TARİH

TARİHİN IŞIĞINDA ORHUN ABİDELERİ VE TÜRKLER


Geçmiş yıllar boyunca milletler, sürekli bir yerden bir yere göç etmişlerdir. Gerek coğrafi gerek siyasi gerekse iklimsel tesirler veyahut değişik birçok nedenle göç etmek zorunda kalmışlardır. Göç deyince tabii ki tarihte Türklerin ayrı bir yeri vardır. Asya’nın doğusundan; Hindistan’a, Hazar üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya, İran üzerinden Anadolu’ya hatta Kuzey Afrika’ya kadar birden fazla bölgeye hareket etmişler, gittikleri her yerde bir devlet kurmuşlar ve bu devletler bulundukları bölgelerde, tüm dünyada ses getirecek icraatlerde bulunmuşlardır. Peki kurulan bu devletlerin köklerinde yatan temel zihniyet nereden gelmektedir? Özellikle Türklere hasredilen, istiklâline düşkünlük, göçebelik ve askeri ustalık gibi hasletler nereye dayanmaktadır? İlk Türk Devleti hangi bölgelerde ve nasıl kurulmuştu? Oradaki hayat tarzları nasıldı?

[1]- Türklerin Göç Şeması.

   “Türk” adında kurulan ilk devlet, günümüzde Moğolistan sınırları içerisinde bulunan Ötüken ve Orhun Nehri kıyılarında teşkilatlanmıştır. Türk adını devlet ismi olarak ilk bu bölgede görüyoruz. Bu devlet Köktürk namı ile anılmaktadır. Onlar kendilerine Türk devleti diyorlar, yabancı kaynaklarda da bu şekilde zikrediliyor. Ancak Orhun Abidelerinde sıkça Türk ismi geçmesine rağmen sadece 2 yerde Gök/Kök Türk ifadesi geçmektedir. (Buradaki fark k/g sesi değişiminden kaynaklanmaktadır.) Buradan hareketle onları Gök/Kök Türkler olarak anmak adet haline gelmiştir. Biz de yazımızda hem sonraki Türk, Türk-İslam Devletleri’nin beslendiği devlet modelinin bir numunesi olarak hem de ilk “Türk” adını kullanan ilk devlet olduğu için Köktürk Devleti’ni inceleyeceğiz. Türklerin kökü oldukları için ‘’Kök’’ ifadesini kullanacağız.

[2]- Orhun Abideleri’nde Türk kelimesi.

  Köktürkler, tarih sahnesine 552 yılında bağlı bulundukları Juan-Juan’ları bir baskınla mağlup ederek çıkmışlardır. Ötüken merkez olmak üzere doğuda asıl Hakan Bumin Kağan, batıda ise kardeşi İstemi Yabgu idareyi eline almıştır. 553-572 yılları arasında Mukan Kağan döneminde Büyük Okyanus’tan Hazar’a kadar uzanan bir coğrafyaya hakim oldular. Bu dönem için Çin kaynaklarında ‘’Çin seddinin dışındaki bütün kavimler ona itaat etmişti.’’ ifadesi geçmektedir. Gerek Çin entrikaları gerek iç savaşlar dolayısıyla  630 yılında I. Köktürk Devleti yıkılmıştır. Türkler ise  680’e kadar Çin esareti altında kalmıştır.

[3]- I.Köktürk Devleti Haritası.

II. Köktürk Devleti’nin kurulmasına kadar geçen 50 senelik “Fetret Dönemi”nde çeşitli ayaklanmalar olmuş ancak bunlardan en mühimi ise 639 yılında olan Prens Kürşad’ın ayaklanması olmuştur. 639 yılında Köktürk Hanedanından Prens Kürşad (Chie-Shih-Shuai) 39 arkadaşı ile yaptıkları keşifler sonucunda Çin İmparatoru’nun bazı geceler şehirde dolaştığını tespit etmişler ve aralarında anlaşarak imparatoru yakalayıp kaçırmak üzere anlaşmışlardı. Ancak kaçıracakları  gece ansızın kopan fırtına imparatorun dışarı çıkmasına mani olmuştur. Kürşad ve 39 arkadaşı istiklalleri uğruna canlarından vazgeçerek planın akamete uğramaması için derhal sarayı bastılar. İmparatora çok yaklaşsalar da takviye edilen muhafız birlikleri durumu güçleştirdi. Saraydan geri çekilmeye başladılar. Saray ahırlarından atlara binerek Vey Irmağı’na çekildiler. Fırtına dolayısıyla ırmak taşmış ve köprüler yıkılmıştı, Kürşad ve 39 arkadaşı canhıraş savaşarak can vermişlerdir.

