Ömer Nasuhi Bilmen, fıkıh ve tefsir âlimidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Diyanet İşleri Başkanıdır. 1883 yılında Erzurum’un Salasar köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmed Efendi, annesi Muhîbe Hanım’dır. 12 Ekim 1971’de İstanbul’da vefat eden Ömer Nasuhi Bilmen, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne defnedildi. Ve böylece bir ilim güneşi daha batmıştı. Ömer Nasuhi Bilmen İstanbul müftülüğüne tayin edildiği tarihten itibaren vefat edinceye kadar gerek ilmî ve ahlâkî otoritesi, gerekse samimi dindarlığı ve tevazuu ile dini konularda Türkiye’de Müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştu. İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatle temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştı.
Ömer Nasuhi Bilmen, fıkıh[1] ve tefsir âlimidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Diyanet İşleri Başkanıdır. 1883 yılında Erzurum’un Salasar köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmed Efendi, annesi Muhîbe Hanım’dır. 12 Ekim 1971’de İstanbul’da vefat eden Ömer Nasuhi Bilmen, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne defnedildi. Ve böylece bir ilim güneşi daha batmıştı.

1. BÖLÜM: İLİM TAHSİLİ
Küçük yaşta iken babasının vefatı üzerine, Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve nakîbüleşraf[2] kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmi Efendi’nin himayesinde yetişti.
Amcasından ve Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’den ders okumuştur.
İki hocası da yakın aralıklarla vefat edince İstanbul’a gitti. (1908)
Fatih Dersiâm[3]larından Tokat’lı Şâkir Efendi’nin derslerine devam edip icazet aldı. (1909)
Ders Vekâleti’nce açılan imtihanı kazanarak Dersiâmlık şehâdetnâmesi aldı. (1912)
Bu arada okumakta olduğu Medresetü’l-Kudât’ı[4] da “Aliyyülala” derecesiyle bitirdi. (1913)
Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen, Türkçe ile birlikte üç dilde şiir yazabilen Ömer Nasuhi Bilmen bir ara Fransızca’ya da merak sarmış ve bu dili de tercüme yapacak kadar öğrenmişti.
2. BÖLÜM: VAZİFELERİ

1912 Eylül’de Beyazıt dersiâmı olarak göreve başladı.
Bir yıl sonra Başmülâzımlığa terfi edip Ağustos 1915’te Hey’et-i Te’lifiyye üyesi oldu.
1916 yılında Dârülhilâfe Medresesi Kısm-ı Alî fıkıh müderrisliğine başladı.
1922 yılında Meclis-i Tedkikat-ı Şer’iyye üyeliğine nakledildi ve aynı yıl bu dairenin kaldırılması üzerine dersiamlığa devam etti.
1923’te Sahn Medresesi kelâm müderrisi oldu; fakat bu medrese de bir yıl sonra kapatıldı.
14 Şubat 1926’da İstanbul Müftülüğü müsevvidliğine getirildi.
16 Haziran 1943’te İstanbul müftülüğüne getirildi.
30 Haziran 1960 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına tayin edildi ve henüz bir yılını doldurmadan 6 Nisan 1961’de emekliye ayrıldı.
Uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik hizmetinde de bulunan Ömer Nasuhi Bilmen, Dârüşşafaka Lisesi’nde yirmi yıla yakın bir süre ahlâk ve yurttaşlık dersleri okuttu. İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda ve Yüksek İslâm Enstitüsü’nde usûl-i fıkıh ve kelâm dersleri verdi. Hayatının sonuna kadar ilmi çalışmalarını sürdürdü ve sekiz ciltlik tefsir eserini emekli olduktan sonra yazdı.
