TARİH

SULTAN AZİZ’İN DEVRİ VE ŞEHADETİ


Osmanlı İmparatorluğu’nun 19.asra damgasını vuran amca – yeğen 2 hükümdar Sultan Aziz ve Sultan Hamit’ti. İki hükümdar da darbe ile tahtından edilmiştir. Sultan II.Mahmut’un tahta geçmesi ile başlayan değişim fırtınası 1839’da Tanzimat Dönemi ile daha farklı bir evreye ulaşmış, imparatorlukta ciddi değişimlerin önünü açar biçimde esip gitmeye devam etmiştir. Bu fırtına sadece Osmanlı Dönemi’nde esmekle kalmamış Türkiye Cumhuriyeti’nde de varlığını devam ettirmiştir. Çoğu tartışmanın kökeni, odağı hatta mevcut bazı kurumlar dahi bu devirlerdeki değişime tekabül etmektedir. Bu değişim rüzgarının kuvvetli estiği devirde, o devrin simalarından Sultan Aziz’in hükümdarlığı hazin bir şekilde sonlanmış, üzerine düştüğü ordu ve donanma onu devirmekle kalmamış, şehadetine yol açmıştır. İşte bu yazımızda Sultan Aziz devrine bir göz atıp daha sonra onun şehadetine yol açan 1876 tarihine bir dönüş yapacağız. Kendisi 30 Mayıs’ta devrilen hükümdar 4 Haziran 1876’da iki bileği kesik halde Feriye Sarayı’nda ölü bulunmuştur. Resmi raporlarda hükümdarın intihar ettiği söylenmekteyse de kendisinden sonra kapsamlı bir tahkikatı Sultan Hamid yaptıracaktır ve peşine meşhur Yıldız Mahkemeleri’ni bırakacaktır.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

01.06.2023


Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)


SULTAN AZİZ’İN DEVRİ

Sultan Aziz, 25 Haziran 1861’de biraderi Sultan Mecid’in ölümü üzerine tahta geçmiştir. Cülusundan 3 gün sonra kılıç kuşanma  töreni yapılmıştır. Tahta çıktığı devirde kendisini mali buhran karşılamıştır. Ayrıca Karadağ’da isyan çıkmış, Hersek Eyaleti’nde de büyük karışıklıklar hüküm sürmekteydi.

Sultan Abdülaziz

Sultan Aziz’in savaş gemileri inşasına merakı vardı. Hatta onun devrinde Osmanlı Donanması, dünyanın üçüncü deniz gücü haline geldi. Savaş gemilerine merakından dolayı tersane gelirlerinin arttırılması için emir verdi. Ancak bu sırada Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Emin Âli Paşa, hazinenin durumundan dolayı bu işe girişilmemesi için padişaha karşı çıktı. Mehmed Emin Paşa, fikir ve kanaatlerinden fedakarlık yapmamakla meşhur birisi idi. Padişah ise bu durumdan hoşnut olmadığından dolayı onu azletti ve sadarete Âli Paşa getirildi. Ancak o da sadarette fazla duramayacaktı. Bunda o dönemin çıkarlarına aykırı olarak Âli Paşa’nın İngiliz politikasının ağır basması etkili olacaktır. Onun yerine Keçecizade Fuat Paşa tayin edilecektir. Ancak Fuad Paşa sadarete gelirken Âli Paşa’nın hariciye nazırı olmasını istemiştir. Bu devirde mali durumun düzelmesi için bazı hamleler atıldı ve kısmen de başarılı olundu.

Mehmed Emin Âli Paşa
Aziziye Zırhlısı

Fransa’dan neşet eden Milliyetçilik Akımının rüzgarı ile Avrupalı Devletler, Osmanlı içindeki azınlıkları kışkırtmaktaydı. Özellikle Ruslar, Balkanlar üzerinde yoğun bir faaliyet içerisindeydi. Karadağ ve Hersek meselesinde Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa bu işle vazifelendirdi ve buradaki çetecileri temizledi ancak bu ilerlemeden rahatsız olan Avrupa Devletleri olaya müdahale etti ve 31 Ağustos 1862’de İşkodra Antlaşması gereğince savaşa son verildi.

Akımın rüzgarı ile Sırbistan Prensliği’de Osmanlı’ya saldıracak bir bahane arıyordu. 1862 senesi Haziran ayında bir kavga onlara bu fırsatı verecektir. Belgrad civarında Topçudere mevkiinde bir çeşmeden su alma meselesi yüzünden bir Osmanlı askeri ile bir Sırp askeri arasında kavga çıktı ve olay bir anda büyüdü. Ancak mesele hakkında yürütülen tahkikatta Osmanlı haklı bulundu ve yürütülen yoğun bir diplomasi üzerine 8 Eylül 1862’de meseleyi halleden bir protokol imzalandı. Osmanlı İmparatorluğu burada 2 kalesinden vazgeçmiş oldu.