679 yılında Kutluk Şad tarafından Çin İmparatoru’na karşı başlatılan ihtilâl kıvılcımı 682 yılında muvaffakiyet ile sonuçlandı. II.KökTürk Devleti’ni kurdu ve İlteriş Kağan unvanını aldı. 691 yılında vefat edince kardeşi Kapgan Kağan başa geçti. Kapgan da vefat edince yerine oğlu İnel geçti, ancak İlteriş Kağan’ın oğlu Kül Tigin ayaklandı ve tahta ağabeyi Bilge Kağan geçti. Yapılan ihtilal sırasında devlet adamlarından çoğu öldürülmüş sadece tecrübeli devlet adamı ve Bilge Kağan’ın kayınpederi olan Tonyukuk’a dokunulmamış, kendisine vezirlik görevi verilmiştir.

Tonyukuk hem Kutluk Kağan hem Kapgan Kağan hem de Bilge Kağan döneminde yaşamış ve birçok olaya şahit olmuş ve bunlardan tecrübeler edinmişti. Bu derin tecrübelerini yeri geldiğinde Bilge Kağan’a da aktarmıştır. Bir defasında Bilge Kağan, Çin’de olduğu gibi şehirler kurmayı ve etrafını surlarla çevirmeyi planlamıştır. Ancak Tonyukuk buna karşı çıkmıştır. Tonyukuk’a göre, Türkler Çinlilere nazaran sayıca ekseriyet arz etmiyorlardı ve milli hususiyetleri gereği kapalı kalelerde yaşayamazlardı. Türkler otlu ve sulu yerlerde yaşamaya alışmışlardı. Böylece savaşçı millet olma özelliği kazanmışlardı. Kuvvetli olduğu vakitlerde ordu gönderip galip gelirler, zayıf olduğu vakitlerde ise bozkırlara çekilirlerdi. Kale içinde muhasara altına alındıkları takdirde kalabalık Çinliler, Türkleri çepeçevre kuşatır ve ülkeyi kolayca istila ederlerdi. Bilge Kağan’ın diğer bir düşüncesi ise Budizm’i ülkede yaymaktı. Ancak Tonyukuk bu görüşe de karşı çıkarak bu dinin Türklerin savaşçılık hususiyetlerini yitirmesine sebep olacağını söyledi. Bilge Kağan derin tecrübelere sahip Tonyukuk’u dinledi ve her iki kararından da vazgeçti.

[4]- II.Köktürk Devleti Haritası.

   İşte bu kısa tarihi girizgahtan sonra, bu yazımızda ele alacağımız şahısların Türk tarihine yaptıkları mühim bir katkı olan Orhun Abidelerini ele alacağız.

   II.Kök Türk Devleti döneminde, Bilge Kağan zamanında Orhun Nehri civarında üç büyük kitabe dikilmiştir; öyle ki muhtevaları ve haiz oldukları tarihi ehemmiyetten ötürü kitabe olarak değil abide olarak anılması adet olmuştur. Bu abidelerden Cuveyni, Tarih-i Cihangüşa adlı eserinde, Orhun harfleri ile yazılı kitabelerden XII. asırda bahsetmiştir. Abidelerin bulunup ilim dünyasına ulaşması ise şu şekilde olmuştur: 1709 yılında Poltava muharebesinde esir düşen İsveçli Subay Philipp Johan von Tabbert (Strahlenberg) Ruslar tarafından Sibirya’ya sürülmüş, 13 sene boyunca gezdiği yerlerde incelemelerde bulunmuştur. 1722’de vatanına dönüp 1730’da tetkiklerini yayımlamıştır. Bu taşların daha sonra Yenisey Kitabeleri olduğu anlaşılmıştır. Bu olay ilim dünyasının ilgisini o bölgeye celbetmiştir. 1889 yılında Yadrintsev sonradan Bilge Kağan ve Kül Tigin’e ait olduğu anlaşılan iki kitabeyi bulmuştur.1890 yılında Fin, 1891 yılında ise Radloff riyasetinde Rus heyeti bölgeye gitmiştir. Dönüşlerinde burada edindikleri bilgileri ve fotoğrafları neşrederek ilim dünyasına sunmuşlardır. Nihayet 1893 yılında Danimarkalı Vilhelm Thomsen yazıyı çözmeye muvaffak oldu. Abidelerde sıkça zikredilen ‘’Tengri’’,’’Türk’’, ’’Kül Tigin’’ kelimelerini çözerek bütün yazıyı çözmüştür.