3. BÖLÜM: KİŞİLİĞİ VE ZİHNİYETİ
Ömer Nasuhi Bilmen İstanbul müftülüğüne tayin edildiği tarihten itibaren vefat edinceye kadar gerek ilmî ve ahlâkî otoritesi, gerekse samimi dindarlığı ve tevazuu ile dini konularda Türkiye’de Müslüman halkın başlıca güven kaynağı olmuştu. İnançta, ibadet ve ahlâkta Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatle temsil ettiği için herkesin saygı ve sevgisini kazanmıştı. Şüphesiz bunda yaşadığı sürece aktif politikanın dışında kalmasının da önemli rolü vardır. (bkz. Bölüm sonundaki siyaset hakkındaki görüleri). Aslında Diyanet İşleri reisliğinden 10 ay gibi çok kısa bir süre içinde ayrılmasının gerçek sebebi, o günkü yönetimin Türkçe ezan ve benzeri konularda Ömer Nasuhi Bilmen’i kendi politik amaçlarına alet etmeye kalkışmasıdır.
Çünkü 1960 ihtilâliyle Türkiye’de yeni bir devir başlamış oluyordu. Cumhuriyetin her devrinde olduğu gibi ihtilâlden sonra da Diyanet İşleri Başkanlığı için yine Ömer Nasuhi Bilmen akla gelmiş ve devrin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından bu görevi kabul için rica ve ısrar edilmişti. O güne kadar daima bu görevi reddeden bu zatın bu sefer kabulü çok manalıydı. O günün havası içerisinde eğer zayıf mizaçlı bir kimse bu göreve getirilseydi Türkiye’de çok şeyler değişirdi. Ezanın Türkçe okunmasından Kur’ân-ı Kerîm’ in Türkçe okunmasına kadar değişik cereyanlar o günlerin yaygın sloganı idi.
Yine ne gariptir ki Türkiye’de dinle uzaktan yakından ilişkisi olmayan kimselerin dini tadil için gösterdikleri gayret şayanı hayrettir.
Evet, işte o günün şartlarında bu görevi kabul etmekle Türkiye’de birçok değişikliği önlemeyi başardı ve bir müddet sonra da vazifesini yapmış bir insanın huzuru içinde emekliliğini isteyerek kendisini daha fazla çalışmaya ve son büyük eseri olan Kur’an-ı Kerîm Tefsîri’ni yazmaya adadı.

Ömer Nasuhi Bilmen de selefleri gibi dinî meseleler söz konusu olunca asla taviz vermeyen bir yapıya sahipti. Nitekim o yıllarda dinde reform imajını Türkiye’nin gündeminde tutmak için büyük çaba gösteren çevrelere karşı, “Bozulmayan bir dinde reform mu olur ?” diyor ve İslâm’ın ortaya koyduğu iman, ahlâk ve hukuk ilkelerinin orijinalliğini, evrenselliğini kendinden beklenen liyakat ve cesaretle savunuyordu.
Ömer Nasuhi Bilmen, okumayı yazmayı sevdiği kadar insanlarla sohbetten o nisbette zevk alırdı. Hiçbir gün misafiri eksik olmaz, her misafirinin mesleği ve kişiliği ile mütenasip sohbet ederdi. Çok sabırlıydı. Kendisine en ters gelen konularda dahi karşısındakini sabırla sonuna kadar dinler ve en yumuşak şekilde onu iknaya ve doğru yolu göstermeye çalışırdı.
Yürümeyi, camileri dolaşmayı ve kabristanları ziyareti severdi. Eski arkadaşlarının birer birer ahirete intikali onu fazlasıyla müteessir eder, gözyaşı dökerdi.
Son derece sağlam bir bünyeye sahipti. Diyanet İşleri başkanlığı döneminde ilerlemiş yaşına rağmen merdivenleri çok hızlı çıkmasına dikkat eden arkadaşları:”Aman Hoca Efendi nazar değecek biraz yavaş çıkın.” dediklerini şaka olarak anlatırdı. Büyük ilim dehasının yanı sıra çok nüktedan bir mizaca sahipti.
