TARİH

MALAZGİRT ZAFERİ – 26.08.1071


Takdim

Takvimlerimiz 26.08.2021 tarihini gösterdiği vakitte Malazgirt Zaferi’nin 950. seneyi devriyesini yaşıyor olacağız. 26.08.1071 Cuma günü Alp Arslan komutasındaki Selçuklu Ordusu, kendilerinden sayıca üstün Bizans ordusunu mağlup etmiş ve Anadolu’nun kapısını Türk-İslam Medeniyeti’ne açma şerefine nail olmuştur. 26 Ağustos 1071 Cuma gününden itibaren Türkler, yurt tutacakları Anadolu’da Türk-İslam Medeniyeti’ni nakış nakış işlemeye başlamışlardır. Atalarımız bu toprakları bize miras olarak bırakmışlardır. Bize kalan mirasın mahiyetini daha iyi anlayabilmek adına bu yazıyı kaleme almış bulunmaktayım. Yazıya başlamadan önce Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin” başlıklı şiirini sizlere aktarmak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim…


Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)


BU VATAN KİMİN

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda,
Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gazâ bayraklarından.
Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan
Cepheden cepheyi soranlarındır…

İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan
Nehirler gazidir, dağlar kahraman
Her taşı bir yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay’ım ne desem ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil.
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir…

ORHAN ŞAİK GÖKYAY


Dandanakan Zaferi ve Tuğrul Bey Dönemi

Selçuklu İmparatorluğu’nun tarihte oynadığı en büyük rollerden biri Anadolu’nun fethedilmesi ve bunun neticesi olarak burasının bir Türk vatanı haline gelmesidir. Anadolu’nun fethi uzun sürmüş ve birçok safhalar arz etmiştir. Fetih hadisesini şu safhalara ayırmak mümkündür:

1-Oğuz-Türkmen Akınları Safhası.

2-Muntazam İmparatorluk Orduları’nın Yaptıkları Fetihler Safhası.

3-Anadolu Selçuklu Devleti Devrindeki Fetihler Safhası.

Bu yazıda ilk 2 safhaya değineceğiz.

[1] Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan’ın Soy Ağacı

1-Oğuz-Türkmen Akınları Safhası

Selçuklular nazik bir zamanda muazzam Gazne ordusuna karşı ilk zaferi (Serahs Zaferi) kazanınca[1], 1038 Ramazan Bayramı’nda, Abbasi elçisi de Nişâpûr’da onlara geliyordu. Selçuklular bunu Halife tarafından tanındıklarına yorumlayarak çok sevindiler ve gurur duydular. Böylece uzun bir mücadele ve göç devrinin artık sona erdiğini ve uğurlu bir devrin başında bulunduklarını anlamışlardı. Bu hadise, beş asır önce, ecdatları Göktürklere ilk zaferleri üzerine Çin ve Bizans elçilerinin gelişine benziyor ve aynı sevinç tekrarlanıyordu.

Tuğrul Bey, 23 Mayıs 1040 yılı Cuma günü, Dandanakan Meydan Muharebesi’ni kazanıp saltanatını ilan edince Halifeye gönderdiği elçi ve mektup ile kendilerinin padişahzade (yani Oğuz Han nesli) ve Gazne sultanlarının kölezade olduklarını bildiriyor ve bu suretle İslâm hâkimiyeti ve saltanatının kendilerine aidiyetini belirtiyordu. Mektubun başında, Türk hakimiyet alameti olarak, ok ve yaydan müteşekkil tuğrasını koyması da bu manaya geliyordu.[2]

[2]- Dandanakan Savaşı.