İlk dikilen abide Tonyukuk tarafından 720-725 yılında dikilmiştir. İki taş halindedir. Tonyukuk, İlteriş (Kutluk) Kağanın II.Kök Türk Devleti’ni kurmasına iştirak eden ve Bilge Kağan dönemine kadar yaşamış derin tecrübeye sahip bir devlet adamıdır.

[5]- Tonyukuk Abidesi.

Kül Tigin Abidesi, 732 yılında abisi Bilge Kağan tarafından 731 yılında Kül Tiginin ölmesi üzerine yeğeni Yollug Tigin’e diktirilmiştir.

[6]- Kül Tigin Heykelinin Başı.

Bilge Kağan Abidesi, 735 yılında oğlu tarafından 734 yılında Bilge Kağan’ın ölmesi üzerine Yollug Tigin’e diktirilmiştir.

[7]- Orhun Abideleri

ORHUN ABİDELERİNDEN KESİTLER

Kül Tigin Abidesi

Güney Yüzü

(4.Satır)…Bunca yere kadar yürüdüm Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile

(5.Satır) anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı söze, ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yakınlaştırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.

(6.Satır) İyi bilgili insanı , iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesi, milleti ,akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, ipek kumaşına aldanıp çok çok öldün Türk milleti, öldün. Türk milleti öleceksin! Güneyde Çogan ormanına ,Tögültün

(7.Satır) ovasına konayım dersen Türk milleti öleceksin. Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş. Uzak ise kötü mal , yakın ise iyi mal verir deyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan öldün.

(8.Satır) O yere doğru gidersen , Türk milleti öleceksin. Ötüken yerinde oturup kervan , kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun

(9.Satır) için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orada mahvoldun, yok edildin. Orda geri kalanında her yere hep zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için , kendim devletli olduğum için, kağan oturdum.

(10.Satır) Kağan oturup aç milleti fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım, az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı ? Türk beyleri, milleti, bunu işitin!

Kuzey Yüzü

(10.Satır) Kül Tigin olmasa hep ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar, insan oğlu hep ölmek için türemiş.

(11.Satır) Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak deyip düşünceye daldım. Yasçı , ağlayıcı olarak Kıtay, Tatabı milletinden başta

(12.Satır) Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. On binlik hazine , altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi.

(13.Satır) On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar, Oğuz Bilge mühürdar geldi. Kırgız kağanından Tarduş İnançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitabe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi.

Kuzeydoğu Yüzü

(1.Satır) Kül Tigin koyun yılında on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci günde yas töreni tertib ettik. Türbesini, resimini, kitabe taşını maymun yılında yedinci ay yirmi yedinci günde hep bitirdik. Kül Tigin kendisi kırk yedi yaşında bulut çöktürdü. Bunca resimciyi Tuygut vali getirdi.

[8]- Orhun Abideleri’nden Bir Kesit

Güneydoğu Yüzü

(1.Satır) Bunca yazıyı yazan Kül Tigin yeğeni Yollug Tigin yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep Yollug Tigin yazdım. Değerli oğlunuzdan, evladınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz. Gökteki hayat gibi…


Bilge Kağan Abidesi

Doğu Yüzü

(3.Satır)İnsan oğlunun üzerinde ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutuvermiş, düzene sokuvermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tabi kılmış. Başlıyla baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırgan ormanına kadar batıda demir kapıya kadar kondurm

(4.Satır) İkisi arasında pek teşkilatsız Kök Türkü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili Kağan imiş, cesur kağan imiş, buyruğu bilgili imiş tabii. Cesur imiş tabii. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için öylece tutmuş tabii. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş.

(5.Satır) Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Purum(Bizans), Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Tatabı bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş.

(6.Satır) Ondan sonra bilgisiz kağan oturmuştur. Kötü kağan oturmuştur. Buyruğu da bilgisizmiş tabi, kötü imiş tabi. Beyleri milleti ahenksiz olduğu için aldatıcı olduğu için. Çin milleti hilekar ve sahtekar olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için

(7.Satır) bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış. Kağan yaptığını kağanını kaybetmiş. Çin milletine beylik erkek evladını kul kıldı, hanımlık kız evladını cariye kıldı. Türk milleti Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak Çin kağanına itaat etti

(8.Satır) elli yıl işi gücü vermiş… Çin kağanına ilini , töresini vermiş. Türk halkı şöyle demiş; İlli millet idim ilim hani, kime ili kazanıyorum der imiş.