4. BÖLÜM: ESERLERİ
Ömer Nasuhi Bilmen, eski dersiâmlardan Cumhuriyet döneminde telifle meşgul olan birkaç âlimden biridir. Kendisi Erzurum ağzı ile konuştuğu halde eserlerinde kullandığı üslûp ağdalı fakat mükemmel denecek kadar sağlamdır. Gençlik döneminde yazdığı Türkçe ve Farsça şiirlerinde de duygu, düşünce ve ölçü açısından oldukça başarılıdır.
Klasik fıkıh geleneğinin son temsilcilerinden biri olan Bilmen, fıkıh eserlerinin telifinde çağdaş hukuk sistematiğini kullanmamış, başta Hanefi mezhebi olmak üzere, klasik fıkıh külliyatında mevcut bilgileri aslına sadık kalarak ve kendi özgün konu tertibi içinde nakletmeyi tercih etmiştir. Fıkhın insan ve toplum yaşamı için en uygun hükümleri barındırdığına inanan Bilmen, fıkhî hükümleri nakletmekle yetinmemiş, aynı zamanda bu hükümlerin amaçlarını ve hikmetlerini (hikmet-i teşri’ – esbab-ı mucibe – roma hukukunda ratio legis) zikretmeye de özen göstermiştir. Eserlerinde sık sık halkın menfaati ve maslahatı, toplumsal hayatın düzeni ve istikrarı, insanın şeref ve haysiyetinin korunması, ahlakın yüceltilmesi, adaletin sağlanması gibi İslâm’ın temel ilke, hedef ve gayelerine vurguda bulunmuştur.
Beş yıl süreyle bulunduğu Hey’et-i Te’lifiyye üyeliği Ömer Nasuhi Bilmen’e tam bir hukuk formasyonu kazandırmıştır. Burada derleyip tanzim ettiği malzemeyi Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu adlı eserinde değerlendirdi. Onun Türkiye çapında tanınmasını sağlayan diğer önemli bir eseri de Büyük İslâm İlmihali’dir.
Hayatının büyük bir kısmını telifle geçiren ve temel İslâmî ilimler alanında çok sayıda eser veren Ömer Nasuhi Bilmen’in başlıca eserleri şunlardır:

1 – Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu: Mezhepler arası mukayeseli(karşılaştırmalı) sistematik bir İslâm Hukuku kitabı olup Latin harflerinin kabulünden sonra Türkiye’de İslâm Hukuku sahasında kaleme alınmış ilk ve en muhtevalı eserdir. İlk olarak 1949-1952 arasında 6 cilt halinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından bastırılmıştır. Daha sonra 8 cilt olarak baskıları yapılmıştır. Eserin ilk cildinde fıkıh usulünün terminolojisine ve temel konularına yer verilmiş; ayrıca Osmanlı’nın son döneminde Hanefî mezhebinden derlenen hükümlerin bir araya getirilmesiyle hazırlanan ilk medenî kanun niteliğindeki Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’deki küllî kaideler ve diğer fıkıh kaideleri şerhedilmiştir. Bunun yanı sıra sahabe döneminden başlamak üzere sonraki dönemlerde yaşamış birçok fakihin hayatları hakkında bilgiler de yer almıştır. Mecelle’nin düzenlediği bütün meseleleri içeren eser, dolaylı olarak bir Mecelle şerhi işlevi de görmektedir. Şer’i hükümlerin hikmet ve felsefelerine ve onlarla ulaşılması istenilen gayelere yönelik açıklamalar içermesi de esere özgünlük katan önemli bir husustur. Her bölümün girişinde konuyla ilgili temel fıkıh terimlerinin tariflerine yer verilmesi kitaba Türkçe bir fıkıh sözlüğü niteliği de kazandırmaktadır. Eser, bütün bu özelliklerinin yanı sıra müellifinin fıkıh bilgisine ve geleneğe bağlılığına duyulan güven sebebiyle Türkiye’de fıkıh alanında çalışan her araştırmacının başvuru kaynağı haline gelmiştir.