Tuğrul Bey, bu büyük zaferden sonra, ordusu ile Hemedan’a girerken devrin evliyasından Baba Tahir ve Baba Cafer ile karşılaşır, atından inerek onların ellerini öper. Baba Tahir kendisine: “Ey Türk! Allah’ın halkına ne yapmak istiyorsun ?” diye sorar. Sultan, Şeyh’e: “Ne emredersen.” cevabını verir. Baba Tâhir “Muhakkak Allah adalet ve ihsan yapmayı buyurur”[3] âyetini okuyarak “Allah’ın emrini yap!” der. Tuğrul Beyin gözleri yaşarır ve “Öyle yapacağım.” mukabelesinde bulunur. Bunun üzerine Baba Tahir Sultan’ın elini tutar, abdest aldığı kırık ibriğinin kapağını parmağından çıkarıp onun parmağına takar ve “Bunun gibi dünya ülkelerini senin eline koydum; adalet üzere ol” der. Selçuk Sultanı bu halkayı, daima uğurlu bir muska gibi taşır ve savaşlarda parmağına koyardı.[4] Bu suretle Allah’ın Oğuz Han’a ve evlatlarına Irkıl Hoca ve Dede Korkut nasıl dünya hakimiyetini verdiğini tebşir etmişlerse şimdi Baba Tahir de İslam ve dünya hakimiyetini Allah’ın Tuğrul Bey’e öylece ihsan ettiğini müjdeliyordu.

[3]- Baba Tâhir’in mezarı – Hemedan/İran

Büyük Türkmen akınları sel halini almıştı. Horasan-Azarbaycan yolunda “Göçler karıncalar gibi kaynaşıyor”. Ancak Tuğrul Beyin siyaseti ile asıl muhaceret hedefi Anadolu’da yurt bulmak olduğu halde yine de İslam ülkeleri zararlara uğruyordu. Bu sebeple Halife Kaim Bi-emrilah büyük alim Maverdi’yi 1044 yılında bir mektupla Tuğrul Bey’e gönderdi. Halife bu mektupta: “Ey Tuğrul Bey Muhammed! Aldığın memleketler sana kafidir; diğer İslam ülkelerine dokunma” diyordu. Bununla da muhaceratın azametini, feodal mahiyette Türk ulusları üzerinde Tuğrul Beyin henüz hakim olacak bir durumda bulunmadığını ve Sultanın da zaten muhaceret selini Anadolu’ya yönelttiğini kavrayamamış gözüküyordu. Bununla beraber Tuğrul Beyi Halife’ye: “Benim askerlerim (milletim) pek çoktur ve bu memleketler ona kafi gelmiyor. Doğru hareket için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Eğer adamlarımdan (Türkmenlerden) bir kısmı aç kalıp kötülük yapıyorsa buna karşı ben ne yapabilirim? “ cevabını veriyordu.[5]

Bu safhada yapılan akınlar daha çok bugünkü Güneydoğu Anadolu’da ve yukarı Mezopotamya’da hakim Müslüman devletlere müteveccihtir. Bu devletlerle yaptıkları mücadelelerde kah galip, kah mağlup olan Türkmenler, büyük zayiata uğramışlar, neticede az bir kısmı daha önce kabul etmek istemeyerek önünden kaçtıkları Selçuklu Devleti’nin hakimiyetini kabule mecbur olmuşlardır. Bu safha Selçuklu Ordularının ilerlemesine zemin hazırlayan bir safhadır.


2-Muntazam İmparatorluk Orduları’nın Yaptıkları Fetihler Safhası


2a-Tuğrul Bey’in Vefatı

Tuğrul Bey, devletini kuvvetlendirdikten, Anadolu yolunu açan seferin yaptıktan sonra, Hilafeti Şii Büveyhilerin elinden ve Müslümanları şerlerinden kurtarmak maksadı ile, 1055 yazında Bağdat seferine çıktı. Halifeye gönderdiği Tuğralı (Ok-yay ve ismini havi) mektubunda: “Hazret-i Muhammed’e hizmetle şeref kazanmak, takdis edilmek, bizzat Hacca giderek yolları açmak ileri tenkil etmek ve Mısır şaşkınları (Şii-Fatımiler) ile savaşmak arzusunda bulunduğunu” belirtiyor ve Halifeyi kurtarmak ve Bağdat’a girmek için yine de ondan izin istiyordu. Tuğrul Bey Hilafet merkezine girip Büveyhileri temizledikten sonra Halife kendisine taç giydirme ve kılıç kuşatma merasimini yaptı. Onu “Dünya sultanı” (Şark ve Garp) ilân etti: ona “Rüknüddin” (Dinin temeli) ve “Kasîm Emir ül-Müminin (Halifenin ortağı)” unvanlarını verdi. Böylece Selçuklular İslam halifeliğini, Abbasiler elinde himayelerine almış ve dokuz asırlık Türk-İslâm saltanatı başlamıştır. Bu maksatla da sultan Bağdat’ta bir “Tuğrul Bey şehri” (Medinet üt-Tuğrul-bek) inşa ettirdi. Şii Büveyhilere esir olan Sünni halifelik artık kurtulmuş fakat siyasetle bir ilgisi kalmamıştı. Hatta halife ve sarayının masrafları bile sultanın yaptığı tahsisata bağlanmıştı. Halife 1061 Ağustos ayında Tuğrul Bey’e gönderdiği mektupta ona “Büyük Şehinşah, Dünyanın (Şarkın ve Garbın) Sultanı ve İslamın Dirilticisi” sıfatları ile hitap ediyordu.

