı üzerine Edirne Sarayı’nda, Divan-ı Hümayun henüz toplandığı sırada Darüssade Ağası İshak Ağa gelip Sadrazam Sürmeli Ali Paşa’nın kulağına eğilerek “Padişahımız hakkın rahmetine vardı.” dedi. Sürmeli Ali Paşa durumu belli etmeden hemen divanı dağıttı. Bu esnada II. Mustafa’da (Kendisi IV. Mehmed’in oğludur.) amcası II. Ahmed’in vefatını öğrenmişti. Amcasının vefatı üzerine kimsenin davetini beklemeksizin Edirne Sarayı’nda tahta geçti.

II. Mustafa

II. Mustafa hükümdar olduğu zaman genç bir yaşta idi. Köprülüler Devri’nde yetişmiş, saltanatın nimetleri arasında büyümüş birisiydi. Babası tahttan indirilince hapsedilmiş ancak 8 sene sonra tahtta geçmişti.

Osmanlı İmparatorluğu birçok cephede mücadele içerisinde idi. Tahtta geçtiği vakit kendisini çok ağır bir sorumluluk karşılamıştı. İki amcasının devrinde yaşanan talihsizlikleri görmüş ve birçok tecrübe kazanmıştı. Devlet işlerini elinde tutma konusunda kararlı idi. Ayrıca II. Mustafa da ceddi gibi bizzat ordunun başında sefere çıkma niyetindeydi.


SON DEFA SEFERE ÇIKAN PADİŞAH

II. Mustafa’nın ilk faaliyetlerinden birisi, Erzurum’a bir haberci yollayıp davet ettiği ve çok sevip saydığı hocası Feyzullah Efendi’yi şeyhülislam yapmaktır. Fakat daha Feyzullah Efendi gelmeden önce Sadrazam Ali Paşa, Şeyhülislam olan Sadık Efendi’yi azledip yerine Rumeli Kazaskeri Mirza Efendi’yi getirmiş ve Feyzullah Efendi’nin tayinini önlemeyi başarmıştı. Feyzullah Efendi Edirne’ye varınca bu hileyi anlamış ve Ali Paşa’nın idam edilmesini istemişti. Ancak Ali Paşa sadrazamlıktan azledilmiş ve yerine Elmas Mehmed Paşa sadrazam yapılmıştı. İşte Feyzullah Efendi’nin devlet işlerine müdahalesi bu tarihten başlayıp ölümüne kadar devam etmiştir.

Padişah 8 Şubat 1695’te kendi el yazısı ile veziriazama bir hatt-ı hümâyun gönderdi ki bu hattı hümayun devlet adamlarından bazılarının savaşa son verme heveslerine son vermişti: “…Padişahların hangisi zevk ü safâya, kendi nefsinin rahatına düşmüş ise, eli altındaki memleketlerinin ve tebaasının huzuru ve rahatı kaçmıştır. Biz bugünden zevk ü safâyı ve rahatı kendimize haram kıldık. Pederimiz Sultan Mehmed ve amcalarımız Sultan Süleyman ve Ahmed padişahlık vazifelerinde ihmal ve tekâsül gösterdiler…Düşmana karşı ceddim Sultan Süleyman (Kanuni) gibi kendim sefere çıkmaya kat’i niyet ettim…” Hatta Padişah, Sadrazam Sürmeli Ali Paşa’ya “Bizzat sefere gitmem mi, yoksa Edirne’de kalmam mı devlet için daha hayırlıdır? Allah rızası için, meseleye şahsilik karıştırmadan cevap ver.” dedi. Hattı hümayundaki bu derece kat’i ifadelere rağmen Sadrazam, Padişah’a sefere çıkmasının yük olacağını ve sağlığına zeval geleceğini, onun sefere çıkmaması gerektiğini söylemişti. Padişah bunun üzerine “Bana ağırlık ve hazine lazım değil, yeri geldiğinde kuru ekmek yerim, vücudumu din uğruna feda ederim. Her türlü zorluğa sabrederim. Hizmet-i ibadullah tamama ermeyince seferden dönmem elbet kendim giderim.” cevabını vermiştir.

II. Mustafa Sefere Çıkıyor.

II. Ahmed’in büyük bir gayretle düzenlediği Sakız seferi neticelenmiş ve ada yeniden Osmanlı hakimiyetine girmişti. Bu zafer neticesinde Mezomorto Hüseyin Paşa tekrar kapdan-ı deryalığa yükseltildi.

Mezomorto Hüseyin Paşa.