3 Nisan 1863 günü İstanbul’dan Mısır’a yola çıkan Sultan Aziz, Fransa ve İngiltere’ye Mısır’ın bir Osmanlı toprağı olduğunu ve Mısır Valisinin de imparatorluk tarafından atanan bir devlet görevlisi olduğu mesajını vermek amacıyla Mısır’a bir seyahat tertip etti. O dönemde Mısır’da “Hidivler” yönetimi mevcuttu. Yavuz Selim’den sonra Mısır’a giden ilk Osmanlı padişahı olacaktır.

Mısır Hidivliği’nin Mimarı Kavalalı Mehmed Ali Paşa

Sultan Abdülaziz devrinde Prizren’de meydana gelen karışıklıklar, Niş Valisi Midhat Paşa’nın aldığı tedbirler ile bertaraf edilmiş ve birçok mesele bu idari tedbirler sayesinde hallolmuştu. Bunun üzerine Midhat Paşa İstanbul’a davet edildi. Bu sırada Tuna Vilayet’i kuruldu ve başına Midhat Paşa getirildi. Midhat Paşa’nın idare usulünde önce köylerde ihtiyar heyetleri kuruluyor, bu heyetleri köy halkı seçiyor ve aynı usûlle nahiye meclisleri kuruluyordu. Bunlar da vilayet meclislerine bağlanıyordu. Tuna Vilayeti’nde tedbirli bir idare kurabilmişti.

Valilikteki Başarısını Sadrazamlıkta Sergileyemeyen Midhat Paşa

1866-1867 seneleri Bulgar Çetecilerinin yağma ve talanları ile Girit İsyanı ile geçmiştir.

Avrupa’ya seyahat eden ilk Osmanlı Padişahı Sultan Aziz’dir. III.Napolyon’un açmış olduğu sergiye davet edilmiştir. Sultan Aziz yola çıkmakta tereddütlü olsa da, hareket günü olarak 21 Haziran 1867 günü yola çıkılacağı elçiliklere bildirilmişti. Bu seyahate çıkmasında hem iç siyasette Âli ve Fuad paşaların emelleri hem de dış siyasette Fransa’nın siyasi çıkarlarına dair baskılar etkili olmuştur. Fransa hükümeti, Padişah geleceği için hasımları ve muhalifleri (Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi) Fransa’dan çıkartılmıştır. Padişah ilk olarak Fransa’dan yolculuğa başlamıştır. Daha sonra Londra, Brüksel, Viyana, Budapeşte’yi ziyaret etmiştir. Oradan Türk sınırları olan Vidin’e geri dönmüştür. Vidin’den Rusçuk’a geçti ve Memleketeyn (Eflak ve Boğdan)’a gitti. Ziyaretlerini tamamladıktan sonra 7 Ağustos 1867’de İstanbul’a vasıl oldu. Abdülaziz İstanbul’a girerken “Atalarımız at sırtında ve fütuhat gayesiyle giderlerdi. Bizler şimdi trenle vapurla ancak siyaset için gidebiliyoruz.”

Sultan’ın Avrupa Seyahati
Sultan’ın Avrupa Seyahati’nden
Şehzade Abdülhamid’in Avrupa Seyahati’nden

Abdülaziz Han devrinde, idari ve hukuki alanlarda önemli adımlar atılmıştır. O zamana kadar uygulanan eyalet teşkilatı terk edilerek, vilayet sistemine geçildi. Nizamiye Mahkemeleri kuruldu. 1868’de Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye; Şurayı Devlet ve Divanı Ahkamı Adliye olmak üzere 2’ye ayrıldı. Âli Paşa’nın Fransız Medeni Kanunu’nu tercüme ettirmesiyle ortaya çıkan teşebbüslere başta Ahmet Cevdet Paşa olmak üzere muhafazakar hukukçu ve devlet adamları karşı çıkarak milli bir kanun hazırlanmasını savunmuşlardır. Ve böylece bir Mecelle Cemiyeti teşkil edilmiştir. Bu cemiyetin çalışmaları birçok kez aksamaya uğrasa da nihayetinde bir medeni hukuk kodu olan Mecelle-i Ahkam-a Adliye adındaki ilk Osmanlı Medeni Kanunu 1876 senesinde tamamlanmıştır.