2 – Büyük İslâm İlmihali: İnanç, ahlak, ibadetler ve gündelik yaşayışla ilgili her Müslüman için gerekli olan temel dinî bilgileri içeren ilmihal türünde bir eserdir. İbadetle ilgili hususlara geniş yer verilen ilmihalde halkın günlük hayatta ihtiyaç duyduğu(fıkıh kitaplarında “Kerâhiyyet ve İstihsan” başlığı altında ele alınan) yeme, içme, giyim ve alışverişle ilgili dinî hükümler açıklanmıştır. Eserin son kısmı İslâm ahlâkına ve siyere ayrılmıştır. İlk olarak 1947 yılında Latin harfleriyle basılan ve bugüne kadar rekor seviyede baskısı yapılan eser, Türkiye’de uzun yıllar Müslüman toplumun temel dinî bilgilerle ilgili Türkçe kaynak ihtiyacın karşılayarak çok önemli bir boşluğu doldurmuştur. Bugün de çok sayıdaki Türkçe ilmihal kitabı arasında önemli bir yere sahiptir.
3 – Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri (1963-1966): Bu eser Türkiye’de harf devrimi sonrasında yayımlanan ikinci Türkçe tefsir çalışmasıdır.(İlk çalışma Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın 1935-1939 yılları arasında yayımlanan Hak Dini Kur’ân Dili adlı tefsiridir.) Ömer Nasuhi Bilmen bu kitabı emekli olduktan sonra kaleme almıştır(1963-1966). Eserde önce sûreler ve muhtevaları hakkında kısa bilgi verildikten sonra âyetlerin meali yer almakta, ardından her âyetin sade bir üslûpla izah ve tefsiri yapılmaktadır.
4 – Büyük Tefsir Tarihi (1955-1961): İki kısımdan oluşan eserin birinci kısmı usul-ü tefsire, ikinci kısmı ise tefsir tarihine ayrılmıştır. Tefsir tarihi bölümünde önce “mümtaz tabaka” olarak adlandırdığı sahabîler hakkında, sonra da vefat tarihlerine göre 14 tabakaya ayırdığı diğer müfessirler hakkında bilgi verilmektedir. 2. Cildin sonunda 663 tefsir kitabıyla bunların müelliflerini ihtiva eden alfabetik bir liste vardır. Bunu kırk altı tefsire ait ek bir liste takip etmekte, daha sonra da Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili çeşitli ilimlere dair 489 kitabı ve bunların müelliflerini kapsayan bir liste yer almaktadır.
5 – Kur’ân-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler (1947)
6 – Sûre-i Fethin Türkçe Tefsiri, İ’tilâ-yı İslâm ile İstanbul Tarihçesi
7 – Hikmet Goncaları (1963): 500 hadisin tercüme ve izahını ihtiva etmektedir.
8 – Muvazzah İlm-i Kelâm (1955): Genel bir girişle altı bölüm ve sonuç kısmından oluşan ve yeni İlm-i kelâm çığırında yazılmış olan eserde temel itikadî ve kelâmî konular yanında İslâm inançlarına ters düşen bazı modern felsefî akmlar da tenkit edilmiştir.
9 – Mülehhas İlm-i Tevhid, Akaid-i İslâmiyye
10 – Yüksek İslâm Ahlâkı
11 – Dini Bilgiler: Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çeşitli görevler için yapılan imtihanlara girecek kimseler için sorulu cevaplı olarak hazırlanmış bir eser olup tefsir, hadis, kelâm, usûl-ü fıkıh, vakıf, ferâiz ve siyer konularını ele almaktadır.
12 – Ashab-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikatları: Bu kıymetli eserinde Hz. Muaviye (r.a.) hakkındaki suallere de cevaplar bulunmaktadır.
13 – Dînî ve Felsefî Ahlak Lûgatçesi
Beyanülhak, Sırat- ı Müstakim ve Sebi’lürreşad mecmualarında çeşitli makaleleri yayımlanan Ömer Nasuhi Bilmen’in ayrıca gençlik yıllarında Farsça olarak yazıp Türkçe’ye çevirdiği Nüzhetü’l-ervah (İstanbul 1968) adlı bir divançesiyle 1322’de (1904) yazdığı İki Şükufe-i Taaşşuk bir romanı da vardır.
