Sultan III.Mustafa’nın şu mısraları ile yazıma başlamak istiyorum:
Yıkılubdur bu cihân sanma ki bizde düzele
Devleti çerh-i denî virdi kamu mübtezele
Şimdi erbâb-ı sa‘âdetde gezen hep hazele
İşimüz kaldı bizüm merhamet-i Lem-yezel’e
(Dünya yıkılıp gitmekte, bizim elimizde de düzeleceğini sanma. Kahpe felek, devleti tamamen aşağılık kimselere verdi. Şimdi dünyadan zevk alanlar hep kalleş ve nâmertler. Artık, işimiz Allah’ın merhametine kaldı.)
Bir önceki yazımızda II. Süleyman devrine dair malumatlar sunmuştuk. Bu yazımızda ise II’ler Devri’nin ikincisi Sultan II. Ahmed Devri’ni mercek altına alacağız.
~18.09.2023~
Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)
II.AHMED DEVRİ
Sultan II. Süleyman’ın vefatı üzerine 23 Haziran 1691’de tahta geçmiştir. Kendisi IV. Mehmed’in kardeşidir. II. Ahmed’e tahta geçeceği haberi verildiğinde “Mülkün maliki Allah’tır. O, mülkü dilediğine verir, dilediğini aziz eder” mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. Ardından, “Ben saltanata talip değildim. Allahû Teala fazl u kereminden bu aciz kuluna nasip eyledi. Bu nimetin şükrünü eda edemem.” dedi.
Kılıç kuşanma töreni Edirne Camii’nde yapılmıştır (ki daimi olarak o vakte kadar Eyüp Sultan Camii’nde yapılırdı.) ancak hazinede para olmadığı için cülus bahşişi dağıtılamamıştır.

Tahta geçince devletin mali durumuna el atmıştır. Mâlikane Usulü’nü devreye soktu. Malikane Usulü bir vergi toplama sistemidir. İltizam usulü ile benzerlik gösterir ancak iltizamdan farklı olarak malikane usulünde vergi toplama işi kaydıhayat şartı ile verilmeye başlanmıştır. Böylece halk mültezimlerin keyfi hareketlerinden de kurtulmuş oldu. Fakat daha sonra âyânlık da bu vesileyle doğdu. Âyânlar, bir beldenin ileri gelenlerinden halk ile hükümet arasında aracılık yapan kişilerdir.
O zamana kadar savsayan Divan-ı Hümayun toplantılarının yine haftada 4 gün yapılmasını emretti ve kendisi de hasta olduğu zamanlarda bile bizzat toplantılara katıldı.
SALANKAMEN SAVAŞI
Fazıl Mustafa Paşa seferine devam etmekteydi. Belgrad üzerinden Sava Nehrine bir köprü yaptırdı ve askeri Macaristan yakasına geçirdi. Ordusuna Kırım kuvvetleri ve başka kuvvetler de katılacaktı. Kırım’da ise Selim Giray Han rahatsızlığı nedeni ile hanlığı terk etmişti ve yerine Saadet Giray gelmişti. Nehri geçtikten sonra Avusturya askerleri Osmanlı Ordugahına yaklaşmış ancak saldırmadan geri çekilmiştir. Bunun üzerine sadrazam kethüdası Mustafa Efendi “Oklanmış avı kaçırmayalım.” sözleri ile saldırıya geçilmesini önerdi.

Ordu erkanı toplandı. Erkan, Kırım kuvvetlerinin de dahil olması için beklenmesi yönünde görüş belirtti ancak buna rağmen Fazıl Mustafa Paşa orduyu harekete geçirdi ve düşman üzerine yürüdü. Sayıca üstünlük düşman ordusunda idi. Avusturya (Nemçe) Ordusu, Kırım kuvvetlerinin gelmediğini ve yolun da kapandığını anladı. Düşman kuvvetleri iki ateş arasında kalmaktansa saldırıya geçmeyi yeğledi. Saadet Giray harp sahasına yakın olmasına rağmen ortalıkta görünmüyordu. Savaş çok çetin geçti ve tam zafere gidildiği esnasında Fazıl Mustafa Paşa’nın kafasına bir kurşun isabet etti ve şehit oldu. Paşa’nın şehadeti yayılınca ordu bozguna uğradı. Sadrazam’ın naaşı savaş meydanında kayboldu arandı ancak bulunamadı.