(9.Satır) Kağanlı millet idim kağanım hani , ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. Öyle deyip Çin kağanına düşman olmuş. Kendisini tanzim ve tertib edemediğinden yine tabi olmuş.

(10.Satır) Türk Tanrısı mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye millet olsun diye, babam İlteriş kağanı annem İlbilge hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır.

(13.Satır) Yedi defa ordu sevk etmiş. Yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizleştirmiş, kağanlıyı kağansızlaştırmış, düşmanı tabi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili töreyi kazanıp uçup gitmiş.

(14.Satır) Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı.

(15.Satır) On dört yaşında Tarduş milletine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil nehre Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Toplam yirmi beş defa ordu sevk ettik.

[9]- Orhun Abideleri’nden Bir Kesit (Bilge Kağan Yazıtı’ndan)

(16.Satır) Türgiş kağanı Türküm, milletim idi. Bilmediği için bize karşı yanlış hareket ettiği , ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruğu, beyleri de öldü.

(18.Satır) Türk milletini öyle kondurduk öyle düzene soktuk . O zamanda kul kullu , cariye cariyeli olmuştu, küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış öyle düzene sokulmuş ilimiz töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit; Üstte gök basmasa, altta yer delinmese Türk Milletini, ilini , töreni kim bozabilecekti ?

(19.Satır) Türk milleti vazgeç, pişman ol. Disiplinsizliğinden dolayı beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline kendin hata ettin, kötü hale soktun. Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi ? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi ? Mukaddes Ötüken ormanının milleti gittin. Doğuya giden gittin

(20.Satır) Batıya giden gittin. Gittiğin yerde kanın nehir gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı… O bilmemenden dolayı kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam kağanı

(21.Satır) annem hatunu yükselten Tanrı il veren Tanrı, kendimi kağan oturttu tabi. Varlıklı zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız dışta elbisesiz, düşkün, perişan millet üzerine oturdum .

(22.Satır) Babamızın amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile iki şad ile öle yite yazdım.

(23.Satır) Tanrı buyurduğu için devletim kısmetim var olduğu için ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım.

(24.Satır) Az milleti çok kıldım. Değerli illiden değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tabi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti.

Güney Yüzü

(9.Satır) Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum.

(10.Satır) Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı onuncu ay yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay yirmi yedide yas töreni yaptırdım.

Kuzey Yüzü

(1.Satır) Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Özellikle küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, buyruk beyleri, Otuz Tatar, Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle:

(2.Satır) Doğuda gün doğusuna , güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabiidir. Bunca milleti hep düzene soktum.

(10.Satır) Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için

(11.Satır) gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde…batıda…Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu…

(12.Satır) mavi sincabını Türküme, milletime kazanıverdim, düzenleyiverdim…kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli… Türk beylerini, milletini

(13.Satır)… besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! Benim Türk beylerim, Türk milletim; bu kağanından, bu beylerinden… suyundan ayrılmazsan, Türk milleti,

(14.Satır) …kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın… Ondan sonra Çin Kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum…

Güneybatı Yüzü

(1.Satır) Bilge Kağan kitabesini Yollug Tigin yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı…Kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim.


Tonyukuk Abidesi

1.Taş Batı Yüzü

(1.Satır) Bilge Tonyukuk ben kendim Çin ilinde kılındım. Türk milleti Çin’e tabi idi.

(2.Satır) Türk milleti hanını bulmayıp Çin’den ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp Çine tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim

 (3.Satır) hanını bırakıp teslim oldun. Teslim olduğun için Tanrı öldürmüştür. Türk milleti öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk sir milleti yerinde

(4.Satır) boy kalmadı.

2.Taş Batı Yüzü

(3.Satır) Niye kaçıyoruz?

(4.Satır) Çok diye niye korkuyoruz? Az diye ne kendimizi hor görelim ?

(5.Satır) Tanrı lütfettiği için, çok diye

(6.Satır) korkmadık, savaştık.

Doğu Yüzü

(4.Satır) Türk milleti arasında silahlı düşmanı koşturmadım, damgalı atı koşturmadım. İlteriş Kağan kazanmasa,

(5.Satır) ve ben kendim kazanmasam. İl de millet de yok olacaktı. Kazandığı için ve kendim kazandığım için

(6.Satır) il de il oldu, millet de millet oldu. Kendim ihtiyar oldum kocaldım. Her hangi bir yerdeki kağanlı millete

(7.Satır) böylesi var olsa, ne sıkıntısı mevcut olacakmış? Türk Bilge Kağanı ilinde

(8.Satır) yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.