Tarihin büyük şahsiyetleri arasında bulunan Tuğrul Bey (1040-1063) yabancı ülkelerde dağınık göçebeleri toplayarak muhteşem bir imparatorluk kurdu. Müslüman Türklere yeni bir cihan hakimiyeti devri, yeni bir medeniyet kapısı İslam dünyasına da kurtuluş ve nizam yolu açtı. Onu göçebe reisliğinden Türk-İslam sultanlığı tahtına çıkaran, adaleti, şefkati, merhameti, sabrı, ihtiyatı ve ketum oluşu gibi yüksek meziyetleri yanında idealistliği ve dindarlığı başta gelir.

[4]- Tuğrul Kulesi

2b-Alparslan Dönemi ve Anadolu’daki Umumi Ahval

1040 yılında kazandıkları Dandânakan zaferiyle Büyük Türk Hakanlığı tahtına yerleşen Selçukzâde Tuğrul Bey ile halefi olan yeğeni Alp Arslan zamanlarında Türkler, Bizans’la karşı karşıya gelmişlerdi. 30 yıl içinde Selçuklu Oğuz Türkleri, her yıl biraz daha büyük çapta olmak üzere birçok Anadolu akını ve seferleri yapmışlar, bu büyük ülkeyi olgun bir meyve haline getirmişlerdi. Son bin yıllık Türk tarihinin umumi akışı, güneybatıya, açık denize, Anadolu’ya doğru olmuş, Selçuklular bu akışa, önüne geçilmez bir tufan derecesinde güç kazandırmışlardı. Türk akıncıları, Ege’ye kadar her yıl Anadolu’yu tarıyor, Bizans hâkimiyetini yıkmak için zemin hazırlıyorlardı.

Sultan Muhammed Alp-Arslan 1064 yılında gerçekleştirdiği Azerbaycan ve Gürcistan seferi sırasında Melikşahı’da Nizamülmülk ile birlikte Doğu Anadolu Harekatı’na sevk etmiş ve bu sefer oldukça başarılı geçmişti. Alp Arslan sonrasında da Anadolu seferini emirlerine teslim etti. Bir çok akıncı beyi her bahar mevsiminde kol kol Anadolu’ya akınlar gerçekleştirmeye başladılar. Bu akınlar daha çok Bizans kalelerini zayıflatıyor ve Selçuklu Ordusu’na yol açma mahiyeti taşıyordu. Sultan Alp Arslan Ani-Kars bölgesini fethederek akıncı birliklerine büyük kolaylık sağlamıştır. Bu akın kollarını idare edenlerin başında Sâlâr-ı Horasan, Hanoğlu Harun, Gümüştegin, Afşin, Ahmedşah ve Artuk gibi komutanlar gelmekteydi.