Kırım Hanı Saadet Giray, savaş bittikten sonra savaş meydanına vasıl olmuştu. Sultan II. Ahmed Han bu gevşekliğini tekdir etmiş (azarlamış) ve “Yazık senin nam u şanına, murad etsen bu denlü mesafe sana göre ancak bir kamçılık yer idi nasıl imdada erişemeyesin” demiştir. Saadet Giray, Hanlık’tan azledilmiş ve Rodos’a sürülmüştür.

Bu bozgundan sonra sadarete Kadı Ali Paşa getirildi. Ancak Ali Paşa türlü bahaneler ile sefere gitmemekte ve kendisine rakip gördüklerini bir bir elemekte idi. Onun bu acziyeti görülünce azledildi ve Çalık Ali Paşa sadarete getirildi.
II. Ahmed Han, bir gün tebdil-i kıyafetle gezerken, ahalinin vergilerden dolayı defterdardan şikayet ettiğini işitmişti. Bu sebeple azlini sadrazam olan Çalık Ali Paşa’ya birkaç kere bildirdi. Sadrazam defterdarın temiz ve dürüst bir kimse olmasını dikkate alarak bu emri icra etmedi. Padişah bu hususu kendisinden sorunca sadrazam defterdarı müdafaa etti. Padişah, emrini tutmayanın kendisinin vekili olamayacağını bildirince, Çalık Ali Paşa hürmet ve edeple mührü teslim etti. Onun yerine Bozoklu Mustafa Paşa sadarete getirildi. O da önceki sadrazamı methedince ve mührü kabul etmeyince padişah hiddetlendi ve “Vallahü’l-azim ve billahi’l kerim ikinizi de siyaset ederim (idam ettiririm)” dedi. Bunun üzerine Mustafa Paşa sadrazam oldu. Daha sonra padişah Çalık Ali Paşa’yı tekrar yanına çağırtmış ve gönlünü almak istemiştir. Ali Paşa emekli edilmesini istemiş ve Mihaliç hassını talep etmiştir. Padişah bunun gelirinin çok az olduğunu söylemiş ve Ali Paşa “Böyle sefer vaktinde ve hazine müzayakasında bu dahi çoktur, kanaat ederim.” cevabını vermiştir.
HANYA MUHASARASI VE SAKIZ’IN ZAPTI
Venedik donanması, Girit’e asker çıkarmıştı. Düşman askeri on altı bin kişiydi. Hanya’da ise Ispanakçı İsmail Paşa emrinde bin beş yüz kişilik bir müdafaa ekibi vardı. Paşa, Kandiye’den de yardım istedi. Destek kuvveti düşman kuvvetleriyle çarpışa çarpışa Hanya’ya yetişti. Venedik Amirali Hanya’nın teslim olması için bir mektup gönderdi ancak mektup açılmadan iade edildi ve sefire bir daha gelirse başını kaybedeceği ihtar edildi. Eş zamanlı olarak kuşatmayı kırmak adına Mora’daki Venedik sahalarına da Osmanlı kuvvetleri gönderildi. Venedikliler bunu kuşatmayı çözme hamlesi olarak gördüklerinden oradan gelen yardım çağrılarına kulak asmadı. Hanya savunuldu ve düşman birlikleri püskürtüldü. Kuşatmayla görevli Venedikli amiral görevinden alındı.

IV. Mehmed ise hal edilmesinden (tahttan indirilmesi) 5 sene sonra 1693 senesinde Edirne’de vefat etti. Kendisi Yeni Camii yanındaki türbeye defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin.
Osmanlıların, Almanya (ki o vakit Fransa ile Almanya harb halinde idi) karşısında daha fazla güç kaybetmesini kendileri için zararlı gören İngiltere ve Hollanda, sulh için aracı oldu. Lehistan da müstakil sulh talebinde bulundu; ancak senelerdir tek bir galibiyet almamış (Kamaniçe’yi defalarca kuşatıp alamamış) bu devlete toprak verilemeyeceği için bu iş de geri kaldı. Sulh talebinde ayrıca Osmanlı mülkü olan bazı topraklar da istenmekteydi. Lakin Türk-Osmanlı Ananesinde muharebe yapılmaksızın toprak verilmesi mevcut ve vaki değildi. Rumeli Kazaskeri, “Bre dinsiz kafirler, biz sizden daha memleket talebinde iken yedimizde bulunan mülk-i mevrusemizi istemek nasıl sözdür!” demiştir. İstanbul, ağır bulduğu Alman taleplerini reddetti.
Harb devam etti. Macaristan ile Erdel arasındaki en mühim kale olan Varat, yardım götürülemediği için düştü. Bu sırada tekrar Kırım Hanı olan Selim Giray Han’dan Avusturyalıların Eflak ve Boğdan’a saldırılacağını haber aldığını ve burada toplanıp düşman kuvvetlerinin dağıtılması gerektiğini belirttiği bir mektup geldi. Osmanlı ordusu Rusçuk taraflarında toplandı ancak bu sırada Belgrad’ın muhasara edildiği haberi ulaştı. Ordu tekrar Belgrad’a döndü ve düşman kuvvetlerini sıkıştırdı. Düşman kuvvetleri bozguna uğradı.
1693 yılında hem Haziran hem de Eylül ayında 2 büyük yangın çıkmıştı. Bu iki yangında on dört bine yakın ev, dükkan ve binanın harap olduğunu söylemek felaketin vahametini gösterecektir.

Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa çok değerli bir devlet adamı idi ancak av merakına düşkündü ve av merasimi tertip edip durmaktaydı. Bu söylentiler üzerine padişah da onu tebdil-i kıyafetle kontrol etti ve paşayı işinde gevşek davrandığı için azletti. Bunun üzerine Sürmeli Ali Paşa sadarete getirildi. Bozoklu Mustafa Paşa ıslahat işleriyle uğraştı. Ordu kayıtlarında ismi olup, harbe katılmayanları araştırdı. Bunların çoktan öldüğünü; ama maaşlarını başkasının aldığını tespit etti. Hazineye çok para kazandırdı; ama düşman da kazandığı için iktidarı kaybettiği de iddia edilmiştir.
Serdar-ı Ekrem Sürmeli Ali Paşa, Varadin Kuşatmasında iken Malta, Floransa ve Papalık filolarından oluşan bir Venedik Donanması, Sakız Limanı’nı muhasara etti ve muhasara sırasında Rumlar ayaklandı. Kale vire (anlaşma yolu) ile teslim oldu. Osmanlı’nın merkezine yakın olan bu adanın düşmesinden dolayı II. Ahmed oldukça üzülmüştü. Kendisi hastalandı. Hatta Sürmeli Ali Paşa’ya “Sakız zapt edildi ise bütün Macaristan (Üngürüs) memleketini fethetsen dahi makbulüm değildir.” demişti.

Sadrazam derhal döndü. Edirne’de Padişah’tan şu mektubu aldı: “Sakız ahvâli içimi yaktı. Geri alınması muradımdır. İcap edenlerle görüşüp ne yapmak lazımsa bildiresin. Bu kış Sakız elde edilmezse, şöyle bilin ki, bütün reisleri katlederim”
Donanmayı Hümayun 1695 yılının ilk günlerinde İstanbul’dan hareket etti. İstanbul’dan ayrılmadan önce Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi ziyaret edildi. Donanmanın idaresi Mezomorto Hüseyin Paşa’ya verilmişti. Kendisi vaktiyle bir deniz muharebesinde çok yara aldığı halde, çarpışmayı sürdürerek iyileşmesi üzerine, İtalyanca Mezzomorto (Yarı Ölü) kelimesinden bozma olarak Mezomorto unvanıyla tanınmıştı. Donanma şiddetli bir vurgun sonrasında Sakız Adası’nı zapt etti.

VEFATI VE ŞAHSİYETİ
Müjde daha İstanbul’a ulaşmadan, Sakız’ın kaybıyla teessüründen hastalanan Sultan II. Ahmed 6 Şubat 1695’te Edirne’de vefat etti. Ağabeyi ile aynı hastalıktan muzdaripti. Saltanatı, garip bir tesadüf eseri ağabeyi ve selefi Sultan II. Süleyman gibi 3 yıl 7 ay sürmüştür. Aynı yerde vefat etmiştir.

Cenazesi İstanbul’a getirilerek büyük dedesi Kanuni Sultan Süleyman türbesine defnedildi. Yerine yeğeni Sultan II. Mustafa geçti.
Asabiydi; fakat kendisini çabuk toplardı. Doğru söze itibar ederdi. Yaptığı hatayı sırası gelince düzeltip telafi ederdi. Çok merhametli ve vatanperverdi. Âdil bir sultan olarak yaşamış, milletini memnun etmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. Gösterişten hoşlanmaz, sade giyinirdi. Kıyafet değiştirerek halk arasında dolaşır, dertlerini sabırla dinler, çare bulunması için lazım gelen yerlere talimat verirdi. İşlerin iyi gidip gitmediğini kontrol ederdi.

Allah Rahmet Eylesin. Mekanı Cennet Olsun.
Okuyucularıma Selam ve Hürmetlerimle…!
NAŞİR: HASAN ORHAN