Mecelle’nin Mimarı Ahmed Cevdet Paşa

30 MAYIS 1876 DARBESİNE DOĞRU

Tanzimat Devri yönetiminde devlet ilk defa dış borçlanmaya gitmiştir. Abdülaziz döneminde ise devlet gırtlağına kadar borç batağına batmıştı. Borçların miktarı 200 milyon altına ulaşmıştı. Osmanlı’nın borcu borçla kapatma politikası izlemesiyle durum daha vahim bir hal aldı. 1875 yılında Mahmud Nedim Paşa, Rus Elçisi İgnatiyef’in tavsiyesi ile tüm Avrupa’nın tepkisini çekecek bir karar almış ve bu durum Avrupa’da büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu zeminde Sırbistan, Rus teşviki ile Osmanlı’ya savaş ilan etmiştir. Ayrıca içerde devlet adamları arasındaki çekişmeler de günden güne artmaktaydı. Midhat ve Hüseyin Avni Paşalar, Sultan Aziz’i düşmanı olarak gördüklerinden ona karşı düşmanca bir tavır içerisine girdiler. İstanbul’da medrese öğrencilerini el altından kışkırtmaya başladılar. Açıkçası Devlet en buhranlı günlerini yaşıyordu. Sık sık yaşanan sadrazam değişiklikleri ve sadrazamlıktan azledilen paşaların hırsı da günden güne muhalefeti arttırmaktaydı. Mithat Paşa ve çevresine topladığı paşalar padişaha karşı bir ittifak içerisine girmişlerdi.


KARA GÜNLERDE İHTİLAL !

10 Mayıs 1876’da medrese öğrencileri dersleri boykot ettiler ve saraya doğru nümayiş başladı. Bu öğrenciler “Devlet ve memleketin hukuk ve istiklali çiğnendiği bir zamanda derslerle uğraşmak hamiyet ve diyanet şiarı değildir. Her tarafta Müslümanlar, Hristiyanların tahkirine ve eziyetine zebun oluyor. Buna sebep olan büyükleri ortadan kaldırmak şer’an vazife borcudur.” diyerek gösterilerini sürdürdüler. Midhat Paşa talebeleri desteklemek üzere para da göndermişti.

Öğrenciler Dolmabahçe Önlerinde

Öğrencilerin Padişahtan talepleri, Mütercim Rüştü Paşanın sadrazam, Hüseyin Avni Paşanın serasker, Hüseyin Hayrullah Efendinin de şeyhülislam yapılması idi. Olayı büyütmek istemeyen padişah dediklerini yapmak zorunda kaldı. İş başına gelen Mithat, Hüseyin Avni ve Rüştü Paşalar birleşerek şeyhülislamdan hâl fetvası alma yoluna gittiler. Midhat Paşa, Fetva Emini Kara Halil Efendi’ye “Padişah mülk ve milleti tahrip ve Müslümanların beytülmalini israf etti. Halkın halini ıslah için tahttan indirilmesi düşünülüyor. Buna şer’an cevaz var mıdır?” diye sordu ve Kara Halil Efendi “Bu hayırlı işe çarşaf kadar fetva veririm.” dedi. Devletin bu kara gününde böyle bir işe girişen paşaların aslında Devlet’i perişanlığa götürdüğünü de tarih bizlere göstermiştir. Yılmaz Öztuna, Erkan-ı Erbaa olan bu paşaları ve şeyhülislamı hakkında bazı tespitlerde bulunmuştur. Bunların aralarından Hüseyin Avni Paşa, padişahı öldürmeyi düşünmüş hatta yapmak istediklerini “Kinim, dinimdir.” şeklinde ifade etmiştir. Midhat Paşa’nın valiliği sırasında yaptığı bazı işlerden dolayı İngilizler tarafından şişirildiğini ifade etmiştir. Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi hakkında ise padişah “Hayrullah Efendi sarayda iken ona müfsid imam derlerdi, Rüştü Paşa’nın tavsiyesiyle bir kez daha şeyhülislam nasbeyledik. Allah vere bir halt etmese.” demiştir.

Serasker Hüseyin Avni Paşa

Öğrenciler ise bir yandan Hüseyin Avni ve Midhat Paşalar tarafından kışkırtılmakta ve onlara para verilmekte idi. Fetva Emini Kara Halil Efendi, ha’l fetvasını hazırlamıştı. Fetvada padişahın akli dengesinin bozuk olduğu, siyasetten habersiz ve din ve dünya işlerini bozup karıştıran, milletin mülkünü tahrip eden bir kimse olarak padişahı tarif etmişlerdi. Ancak bu fetva neşrinden itibaren büyük bir tenkide uğramıştır.

Hal Fetvası

Bu arada Veliaht Şehzade Murad Efendi’ye de darbenin 31 Mayıs günü yapılacağı söylenmişti. Murad Efendi, Ziya Paşa ve Doktor Kapolyon Efendi vasıtası ile darbeci ekiple temas halindeydi.

