Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen’den alıntı ile yazıma başlamak istiyorum; “Tarih gür bir kaynaktır. Bu kaynaktan içme bahtiyarlığına erişenler geçmişi, içinde bulunduğumuz zamanı ve geleceği aydınlık görürler. Bu kaynaktan içme bahtiyarlığına erişemeyenler ise karanlıkta yol bulmaya çalışanlar gibi tökezlemekten hatta düşmekten kurtulamazlar.”
Bu yazımızda Osmanlı Tarihi’nin öyle bir devresini ele alacağız ki, bir devleti felakete sürükleyen amillerin daima dışarıdan kaynaklanmadığı lakin devletin içindeki çıkar gruplarının da büyük payının olduğunu, devletin bekasını ne denli tehlikeye attığına beraber şahitlik etmiş olacağız ve bunun en canlı örneklerinin yaşandığı II.Süleyman, II. Ahmed ve II.Mustafa devirlerini tahlil ediyor olacağız.
~17.09.2023~
Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)
II.SÜLEYMAN DEVRİ
II. Süleyman Han, 8 Kasım 1687 yılında, seferde bulunan ordunun seferi terkedip İstanbul üzerine yürümesi ve IV. Mehmed’e darbesi ile tahta geçti. Zaten Viyana bozgunundan sonra Osmanlı üzerine düzenlenen akınlardan devletin durumu daha kötüye gitmeye başlamıştı ve bu gidişatın önü alınamayınca parası ödenmeyen ordu IV. Mehmed’e karşı ayaklanmıştı.

HEM SAVAŞ HEM DE DARBECİLERLE MÜCADELE
II. Süleyman, IV. Mehmed’in kardeşidir. Kendisi veliahtlık makamında en uzun kalan şehzadedir. 40 sene Şimşirlik Dairesi’nde kaldı. Şimşirlik Dairesi (Kafes), sancağa çıkma usulünün kaldırılmasından sonra şehzadelerin ve hal edilmiş padişahların Topkapı Sarayı’nda kapatıldığı yerdir. Bu kadar uzun bir süreden sonra kendisi cülus için davet edilince inanamamış ve cülus için davete gelen Dârüssaâde Ağası’na “İzalemiz emrolunduysa söyle, iki rekat namaz kılayım. Kırk yıldır her gün ölmektense bir gün evvel ölmek yeğdir.” demiştir.

IV. Mehmed’i tahttan indiren darbeci ordu şehre yürüyüşüne devam etmiş ve yola çıkarken Veziriazam tayin ettikleri Siyavuş Paşa’nın bu makama getirilmesini talep etmiştir. Siyavuş Paşa da darbeci idi lakin şehrin yağmasını önlemek niyetindeydi. II. Süleyman Han mührü Siyavuş Paşa’ya verirken “Seni kendime veziriazam tayin ettim. Şer’-i Şerif üzere hareket edip hilafından sakın. Kırk yıldır bir karanlık yerde mahpus ve hayattan meyus iken yeniden dünyaya gelip gözümü açtım ve âlemi herc ü merc buldum. İki eteğimizi belimize çalıp din ve dünyamıza hayırlı olan işlerde bulunup gereği gibi ibadullaha hizmet edelim. Eşkıya def’ine çare görüp dağıtasın.”
Devlet hala savaş halindeyken darbeci ekip İstanbul’u yağma etmiştir. Paralarını alamadıklarından taşkınlıklarına devam ettiler. Hazinede para olmamasından dolayı Enderun Hazinesi’de (İç Hazine) açıldı. Ancak yine yeterli para bulunamayınca varlıklı kimselerden “imdadiye” adlı vergi alınması kararlaştırıldı ve tahsil için bu darbeciler görevlendirildi. Bu zorbalar kendi akrabalarını devlette önemli kadrolara getirmek istiyorlar olmayınca da padişaha başkaldırıyorlardı.

Vaziyet bu haldeyken Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa ve Veziriazam Siyavuş Paşa bir plan yapıp eşkıyayı kırdırmak istedi. Lakin bunu haber alan darbeciler harekete geçti ve Fazıl Mustafa Paşa’yı görevden aldırdılar. Daha sonra Mustafa Paşa’yı öldürmek için fetva almaya gittiler lakin fetva verilmeyince öldüremediler.