Padişah sefere çıkacağı için ülkenin dört bir yanına haberciler gönderildi. Hususen askerin düzenli ve işe yarar bir şekilde yola çıkması gerektiği kaydedilmiş ve düzenin yeniden tesis edilmesine uğraşılmıştır. Hatt-ı hümâyundan da anlaşılacağı üzere kendisi tesiri kuvvetli tedbirleri alıp otoriteyi tam manasıyla tesis etmek niyetinde idi. Bu hareketi ülkenin tüm hücrelerinde bir canlanmaya sebep olmuş ve gayretli şekilde sefer hazırlıkları yürütülmüştür. Sefer hazırlıkları tamamlanmış ve 30 Haziran 1695’te sefere çıkılmıştı. Osmanlı’nın Avrupa’ya sefer üssü olan Belgrad’a varıldı. Bu sefer başarı ile neticelendi ve ordu İstanbul’a geri döndü. Padişah’a sefere çıktığı için “Gazi” ünvanı verildi.

Padişahın diğer seferlerine geçmeden Azak’taki mücadeleye değinmek yerinde olacaktır. Rus Çarlığı, 1595’ten beri Karadeniz’e inme gayretindeydi. Onlar da Kutsal İttifak’a (Viyana bozgunundan sonra Rus, Venedik, Roma-Cermen ve Malta ittifakıdır.) katılarak Osmanlı Devleti’ne karşı harp ilan etti. Osmanlıların büyük zayiatlara uğradığını gören Rusya, Lehliler ile ittifak kurarak Azak Kalesi’nin ele geçirilmesi için taarruza geçti.  Ancak bu taarruz Osmanlı cephesinde daha önceden haber alınmıştı. Gerekli tedbirler Azak Sancakbeyi Mustafa Bey tarafından alındı. Ancak Azak’taki çok az bir müdafaa birliğine karşın Ruslar çok büyük bir kuvvetle Azak’a taarruz etmişlerdi. Azak hem karadan hem denizden kuşatılmıştı. Kale 96 gün boyunca kuşatılmış lakin Kırım Hanı Kaplan Giray Han’ın imdada yetişmesi neticesinde kuşatma kaldırılmıştı.

Azak Kuşatması.

1696 yılında Padişah tekrar kuvvet toplayıp sefere çıkmıştı. Ancak bu sırada da mali sıkıntılar baş göstermeye başlamış eldeki imkanlarla sefere çıkılmaya çalışılmıştır. Anadolu’ya yazılan fermanlarda seferin önemi vurgulanırken tıpkı namaz gibi “farz-ı ayn” hükmünde bir görev olduğu belirtilerek vakit kaybetmeden orduya katılımın sağlanmasına çalışıldı. Bu seferde Kırım Hanı, Ruslar’ın tekrar Azak üzerine taaruz edileceğini haber aldığından sefere katılamamış yerinde kalması uygun görülmüştü. Sefer hazırlıklarından sonra Belgrad’a geçildi ve düşman üzerine yüründü. Ulaş (Bega) civarında düşman ordusu ile karşılaşıldı ve bozguna uğratıldı. Sefer sırasında padişahın ordunun önünde bizzat savaşıyor olması askeri gayrete getirmişti. Aynı zamanda Mezomorto Hüseyin Paşa kumandasındaki ordu da Venedik donanmalarıyla mücadele etmiş ve zafer kazanmışlardı. Lakin bu ikinci sefer sırasında Azak Kalesi daha yoğun bir saldırıya maruz kaldığından ve daha önceki saldırının neticesinde kale tahkim edilemediğinden Azak elden çıkmıştır. Böylece Ruslar Karadeniz’e inme planlarının ilk adımını atmışlardır.


ZENTA BOZGUNU VE KARLOFÇA ANLAŞMASI

Avusturya Fransa ile arasındaki savaşa son verip Osmanlı’ya barış teklifi göndermişti. Ancak II. Mustafa iki seferde elde ettiği neticenin etkisinde kaldığından bu teklifi kabul etmedi. Avusturya üzerine üçüncü sefere karar verildi. Ancak Avusturya Fransa ile barıştığından, Fransa cephesindeki kuvvetlerini Osmanlı üzerine sevk etmeye başladı. Sefer hazırlıkları tamamlandı ve yeniden sefere çıkıldı. Belgrad’da nasıl taarruz edileceği hususunda bir meşveret tertip edildi. İki fikir ortaya çıktı. Meşveret Meclisi’nde Temeşvar muhafızı Cafer Paşa’nın sunduğu fikir tutuldu ancak çok tehlikeli bir fikirdi. Çünkü sunulan fikirde nehirlerden geçilmesi gerekiyordu ve bu noktalar da düşman taarruzuna çok açık bir noktada idi.