Alp Arslan’ın kısa süren saltanatı (1063-1072) Türk devlet nizamı ve cihan hakimiyeti mefkûresinin en parlak devirlerinden birini teşkil eder. Selçuklu imparatorluğu, bu kısa müddet zarfında, ecdadları Selçuk’un yaşadığı Sirderya[6] boylarından Akdeniz kıyılarına kadar uzanmıştı. Alp Arslan, yıldırım sür’ati ile, Türkistan’ı, Hazar sahillerini ve Kafkasları fethedip bu bölgelerde hüküm süren birçok emir, melik, yabgu ve hükümdarları ve Karahanlı hakanlarını tabiiyetine aldıktan sonra, İslâm’ın dahili düşmanı Fatımilere ve harici düşmanı Bizanslılara karşı iki büyük sefere girişti.

[5]- Sultan Alp Arslan

2c- Romanos Diogenes’in Anadolu Harekatları

Romanos Diogenes tahta geçtiğinde etrafını Türk akınlarının sardığını görmüş ve Anadolu’ya ilk seferine 1068 yılının Mart ayında çıkmıştı. Lakin bu seferden sonra zor durumda kalmamak adına geri çekilmek zorunda kalmış ve ilk Anadolu Seferi’nde istediği neticeyi elde edememişti. 1069 yılı başlarında İstanbul’a dönmüştü. Bundan sonra Türk Akıncılar yeniden akınlarına başlamışlardı. Anadolu’ya güney, doğu ve güneydoğu bölgelerinden girerek etrafa dehşet saldılar.(1069) Bizans İmparatoru hazırlandığı 2.Anadolu Harekatı’nda bu sefer ordusunu 2 ye bölmüştü. Bir grup Malatya üzerine diğer grup da Fırat Nehri’ne doğru ilerlemeye başlamıştı. Bu sıralarda Türk Akıncıları’nın merkezi Ahlat idi. 2.Anadolu Harekatı’nın da başarısız olması üzerine tekrar İstanbul’a dönmüş ve yeni bir sefer hazırlığına daha başlamıştı. Bu sefer bizzat kendisi ordunun başında bulunmamış yerine Doğu Orduları komutanı Kommenos’u göndermişti. Bir Selçuklu Meliki olan Erbasgan Bizans’a sığınmış, onu yakalamakla görevli Afşin Bey İstanbul’a kadar gelip Erbasgan’ı istemişti. Ancak ona karşı hiçbir şey yapılamamıştı. Kommenos komutanlığındaki bu seferde de bir netice alınamadı.


2d- Sultan Alp Arslan’ın Sefere Çıkışı

1070 yıllarında Sultan Alp Arslan’ı Fatımiler üzerine sevk edecek bazı gelişmeler yaşanmıştır. 1070 yılının Temmuz ayında sefere çıkılmıştı. Doğu Anadolu’nun anahtarı Malazgirt Kalesi Sultan Alp Arslan’ın eline geçmişti. Bizans için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Suriye’ye giderken ordusu ile Diyarbekir’e uğradı. O sırada Bizans’a karşı son müdafaa üssü olan bu müstahkem şehrin surlarını hayranlıkla seyretti ve İslâm’ı koruduğu için “Ellerini teberrüken hisarın taşlarına ve sonra da göğsüne sürdü”. Bu davranışın eski bir Türk geleneği olduğu belirtilir. Burada Nizamüddin sultan’a bağlılığını arz etti ve ona çiftçilerden topladığı yüz bin dinarı takdim etti. Sultan Alp Arslan “çiftçilerin parasına ihtiyacım yoktur.” diyerek onu geri çevirmişti. Sonra Nizamüddin bu meblağı kendi parasından karşılayarak Sultan’a arz etmiştir.

Oradan Halep’e doğru ilerledi. Fırat nehrini geçerken Sultan’ın imamı Buhara’lı kadı Ebu Ca’fer Muhammed: “Efendimiz! Nimetinden dolayı Allah’a hamd ederim. Zira, köleler müstesna, bu nehri gerek eski zamanlarda ve gerekse de İslam devrinde bir Türk padişahı olarak, ilk defa siz geçiyorsunuz” dedi. Sultan bütün beyler ve kumandanları toplayarak bu sözleri tekrarlattı ve kendisi de Allah’a şükretti. Bu hareket üzerine Şil-Fatimiler Suriye’den çekiliyor ve Mekke emiri de artık Fatımiler yerine hutbeyi Abbasi halifesi ve Türk sultanı adına okuyordu. O, Haleb’i muhasara etti; fakat İslam idealine bağlı bulunan Sultan “Rumlar karşısında bu hudud şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım” diyerek hücuma geçmeden teslim olmasını bekledi ve Diyarbekir surları önünde duyduğu dini duygularını bir kere daha belirtti.