Devlet erkanı onları sefere yollayıp orada bitirmenin yollarını aradılar. Yeniçeri Ocağı’nın ihtiyarları, Yeniçeri Ağası’na bu ekibin dağıtılması için haber yolladılar. Yeniçeri Ağası Ali Ağa bu işe sıcak baktı ancak kendilerinin sonunu getirileceğini anlayan darbeciler Ali Ağa’yı tuttular ve Atmeydanı’nda (Sultanahmet Meydanı) Ali Ağa’yı paramparça ettiler. Daha sonra Veziriazam Siyavuş Paşa’nın üzerine yürüdüler. Darbeciler, Paşa’dan mührü istediler ancak paşa mührü vermekte diretince padişaha baskı yapıp bir hattı hümayun düzenletip onu görevden aldırdılar. Daha sonra konağı basıldı ve Siyavuş Paşa’yı da hazin son karşıladı. Yağmacılar gemiyi azıya aldılar ve yağmaya devam ettiler. Bu kadar zulüm üzerine esnaftan birisi sopaya beyaz çaput bağlayıp halkı etrafına topladı ve kalabalıkla saraya doğru yürüyüp Sancak-ı Şerif’in çıkarılmasını talep etti. Padişah tüm devlet erkanını sancak altında topladıktan sonra 1688 senesinin Mart ayına kadar yağmacılarla mücadele edildi.

Devletin vaziyeti perişandı. Bu esnada Rumeli’de kaleler yardımsız kalmış ve buralarda yaşayan Müslüman ahali ne yapacağını şaşırmış hâldeydi. Mora, Venediklilerin eline geçmişti. Halk düzen olmadığı için dağılmıştı. Eğri Kalesi, Avusturyalılara geçmiş ve İstolni Belgrad vire (zayıflatılmış kalenin anlaşma yoluyla teslim alınmasıdır.) ile teslim alınmıştı.
Eğriboz, Venedikliler tarafından kuşatıldı. Kara Baba Kuşatması denilen bu kuşatmada buranın komutanı Çelebi İbrahim Paşa idi. Kendisi gerekli tedbirleri alıp Mora seraskerinden yardım talep etti ve kendisine üç bin kişilik bir kuvvet gönderildi. Çoğu Arnavutlardan oluşan bu kuvvet savaşmaktan kaçıp kaleden çekildiler. Venedikliler hücuma geçtiler lakin burada muazzam bir direnişle karşı karşıya kaldılar. Venedikliler yenilip Eğriboz’dan geri çekildi.
Devletin başına bir de Yeğen Osman Paşa adında bir bela türedi. Asi lideri olan Paşa, kendi için asker istiyor ve haraç topluyordu. Devlet zora girmemek için dediğini yapıyordu. Avusturya bu sıralarda Belgrad’ı kuşatmıştı. Yeğen Osman Paşa, Belgrad’ı savunmak üzere görevlendirildi lakin kendisi savaşmadan geri çekildi ve Belgrad 8 Eylül 1688’de düştü.

Sulh için düşman devletler ile görüşmeler başladı ancak görüşmelerden bir netice elde edilemedi. Padişah bizzat düşmana karşı sefere çıkmaya karar verdi. Edirne’de bir Saltanat Şûrası toplandı. Şûra’da Fazıl Mustafa Paşa’nın bu hengameyi atlatabilecek kudrette olduğuna kanaat getirildi ve sadrazam tayin edildi. Fazıl Mustafa Paşa birçok tedbir alarak karmaşanın önüne geçti ve orduyu tekrar toparlayıp sefere çıktı. Niş, Vidin, Belgrad, Hırsova tekrar ele geçirildi.

1683 yılındaki Viyana Bozgunu’na sebep olan Murad Giray vazifeden alınınca yerine Selim Giray Han gelmişti. Selim Giray Han, Avusturya ordularının ilerleyişini keserek devlete büyük hizmette bulundu. Bu sırada Lehistan, Kamaniçe üzerine planlar kurmaktaydı. Leh komutan Jan Sobieski büyük birliklerle Kamaniçe’ye yürüdü ancak Kırım Hanı Selim Giray Han ona fırsat vermedi.
VEFATI VE ŞAHSİYETİ
1691 senesinde Veziriazam Fazıl Mustafa Paşa yeniden bir sefer tertip etti ve Padişah ile beraber sefere çıktı. Ancak II.Süleyman hastalığından dolayı Edirne’den ileri gidemedi. Fazıl Mustafa Paşa’yı Budin üzerine uğurladı ve 8 gün sonra 22 Haziran 1691’de vefat etti. Allah rahmet eylesin.
Kendisi Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’nde medfundur.
Silahtar Tarihi’nde kendisi şöyle anlatılmaktadır: “Vakarlı ve heybetli olup güzel ahlaklıydı, elbisesi ve sarığı şık, tatlı dilli, güzel ahlaklı, herkese iyi muamele eden, cömert, halim selim, hak sözü dinleyen adil bir zattı. Kendisinden kim bir şey istese, hayır demezdi. Kimseye kızmamıştır. Çok dindardı. Bir vakit namazı kazaya kalmamıştı. Allah’ın ve Peygamber’in ismi geçtikçe hürmetinden ayağa kalkardı. Her işini devlet ricali ile istişare ile yapardı.”
Okuyucularıma Selam ve Hürmetlerimle…!
NAŞİR: HASAN ORHAN