Fetvanın alınması üzerine 30 Mayıs 1876 günü Hüseyin Avni Paşa’nın yalısında toplanan harekete geçtiler. Sabahın erken saatlerinde Süleyman Paşa, hazırlanan planı kusursuz uyguladı. Harbiye öğrencilerine Aziz Han’a suikast yapılacağını, bunu önlemek için Dolmabahçe Sarayı’nın sarılacağını, bu şerefli görevin kendisine düştüğünü söyledi. Dolmabahçe Sarayı muhasara edildi. Donanma Kumandanı Arif Paşa, aynı şeyleri kaptanlara söyleyerek, Sultan’ın eseri olan zırhlıları, Dolmabahçe önüne demirledi. 30 Mayıs sabahı Abdülaziz’i tahttan indirip Topkapı Sarayı’nda III.Selim’in şehit edildiği odaya hapsettiler. Sultan Aziz’in şahsi eşyaları ve hatta hanımlarının kulaklarındaki küpelere kadar yağma faaliyetine girişildi.  Ha’l işi başlayınca V.Murad’a haber vermek için haberci yollandı. O darbenin bir gün sonra yapılacağını zannediyordu ve elçinin gelmesiyle içi içini yemeye başladı. Süleyman Paşa onu ikna etmek için uğraştı ve cülus işi aceleye getirilip aynı gün tahta çıkarıldı.

Şehzade Murad’ın Cülusu

SULTAN AZİZ’İN ŞEHADETİ

Devrik Padişah Topkapı Sarayı’ndan Feriye Sarayı’na nakledilecektir. Hüseyin Avni Paşa, Sultan Aziz saraya gider gitmez görevlileri değiştirdi. Pehlivanlardan seçtiklerini bahçıvanlık görevi ile sarayda görevlendirdi. Pehlivanlar, saray muhafız taburu komutanı yanlarında olduğu halde, 4 Haziran 1876 sabahı Sultan’ın odasına girdiler. Abdülaziz Han bu sırada Kuran-ı Kerim okuyordu. Aralarında şiddetli bir boğuşma yaşandı, kendisi aynı zamanda pehlivan olan Sultan Aziz şiddetle karşı koydu ise de direnemedi ve orada Sultan’ın 2 bileğini kestiler. Padişah can çekişirken bulundu ve Hüseyin Avni Paşa emri ile saray karakolunun kahve ocağına götürülüp ot bir sedire yatırıldı. Orada hiçbir müdahalede bulunulmadı. Padişah orada şehit oldu.

Daha sonra rapor tutmaya gelen doktora da zorla düzmece bir rapor düzenlettirildi. Daha sonra naaşını yıkayan 8 imam, Abdülhamid Dönemi’nde kurulacak Yıldız Mahkemeleri’nde “Sultan’ın 2 dişi kırılmış, sakalının sol tarafı yolunmuştu. Sol memesi altında büyük bir çürük vardı.” ifadelerini vermişlerdir. Pehlivanlar da daha sonra yaptıklarını itiraf etmişlerdir. Ancak bu mesele tarihçiler arasında “Sultan katl mi edildi yoksa intihar mı etti ?” tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.

Sultan Aziz’in Kabri

ÇERKES HASAN

Çerkes Hasan, Sultan Aziz’in hanımı Neşerek Kadınefendi’nin kardeşidir. Neşerek Kadınefendi, ha’l günü Dolmabahçe’den Topkapı’ya nakledilirken mücevher sakladığı şüphesiyle omzundaki şal padişahın gözünün önünde çekilip alınarak hakarete uğramıştı. Kadınefendi omuzları açık olarak Boğaz’ı geçmiş ve ağır hastalanmıştı. Kendisi eşinin şehadetini haber alınca 11 Haziran 1876’da vefat etmiştir.

Çerkes Hasan Bey

Hüseyin Avni Paşa, Çerkes Hasan’ın sorun çıkarabileceğinden onu 6.Ordu’ya tayin ettirdi. Ancak Çerkes Hasan bu karara uymadı. Hapse atıldı ancak daha sonra gideceğine söz vererek hapisten çıkarıldı. 15 Haziran gecesi darbeci paşalar Midhat Paşa’nın konağında toplandılar. Bu sırada Çerkes Hasan konağa geldi. Üniformalı olduğu için sarayla ilgisi olduğu ve haber getirildiği zannedilmişti. Kimse ona müdahil olmadı. Kendisi paşaların odasına girip Hüseyin Avni Paşayı, Bahriye ve Hariciye Nazırını orada öldürmüştü.

Öldürülen 4 İhtilalci İle Alakalı Haber

Tevkif edilen Çerkes Hasan 18 Haziran 1876 günü Bayezid Meydanı’nda asılarak idam edildi. Kendisi Edirnekapı Mezarlığında medfundur.

Çerkes Hasan’ın İdamı

Okuyanlara Selam ve Hürmetlerimle…!


NAŞİR: HASAN ORHAN


Yorum bırakın