Türk sultanı Suriye seferinden sonra Anadolu’ya dolan ve Bizanslılar tarafından takibe uğrayan Türkmenlere emin bir yurt sağlamak ve İslam’ın bu eski rakibi ile hesaplaşmak niyetinde iken Fatımilere karşı seferini ikmal etmeden dönmeye mecbur kaldı.

[6]- Selçuklu Devleti Haritası

2e- Malazgirt Zaferi’ne Doğru

Nihayet İmparator, Selçuklular’a darbe vurmak kararıyla 13 Mart 1071 günü büyük ordusuyla başkenti İstanbul’dan ayrıldı. İmparatorun gaye ve ümitleri o derece büyüktü ki, İslâm dininin ortaya çıkmasından önce Bizans’a ait olan Suriye, Filistin, Mısır’ı, hatta hiçbir zaman Bizans’a ait bulunmamış Irak ile İran’ı almayı tasarlıyordu. Bu ülkelere şimdiden Bizanslı umumi valiler bile atamıştı.

Diğer taraftan Sultan Alp-Arslan, Bizans’ın Doğu Anadolu’daki en önemli üslerinden biri olan Malazgirt kalesini almıştı. Malazgirt’ten Halep’e giderken. Afşin Bey den, Anadolu’daki belli başlı düşman üslerinin tahrip edildiği esas Bizans ordusu yenilirse Anadolu’nun Türklere açılacağını bildiren ünlü rapor geldi. Büyük Türk Hakanı Alp Arslan, bu raporu alır almaz, Bizans İmparatoru’nu karşılamak üzere Doğu Anadolu’ya yöneldi.

Bizans ordusu 200.000 kişiydi. Ordunun ağırlıkların 3.000 araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. Orduda bütün savaş vasıtaları, bu arada 1.200 kişi tarafından idare edilen ve devrinin en büyük silahı sayılan bir mancınık vardı. Bizans ordusu, Bizanslılardan başka Franklar Normanlar, Slavlar, Gürcüler, Abhazlar, Ermeniler, hatta Müslüman olmayan Peçenek ve Uzlar gibi Avrupalı Oğuz Türkleri’nden müteşekkildi. Bu bakımdan tek elden yönetilmeye elverişli değildi. İmparator da ünlü bir hanedandan gelmediği için yüksek otorite ve saygıyı sağlayamamıştı.

Alp Arslan Bizans ordusu ile Malazgirt civarında, az bir kuvvetle, karşılaşmak zorunda kaldı. Ordusunun kudretine mağrur olan imparator, karşısında az bir kuvvet olduğunu görünce, Alp Arslan’ın sulh teklifini gururla ve kabaca red etti. Çünkü imparator yalnız Anadolu’yu göçebelerin işgalinden kurtaracağına değil, İslam ülkelerini de zapt edeceğine inanıyor, Irak, Suriye, Horasan ve payitaht Rey valiliklerini de kumandanlarına vaad ediyor, camileri kilise yapacağını düşünüyor ve Alp Arslan’ın nerede teslim olacağını soruyor; Isfahan veya Hemedan’da kışlayacağını söylüyordu. Bu kaba muameleye dayanamayan Türk elçisi Sav-Tigin: “Hayvanlarınız orada kışlar; ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem.” tarzında çok ciddi ve mânalı bir mukabelede bulundu.