Kuzey Yüzü

(1.Satır) İlteriş Kağan kazanmasa yok olsa idi, ben kendim Bilge Tonyukuk  kazanmasam ben yok olsa idim.

(2.Satır) Kapgan Kağanın Türk sir milletinin yerinde boy da millet de insan da hep yok olacaktı.

(4.Satır) Türk Bilge Kağanı Türk sir milletini, Oğuz milletini besleyip oturuyor.


Atalarımızın yaşadıklarından bizlere verdikleri öğütleri, ne zorluklarla devlet kurduklarını, Orhun Abideleri’nden seçerek yazıma aktarmaya çalıştım. Elbette abidelerdeki bütün yazıya yer vermedim; bazı cepheler, satırlar, cümleleri atladım. İşte Türk Milleti, asırlar evvel devletsizliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu tatmış ve acı bir şekilde tecrübe etmişti. İşte bu olaylardan edindiği tecrübelerden iktisaben, Türk milleti daima devlet kurmayı ve kimsenin boyunduruğu altında olmamayı, bağımsız yaşamayı kendisine şiar edindi. Misal; 545 yılında Çin İmparatoru daha devlet kurulmadan elçi göndermişti. Bunun üzerine Türkler çok sevinmiş ve ‘’Şimdi büyük ülkenin elçisi geldi, bundan dolayı bizim ülkemiz yükselecektir.’’ demişlerdi. Buradan anlıyoruz ki bağımsız bir devlet muamelesi görmek ve siyaseten tanınmak daha devleti kurmadan onları çok heyecanlandırmıştı. Bu sebeple Köktürk Devleti Türk tarihi açısından mühim bir yere sahiptir. Temel devlet modelimizi oluşturmuşlardır ve daha sonra kurulan Uygurlara, Karahanlılara, Gaznelilere, Selçuklulara, Osmanlılara ve Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere diğer nice Türk devletlerine bağımsızlık duygusunu aşılamışlardır. Her şeyden evvel milleti için ne kadar uğraştıklarını, daima milletini düşündüklerini bizlere gösterdiler. Öyle ki Çinliler Tonyukuk’u bilge ve stratejist olarak, Kül Tigin’i başarılı bir komutan olarak ve Bilge Kağan’ı bilge, barış yanlısı biri olarak görmüşlerdir. Tecrübelerini edebi bir üslup ile bengü taşlara kazıyarak bizlere, gelecek nesillere aktardılar. Türk Milleti’nin ne kadar derin bir geçmişe sahip olduğunu şu misalden de anlayabiliriz. Daha o devirde Avrupa milletleri ve dilleri yeni yeni teşekkül ederken, atalarımız Büyük Okyanus’tan Hazar’a kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan büyük bir devlet kurmuş ve kendi öz dilleri ile kitabe yazmışlardır. 200 yıllık Köktürk Devleti tarihi Türk tarihini anlamak için mütalaa ve tetkik edilmesi gereken ilk alandır. Köktürk devletini anlamadan Selçuklu’yu Osmanlı’yı anlamak oldukça zordur; zira kurulan bu devletlerin manevi temelleri Köktürk Devleti’ne kadar dayanmaktadır. Türklerdeki istiklâl hasletinin nereden geldiği  bu bilgiler ışığında daha kolay anlaşılmaktadır.

Yazımı Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, aynı hissiyatla yazdığı İstiklâl Marşı’nın şu mısraları ile bitirmek istiyorum:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!


YAZAR: ENES EROL


İSTİFADE EDİLEN KAYNAKLAR

[1]- Prof.Dr. Ahmet Taşağıl, Bilge Kağan’ın Vasiyeti, 5.baskı, Bilge Yayınevi.

[2]- Prof.Dr Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, 56.baskı, Boğaziçi Yayınları.

[3]- Prof.Dr Ekrem Buğra Ekinci, Asya’dan Avrupa’ya Türkler, Arı Sanat Yayınevi, Sayfa 36-38.

[4]- Cansu Canan Özgen, Türklerin Serüveni, Kronik Kitap, Sayfa 13-40.

[5]- Cansu Canan Özgen, Türklerin Büyükleri, Kronik Kitap, Sayfa 13-30.

[6]- Okan Yeşilot-Bihter Gürışık Köksal, Türk Tarihinde Liderler, Yeditepe Yayınevi, Sayfa 109-123.


Yorum bırakın