Zenta Bozgunu.

Padişah’ın “Baba” dediği Cafer Paşa’nın fikri yönünde hareket edildi. Bu hamleyi az çok kestirebilen Avusturya orduları da nehirleri harap etmiş ve Osmanlı ordusunu bir hayli yıpratmıştı. Padişah ve ordusu, 9 büyük köprüden geçerek Zenta köyünde Tisa Nehri’ni geçerken, düşman ordusu kumandanı Prensi Öjen, top atışına başladı. Ordunun geçişi hızlandırıldı; ama köprü ağırlığı kaldıramayıp çöktü. Ordu iki tarafta bölündü ve 100 bin kişilik ordunun beşte biri imha edildi veya boğuldu. 7.500 kişi dövüşe dövüşe öldü. Sadrazam Elmas Mehmed Paşa ve çok sayıda kumandan şehit düştü. Zayiat büyük olunca, ordu geri döndü. Tarihe Zenta Faciası olarak geçen bu muharebede ilk defa mühr-i hümayun düşman eline geçti. Zenta faciası, Viyana bozgununu takip eden yıllarda Osmanlı Devleti’ne karşı kurulmuş olan “Kutsal İttifak”ın başarısı olarak kabul edilmiştir.

Prens Öjen.

Osmanlı idarecileri artık barışı düşünmeye başlamışlardı. Ancak diğer tarafta da epey yıpranan Avusturya da barışın peşine düşmüştü. Ruslar savaş yanlısı olmasına rağmen diğer taraflar sulh yoluna ikna edildi. Arabulucu rolünü Hollanda ve İngiltere üstlenmiştir. Görüşme yeri Karlofça belirlendi ki burası tarafsız bir noktaydı. Görüşmelere Reisülküttab Rami Mehmed Efendi ve Divan-ı Hümayun Tercümanı İskerletzade Aleksandr Mavrocordato tayin olunarak gönderilmişti. 26 Ocak 1699’da uzun süren görüşmeler neticesinde Karlofça Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisinin ilk resmi belgesidir. [1526’dan beri Osmanlıların elindeki Macaristan ve Transilvanya (Banat hariç), Avusturya’ya; Mora, Venedik’e; Podolya, Lehistan’a; Azak, Rusya’ya verildi.]

Karlofça Antlaşması.

Kırım ganimetlerle geçinen bir vilayetti. Ruslarla anlaşmaya varılınca Kırım için ganimet kapısı kapandı. Gazi Giray anlaşmaya uymamakla beraber rakibi gördüğü Saadet Giray’a saldırdı. Saadet Giray onu kandırıp Edirne’ye yolladı. Gazi Giray, Rodos’a kalebende gönderildi (hapsedildi).


EDİRNE VAKASINA GİDEN SÜREÇ

Barış Antlaşması’ndan sonra asayişin temini için birçok sahada ıslahata gidildi. Ağırlık noktası askeri (Yeniçeri Ocağı’na halktan alınan askerlerin [be-dergah] atılması, donanmanın ıslahı, isyanların eşkıyalığın bastırılması gibi) olmak üzere ekonomik (vergi, tımar gibi sahalarda düzeltmeler) vd. sahalarda birçok tedbir alındı.

Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa (ki Zenta Bozgunu’nda meşveret meclisinde alınan kararın en şedid muhalifi idi.) memleketin kalkınması noktasında birçok sahada faaliyet gösterirken işlerine muhalefet eden padişahın hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi ile karşı karşıya gelecektir. Padişah, hocasına hürmet göstererek her dediğini yapmakta, makamının ehli olan veziriazama da teveccühünü eksik etmemekteydi. İkisi geçinemiyordu ancak aralarını Mezomorto Hüseyin Paşa buluyordu. Feyzullah Efendi uzun zamandır bu makamı muhafaza ettiği gibi kendisinden sonra makamını süratle yükselttiği büyük oğlu Nakibüleşraf Fethullah Efendi’ye tahsis ettirerek 1702 yılında ona şeyhülislam payesi verdirmişti. İkinci oğlu Rumeli Kazaskerliği payelerine kadar çıkmıştı. Bir başka oğlu da kazasker ve şehzade hocası olmuş, amcazadesini de İstanbul Kadılığı ve Rumeli Kazaskerliğine, damadını da bu payelere namzed yapmış ve bu üst noktaları akrabalarına tahsis ettirmişti. Bu da diğer yükselmek isteyen kadıların önüne set çekmiştir. Eylül 1702’de Amcazade rahatsızlanıp sadaretten çekilince meydan Feyzullah Efendi’ye kaldı.