Ömer Nasuhi Bilmen’in siyaset hakkındaki bazı görüşleri
| Etme siyasetle sakın iştigal | Sakın siyasetle meşgul olma |
| Berk-i siyasetle yanar perr-ü bal | Siyaset şimşeğiyle kol kanat yanar |
| Ehl-i siyaset olmaz her kişi | Herkes siyaset ehli olamaz |
| Ehline terk etmelidir her işi | Her işi ehline terk etmelidir |
| Verme halel birliğine ümmetin | Ümmetin birliğine bozukluk verme |
| Nef’ine sa’y eyle bütün milletin | Bütün milletin menfaatine gayret eyle |
| Kendi işinle yürü kıl iştigal | Daima kendi işinle meşgul ol |
| Görmesin âlem seni şuride hâl… | Millet seni perişan hâlde görmesin |
DİPNOTLAR
[1] Fıkıh: Istılahi(terim) olarak İslâm Hukuku manasındadır. Kelime anlamı olarak derin ve ince anlayış demektir. Mecelle’ye göre “İlm-i fıkıh mesâ’il-i şer’iyye-i ameliyyeyi bilmektir.” Yani İnsanlar arasındaki ilişkilerle ilgili olarak dinî hükümleri ayrıntılı delilleriyle bilmek demektir.
[2] Nakîbüleşraf (Kaymakamı): Seyyid ve şeriflerle ilgili işlere bakan yetkili. Nakîbüleşraf kaymakamı da, taşrada bulunan Nakîbüleşraflara denilir.
[3] Dersiâm: Medreselerde öğrencilere, camilerde halka açık ders verme yetkisine sahip müderris için kullanılan unvan.
[4] Medresetü’l – Kudât: Şer‘î mahkemelere hâkim yetiştirmek üzere şeyhülislâmlığa bağlı olarak kurulan hukuk medresesi.
[5] Müsevvid (ayrıca bkz.Kâtip): Devlet dairelerinde çeşitli işlerin yerine getirilmesiyle görevli memur.
[6] Mülâzemet: İlmiye mesleği adaylarının meslekî stajları ve görev bekleme süreleri için kullanılan terim. Mülâzım kelimesi de bu kişiler için kullanılır.(Stajyer, aday anlamında)
[7] Telhis: Sözlükte “özetlemek, hulâsa çıkarmak” anlamına gelen telhîs kelimesi Osmanlı bürokrasisinde sadrazamın padişaha türlü meselelerle ilgili yolladığı tezkere veya arzın resmî adıdır.
[8] Mümeyyizlik: Bir dâirede kâtiplerin yazılarını ve evrâkı inceleyip tashih eden memur.(Metindeki anlamı bu şekildedir.)
KAYNAKÇA
Derleyenin Notu: Bu yazı yazılırken Prof. Dr.Rahmi YARAN’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki yazısı başta olmak üzere çeşitli kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu çalışma bir telif değil araştırmadır. Ayrıca “istanbul.diyanet.gov.tr” adresinden de Ömer Nasuhi BİLMEN ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
1)DİA(TDV İslâm Ansiklopedisi) – Prof. Dr. Rahmi YARAN => https://islamansiklopedisi.org.tr/bilmen-omer-nasuhi
2)TDV Temel İslâm Ansiklopedisi
3)Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, Çelik Yayınevi, İstanbul 2016, s. 11-14
4) Kubbealtı Lugati, http://www.lugatim.com/s/mümeyyiz
5) Osmanlıca Ansiklopedik Lugat Programı
RESİMLER İÇİN KAYNAKÇA
1)https://istanbul.diyanet.gov.tr/sayfalar/contentdetail.aspxContentId=103&MenuCategory=Kurumsal
2)https://tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Nasuhi_Bilmen
4)https://1000kitap.com/kitap/hukuk-i-islamiyye-ve-istilahat-i-fikhiyye-kamusu–162265
5)https://www.dostkitap.com/buyuk-islam-ilmihali