2f-MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ

Alp Arslan 24 Ağustos 1071 Çarşamba günü çok üzüldü, endişe duydu ve mukadder bir savaşa hazırlandı. Buharalı İmamı Ebû Ca’fer Muhammed: “Ey sultan! Sen Allah’ın başka dinlere zafer vaad eylediği İslâmiyet uğrunda cihad yapıyorsun. Bütün Müslümanlar mimberlerde sana dua eylediği Cuma günü savaşa giriş; ben Allah’ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.” diyerek bir keramet müjdesi verdi ve Alp Arslan’ın maneviyatını yükseltti. Gerçekten Halife, bu münasebetle, camilerde okunmak üzere şu ibarelerle başlayan güzel, tarihi bir dua ve hutbe metnini gönderdi: “Allahım! İslâm’ın sancaklarını yükseltmek için hayatını esirgemeyen mücâhidlerini yalnız bırakma. Alp Arslan’ı muzaffer kıl ve askerlerini meleklerinle te’yid eyle!”

İstanbul’dan gelen Bizans ordusu ile Halep’ten ilerleyen Türk ordusu, 26 Ağustos Cuma sabahı gün ışırken, 8 kilometre uzakta birbirlerini gördüler. Bulundukları yer, Van Gölü’nün 45 kilometre kadar kuzeyinde, Murat Suyu yakınlarında, deniz seviyesinden 1.500 metre yükseklikteydi. Yanı başlarında Malazgirt Kalesi yükseliyordu. Türk ordusu, 50.000 kişilik yalnız Müslüman Oğuz Türklerinden müteşekkil yekvücut bir kitleydi. Zayıf ve yorgun birlikleri Sultan Alp Arslan, savaş alanına getirmemiş, ya terhis etmiş veya veziri Nizamülmülk’le Hemedân’a göndermişti. Türk ordusunda hakana itaat ve saygı, mutlak mahiyetteydi. Anadolu’ya yaptıkları akınlarla pişmiş ve bu ülkeyi yurt edinmeyi kararlaştırmış olan Türkler, yurt kurma enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı.

Alp Arslan, ordusunu heyecanlandıran kısa ve veciz bir hitabede bulundu. Atından indi ve secdeye vardı: “Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım! Niyetim hâlistir, bana yardım et: sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” duası ile derin imanını belirtti. Sonra da askerlerine dönerek “Burada Allah’tan başka bir sultan yoktur, emir ve kader onun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya benden ayrılmakta muhayyersiniz.” dedi. Bu heyecanlı ve kararlı sözlerine karşı askerler bir ağızdan “Asla emrinden ayrılmayacağız.” mukabelesinde bulundular. Muharebenin neticesinden endişeli oldukları için de ağlaşarak vedalaştılar. Sultan beyazlar giyerek ve eski Türk usulüne göre atının kuyruğunu bağlayarak son hitabını yaptı: “Ey Askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra Melik Şah’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.” Bu sıralarda Bizans ordusundan ilahiler yükseliyor, rahipler askerleri takdis ediyorlardı. Türk ordusunda da hocalar, safları dolaşıp âyetler okuyorlardı.

Öğleyi 2 saat geçe savaş başladı. Daha ilk anda, Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Müslüman olmamış Avrupalı Oğuz Türklerinden Peçenek ve Uzlar, Bizans ordusundan ayrılarak soydaşlarına katıldılar. Alp Arslan’ın huzurunda yer öpen Peçenek ve Uz reisleri, Bizans ordusu hakkında çok değerli bilgiler de verdiler. Bu olay, Bizans ordusunda mânevî gücün sarsılmasına sebep oldu. Vuruşma, Türk atlılarının kitle hâlinde ok taarruzu ile başladı. Bizanslıların zulümlerine uğrayan Ermeniler de kaçtılar. Bizanslılar’ın yabancı oldukları Türklerin bozkır taktiği ve Alp Arslan’ın strateji dehası sonunda, karanlık bastığı zaman, savaş alanında muazzam Bizans ordusundan eser kalmamış, bizzat İmparator esir edilip Alp Arslan’ın huzuruna getirilmişti. Büyük Türk Hakanı, Roma İmparatoruna çok nazik muamele etti ve kendisine bir muahede imzalattıktan sonra salıverdi. Tarihin bu büyük zaferi ile Alp Arslan Türk, İslam ve hatta dünya tarihinde neticeleri çok büyük olan bir dönüm noktasının kahramanı oldu.