Amcazade Hüseyin Paşa.

Şeyhülislam tavsiyesi ile sadarete Daltaban Mustafa Paşa’nın getirilmişti. Mustafa Paşa, şeyhülislamın padişah katındaki değerini bildiğinden onun arzusu dairesinde hareket ederek mevkiini muhafaza etme niyetinde idi. Bunlardan başka padişah, şeyhülislamla görüşülmedikçe kendisine arz edilen telhis veya takrirleri tensip etmiyor ve yapılacak işlerde mutlaka hocasının mütalaasına ve muvafakatinin alınmasını tavsiye ediyordu. Böylece şeyhülislam manen hükümdar olup kendisine gösterilmeden ve muvafakati alınmadan padişaha hiçbir şey arz edilemez hale geldi.

Feyzullah Efendi’nin Fetvası’ndan.

Bu arada Kırım Hanı Devlet Giray, Rus ve Lehlilere saldırma niyetinde olduklarından kendilerine izin yolunun açılması gayretinde idiler. Aynı zamanda Daltaban Mustafa Paşa’da Ruslara karşı hareket etmek istiyordu. Böylece sadrazamdan teşvik mektubu alan Kırım Hanı kuvvetlerini hazırlayıp sefere hazırlandı. Ancak Reisülküttab Rami Mehmed Efendi veziriazamın bu işteki parmağını sezdi ve Feyzullah Efendi’yi uyardı. Feyzullah Efendi sadrazamın bu işini padişaha haber vermiş ve padişah da yaptırdığı tahkikat sonucunda bu neticeye vardığından sadrazamı azledip sonrasında idam ettirmiştir. Rami Mehmed Efendi sadarete getirilmiştir.

Rami Mehmed Paşa’ya mührü teslim ederken II.Mustafa “Şeyhülislamın rey’inden taşra hareket edersen cezaya müstahak olursun.” diyerek sadrazamına Feyzullah efendinin emri ile hareket etmesini tavsiye etmiştir. Kendisi Selanik’te çuha ve kumaş dokumacılığını yeniden ihyaya uğraştı ve ekonomik birtakım tedbirler aldı. Ancak kendisi de selefleri gibi Şeyhülislamın müdahalesinden sıkılmıştı. Rami Mehmed Paşa onun gücünü kıracak yolları aramaya başladı. Gürcistan’da ortaya çıkan bir mesele ona bu fırsatı verecekti.


VE EDİRNE VAKASI

Gürcistan’da ortaya çıkan karışıklıklar için birlik gönderilmesi gerekiyordu. Sefere memur edilen cebeciler, büyük ağaları olan cebecibaşı ile kethüdalarına gelip “Mademki sefere memur edilmişiz, birikmiş maaşlarımızı isteriz. Padişah hazretleri Edirne’de. Kime feryad edelim ve kimden isteyelim? Kaymakam namına olan sefih oğlan (Feyzullah Efendi’nin damadı Köprülüzade Abdullah Paşa) güvercin uçurmaktan eli değmez. Arz-ı hal etsek merhamet edip yüzümüze bakmaz.” diyerek önce cephanelikte toplandılar. Gülbank çekerek maaşlarını istediler. Maaşlarının bir kısmı ödendi ama tamamı ödenmeden gitmeyeceklerini söylediler. Cebecibaşı azledilip maaşlarının ödenmesi yoluna gidildi ancak iş farklı boyutlara varmış ve isyana doğru sürüklenmişti. Cebeciler Yeniçeri Ocağı’ndan yardım istemeye gittiler ve Etmeydanı’nda toplandılar. Yeniçeriler kapılarını kapatıp yardım etmek istemeseler de cebeciler büyük bir grup toplayıp içeri girdiler ve topluluklarını büyüttüler. Bunun üzerine Abdullah Paşa Sancak-ı Şerif’in çıkarılıp isyanın bastırılması yönünde karara vardı ancak İstanbul Kadısı ve Feyzullah Efendinin damadı olan Mahmud Efendi, arası Abdullah Paşa ile açık olduğundan davete icabet etmedi. Sonrasında ise yeniçeri ağalarının ve sekbanbaşının sarayda olduğunu duyan isyancılar Ağa kapısına hücum ettiler ve burayı yağmalayıp tutuklu tüm mahkumları serbest bıraktılar. Saray kapıları yeniçerilerin yağma edebileceği ihtimaline binaen kapatıldı. İçeri giremeyen yeniçeriler ise bundan müteessir olup isyancılar tarafına meylettiler. Daha sonra isyancılar Feyzullah Efendi’nin damadını esir aldılar. İsyancıların idaresini Karakaş Mustafa ele aldı. Kendisi ise tımarlı sipahiydi ve tımarı elinden alınmıştı.