[7]- Malazgirt Zaferi

Bütün İslam ve Hıristiyan kaynaklarının ittifakına göre Türk Sultanı imparatora esir değil misafir ve han dost muamelesi yapmıştır, ki tafsilatı eski eserlerde verilmiştir. Sultan, rakibine “Ben bu duruma düşseydim bana ne yapardın?” sualine karşı “Düşmana yapılması gerekeni yapardım.” cevabını aldı. Bunun üzerine Alp Arslan, vakarlı ve samimi davranan İmparator’a “Ben burada muzaffer olursam sana iyi muamele yapacağıma dair Allah’a bir ahidde bulunmuştum. Allah iyilik düşünenlerin arzularını gerçekleştirir. Bu sebeple seni tahtına iade edeceğim.” dedi. Bütün çağdaş müellifler Sultan’ın bu büyüklüğünü hayranlıkla yazarlar. Tarihte ilk defa bir Bizans imparatorunun esir olması ile neticelenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da takdir edilmiş ve İslâm şehirlerinde zafer şenlikler yapılmıştır, birçok hükümdarlar ya bizzat veya elçileri vasıtasıyla Alp Arslan’ tebrik etmişlerdi.[7]


Malazgirt Zaferi’nin Akisleri

Bütün tarihçiler, Malazgirt’in dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olduğunda birleşmektedirler. Bu zafer, Anadolu’nun fethini ve Türkiye devletinin kurulmasını sağlamıştır. Türklerin tarih boyunca kazandıkları meydan muharebelerinin hiçbiri, istikballeri için bu derece tesirli olmamıştır.

1071 Malazgirt Zaferi’nden 3 yıl sonra Türkler Marmara’ya eriştiler. İznik başkent olmak üzere Türkiye devleti kuruldu. Anadolu’da Türkiye devletinin kurulması ve dünyanın en enerjik milletinin Küçük-Asya’yı ikinci bir anayurt haline getirmesi, Avrupa’yı dehşet içinde bıraktı. En büyük Hıristiyan devleti olan Bizans’ın da Türklerin eline geçeceğinden kimsenin şüphesi kalmadı. Hıristiyanlar, ne pahasına olursa olsun Türkler’in Rumeli’ne atlamalarına engel olmak, hatta onları Anadolu ve Akdeniz çevresinden de sürüp atmak istiyorlardı. Böyle bir hareketi ancak bütün Avrupa devletleri bir araya gelirlerse başarabilirlerdi. Papa, bu işe önayak oldu ve Bizans dahil bütün Hıristiyan devletlerini Türklere karşı birleştirdi. Bu suretle Türklere, Müslüman dininin savunulması görevi de düşüyordu.

Türk tarihinde Malazgirt’ten önemli tek olay varsa, o da İstanbul’un Fethi’dir. Dandanakan’da kazanılan zaferi Malazgirt tamamlamıştır, İstanbul taçlandırmıştır. Malazgirt’ten 3 yıl sonra ölümsüz Türkiye devleti kurulmuş ve Osmanoğulları çağında bir cihan imparatorluğu, tarihin gördüğü en muazzam siyasi teşekkül durumuna yükselmiştir. Alp-Arslan, Romanos Diogenes’le yapılan muahedeyi Bizans’ın tanımaması üzerine, müstakbel Anadolu Fâtihi ve Türkiye devletinin kurucusu olan kuzeni Kutalmışzade Süleyman Şâh’a, Ege’ye, Marmara’ya kadar Anadolu’nun açılmasını emretmiştir.


MALAZGİRT MARŞI

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma
Yeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah…Bismillah… Allahuekber
Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu
Ardında Oğuz'un ellibin tuğu
Andırır Altay'dan kopan bir çığı
Budur, Peygamberin övdüğü Türkler…
Ya Allah…Bismillah… Allahuekber
Türk, Ulu Tanrı'nın soylu gözdesi
Malazgirt Bizans'ın Türk'e secdesi
Bu ses insanlığa Hakk'ın müjdesi
Bu seste birleşir bütün yürekler…
Ya Allah…Bismillah… Allahuekber!..
Nağramızdır bu gün gök gürültüsü,
Kanımızdır bugün yerin örtüsü
Gazi atlarımın nal parıltısı
Kılıçlarımızdır çakan şimşekler…
Ya Allah…Bismillah… Allahuekber!..
Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,
Anadolu başlar, vatan olmaya…
Kızılelma'ya hey… Kızılelma'ya!!!
En güzel marşını vurmadan mehter
Ya Allah…Bismillah… Allahuekber

NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU


NAŞİR: HASAN ORHAN


YAZIDA KULLANILAN KAYNAKLAR

a- Ahmet Şimşirgil, Otağ III- Sultan Alparslan, Timaş Yayınları

b- Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, Ötüken Yayınları

c- Osman Turan – Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, Ötüken Yayınları

d- Mehmet Altay Köymen – Selçuklu Devri Türk Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi


DİPNOTLAR

[1] Selçuklular 426’da (1035) Horasan’a göçtüklerinde ilk yurt edindikleri yerlerden biri de Serahs ve çevresi oldu. Gazneliler’in onları bu topraklardan atmak maksadıyla yaptıkları savaşlardan biri 429 (1038) yılında Serahs yakınlarındaki Talhâb yöresinde meydana geldi. Bu savaşın Selçuklular’ın zaferiyle sonuçlanması ile Gazneliler, Horasan’da güçlerini kaybettiler. Kazanılan zaferin ardından eski Türk devlet geleneğine göre yapılan taksimatta Tuğrul Bey Nîşâbur’a, Çağrı Bey Merv’e, Mûsâ Yabgu Serahs’a sahip oluyordu. Türk tarihinin çok önemli bir dönüm noktası olan Dandanakan Savaşı da (431/1040) Serahs-Merv arasında bulunan susuz çöl alanında cereyan etti. Gazneliler ile yapılan bu savaştan sonra Büyük Selçuklu Devleti hukuken kuruldu ve Serahs yeni kurulan bu devletin sınırları içinde kaldı. Arslan Argun’un 1095’te diğer Horasan şehirleri gibi Serahs Kalesi’ni de yıktırdığı bilinmekle beraber şehrin Selçuklu döneminde tamamıyla bir Türk şehri karakterinde gelişme gösterdiği tahmin edilmektedir.https://islamansiklopedisi.org.tr/serahs

[2] Selçuklular, s. 56, 61-62.

[3] Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor. [Nahl Suresi 90.Ayet Meali.] https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nahl-suresi/1991/90-ayet-tefsiri

[4] Ravendi, s. 99.

[5] İbn’ül Esir, IX. 180; Ibn ül-Cevzi VIII, 113, 116, 233; Sibt ibn ül-Cevzi, Köprülü No 1157, s. 102a; Bar Hebraeus, s. 203-204.

[6] Seyhun Nehri.

[7] Selçuklular tarihindeki Alp Arslan bahsi hülasa edilmiştir.[Osman Turan]


RESİMLER İÇİN KAYNAKÇA

[1] Ahmet Şimşirgil, Otağ III- Sultan Alparslan, Timaş Yayınları, sf.29

[2]- https://www.cnnturk.com/yasam/dandanakan-savasi-sonuclari-ve-nedenleri-dandanakan-savasi-kimler-arasinda-yapildi-kisaca-onemi-nelerdir

[3]- https://islamansiklopedisi.org.tr/baba-tahir-i-uryan

[4]- https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/tugrul-kulesi-ihtisamiyla-caglara-meydan-okuyor/662254

[5]- https://yedikita.com.tr/abbasi-sarayinin-ilk-selcuklu-gelini/

[6]- Türk Dünyası Kültür Atlası, Selçuklu Dönemi, Sf.42

[7]- https://www.yenisafak.com/hayat/agustosta-yazilir-3391972


ŞİİRLER İÇİN KAYNAKÇA

a- Bu Vatan Kimin Şiiri: http://www.aciksoz.com.tr/orhan-saik-gokyay-ve-bu-vatan-kimin-siiri-makale,484.html

b- Malazgirt Marşı: https://www.antoloji.com/malazgirt-marsi-siiri/


Yorum bırakın