Cebeci.

İsyanın dördüncü günü Cuma gününe denk gelmiş ve Cuma namazının şartlarından biri de imamın yani padişahın adaleti olduğundan ve bu hareket adil olmayan padişah üzerine yapıldığından Cuma namazı sahih olmaz denilerek bu işlerin neticesine kadar Cuma namazı kılınması isyancılar tarafından yasak edildi.

İsyancı topluluğu padişaha bir arıza (mektup) yolladılar ve padişahın İstanbul’a dönmesini, şeyhülislamın azlini istediler. Edirne’den meselenin maaş meselesi olduğu düşünülerek para ile çözüleceği zannedildi. Ayrıca Feyzullah Efendi arızayı padişaha vermedi ve gelen heyeti de sürdü. Ancak İstanbul’daki isyan padişaha validesi aracılığı ile ulaştırıldı. Kendisi de gelen heyetin neden sürüldüğünü sadrazam Rami Mehmed Paşa’ya sordu. Rami Mehmed Paşa ise fırsat bu fırsat diyerek “Bana mühr-i şerifi buyurduğunuzda zinhar şeyhülislamın reyinden hariç hareket eyleme diye tenbih buyurduğunuz için bu işte dahi ferman-ı hümayununuz üzere muvafakat eyledim.” cevabını verdi. Daha sonra padişah sürülen heyeti tekrar yanına çağırdı ve şeyhülislamı Erzurum’a gönderdi. Arıza padişaha ulaşınca isyancı topluluğun dağılması üzerine İstanbul’a geleceğini söyledi. Ancak isyancılar bununla da tatmin olmadılar ve padişahın hal’i için Edirne üzerine yürüdüler. Asiler Şehzade Ahmed’i tahta geçirmeye karar verdiler. Edirne’den üzerlerine ordu yollanıp nasihat edildi ancak hiçbirisi kararından vazgeçmedi. Edirne’de padişahın tarafında bulunan ordulardan da ihanet olunca Sultan Mustafa tahttan çekildi. Asiler Edirne’ye vardı ve 22 Ağustos 1703’te III. Ahmed tahta geçirildi. Sonrasında Feyzullah Efendi idam edilmiştir.

Feyzullah Efendi Vakası.

VEFATI VE ŞAHSİYETİ

Hal edildikten kısa bir süre sonra padişah vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. Kendisi Eminönü Yeni Camii civarındaki Valide Turhan Sultan Türbesi’nde medfundur. Kendisi zeki, yumuşak tabiatlı, adaletli ve zamanın ilimlerini iyi bilen bir kişi idi. Alimlere ve hocasına hürmeti o kadar çoktu ki, bu hal tahttan indirilmesinin de sebebi olacaktı.

Sultan’ın Kabri.

Annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan’dır (ki kendisinin şuanda Üsküdar Meydanı’nda Valide-i Cedid Külliyesi adında bir eseri halen ayaktadır. Kabri de oradadır.)

Valide-i Cedid Camii.

IV. Mehmed Han tahttan indirileceğini anlayınca çok iyi yetişmiş bulunan oğlu Mustafa’nın saltanata geçirilmesi için uyarıda bulundu. Fakat bu uyarı dikkate alınmadı. Artık Osmanlı’da saltanata hanedanın en yaşlı üyesinin çıkması kaidesi yer etmeye başlamıştı.

Hükümdarlığının ilk senelerinde gayret ve faaliyeti ile savaş talihini Osmanlı Devleti’nin lehine çevireceğine inanmıştı. Her ne kadar ilk zamanlarda bu düşüncesinde kararlı görünse de Zenta Muharebesi’nden sonra ümidi kırılmış ve zamanını Edirne’de geçirmiştir. Kendisi sefere çıkan son Osmanlı padişahı olup, Edirne’de tahttan indirilen tek padişahtır.

II. Mustafa zor bir zamanda tahta çıkmıştı. Büyük idealleri vardı. Her türlü yükün altına girmeye hazırdı. Fakat aradığı vasıfta devlet adamlarını da yanında bulamadı.

Allah Rahmet Eylesin. Mekanı Cennet Olsun.


Okuyucularıma Selam ve Hürmetlerimle…!


NAŞİR: HASAN ORHAN


Yorum bırakın