TARİH

MOĞOL DEVLETİNİN ORTAYA ÇIKIŞI, BAĞDAT’IN İŞGALİ VE ABBASİLER DEVLETİ’NİN SONU-4


Cengiz Han, 1226’da Tangutlar ülkesi üzerine sefere çıkmıştı. Ancak yurduna dönerken yolda hastalandı. Oğullarını çağırtarak onlara vasiyetini yaptı. Kendisinden sonra Ögedey’in kağan olmasını istedi. Yasa işlerini Çağatay’a havale etti. Ordularının idaresini ise küçük oğlu Tuluy’a verdi. Aynı yıl Tangut’un başşehrine bir sefer düzenledi. Ancak sefer sırasında tekrar hastalandı ve Ağustos 1227’de öldü. Cengiz Han’ın Cuci, Çağatay, Ögedey ve Tuli adlı dört oğlu ile beş kızı dünyaya gelmiştir. Ölümünden sonra ülke oğulları arasında taksim edildi. Eski Türk geleneklerine göre ülke topraklarından bazı parçalar hükümdar ailesinin fertlerine daha iyi bir yönetim sağlamak amacıyla “yurt” olarak verilirdi.


Bismillahirrahmanirrahim. (بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ)


YAZI DİZİMİZİN İÇİNDEKİLER

1-MOĞOLLARIN ORTAYA ÇIKIŞI

2-MOĞOLLARIN HAREZMŞAH MUHAMMED İLE MÜCADELELERİ VE ORTA ASYA İSTİLASI

3-MOĞOLLARIN KAFKASYA, GÜRCİSTAN VE RUSYA ÜZERİNE SEFERLERİ

4 CELALEDDİN HAREZMŞAH

5-CENGİZ HAN’IN ÖLÜMÜNDEN SONRA MOĞOLLAR VE BAĞDAT İŞGALİNE GİDEN SÜREÇ


CENGİZ HAN’IN ÖLÜMÜ VE ÖLÜMÜNÜNDEN SONRA MOĞOLLAR

Cengiz Han, 1226’da Tangutlar ülkesi üzerine sefere çıkmıştı. Ancak yurduna dönerken yolda hastalandı. Oğullarını çağırtarak onlara vasiyetini yaptı. Kendisinden sonra Ögedey’in kağan olmasını istedi. Yasa işlerini Çağatay’a havale etti. Ordularının idaresini ise küçük oğlu Tuluy’a verdi. Aynı yıl Tangut’un başşehrine bir sefer düzenledi. Ancak sefer sırasında tekrar hastalandı ve Ağustos 1227’de öldü.

Cengiz Han’ın Cuci, Çağatay, Ögedey ve Tuli adlı dört oğlu ile beş kızı dünyaya gelmiştir. Ölümünden sonra ülke oğulları arasında taksim edildi. Eski Türk geleneklerine göre ülke topraklarından bazı parçalar hükümdar ailesinin fertlerine daha iyi bir yönetim sağlamak amacıyla “yurt” olarak verilirdi.[1]

[1]- Moğol İmparatorluğu.

Harezm ülkesinin zaptından sonra, Cengiz Han en büyük oğlu oğlu Cuci’ye, Hârizm ülkesinin bir bölümü de dahil olmak üzere ele geçirdiği Batı Sibirya bölgesini vererek, onu bölgeye idareci olarak göndermişti. Cuci Han kendisine bırakılan toprakları 1222-1227 yılları arasında idare ettikten sonra 1227[2]’de bir kaza sonucu Cengiz Han’dan altı ay önce öldü.[3] Cuci’nin yerine oğlu Batu Han geçmiştir.[4] Batu Han daha sonra kurulacak olan, Altın Orda Hanlığı’nın kurucusu olacaktır.[5]

[2] Batu Han.
[3]- Cuci Han’ın Mezarı.

Cengiz Han ikinci oğlu Çağatay’a doğuda Uygur ülkesinden başlayarak, batıda Buhara ve Semerkand’da dahil, Ceyhun’a kadar olan bölgeleri vermişti. O da bu bölgelerde kendi adıyla anılan bir devlet kurdu. Çağatay babasının sağlığında, Yasa yani Cengiz Han’ın derlediği milli hukuku en iyi bilen, en büyük yetki sahibi olan kişiydi. Kanunların uygulanmasında ve sertlik, acımasızlıkta babasının yolundan gidiyordu. Eli altında bulunan memleketlerin nüfusunun çoğunluğu Müslüman ahaliden oluşuyordu. Buradaki Müslümanlara özel olarak zulmediyordu. Öyle ki Müslümanların akarsuya girmelerini bile yasaklamıştı. Yaptığı zulümler sebebi ile Buhara’da Mahmud Tarabi ayaklanması çıktı. 1238 yılında çıkan bu ayaklanmada 10.000 Moğol askeri öldürüldü. Çağatay Han bu isyanı kanlı bir şekilde bastırıp Buhara’yı yerle bir etti. Çağatay Han farklı rivayetlere göre 1241 veya 1242 yıllarında ölmüş ve yerine torunu Kara Hülagü geçmiştir. Kendisini tedavi eden doktorlar efendilerini yaşatamadıkları için Moğol töresince idam edildi.[6]

Üçüncü oğlu Ögedey, Cengiz’in sağlığında veliaht tayin edilmiş olup, 1229 yılında Moğol liderlerinin katıldığı kurultayda büyük han seçildi.[7] Cengiz Han oğlu Ögedey 13 seneden beri hanlık mesnedinde[8] oturduktan sonra 1241[9] senesinde öldü. Moğollar’ın âdeti olduğu üzere bir han ölünce çocuklarından ve yakınlarından biri hükümetin başına geçinceye kadar devlet en büyük oğlunun annesinin idaresine verilirdi. Bundan dolayı Ögedey ölünce hükümeti karısı ve Güyük Han’ın annesi Töregene Hatun’a verildi. Dört sene kadar Cengiz Devleti’ni Töregene Hatun idare etti. Sonra oğlu Güyük 1246 senesinde tahta çıktı. Bir sene sonra o da vefat etti. Hükümet Mengü’nün annesi ve Tuli’nin zevcesi olan Sarkus adındaki kadına verildi. Dört sene kadar adaletle memleketi idare etti. Sonra Karakurum Sahrasında bütün devlet büyükleri ile Moğol kumandanları toplanarak görüştüler ve hepsinin oyu ile Tuli’nin oğlu Mengü’yü tahta çıkardılar.[10]

[4]- Ögedey Han.

Cengiz Han, en küçük oğlu Tuli’yi çok sevdiğinden onu yanından ayırmazdı. Bütün hazinelerini ona verdi ve imparatorluğun merkezini teşkil eden Moğolistan da ona verdi.[11] Bunun oğulları Mengü Han ile Kubilay Han, Ögedey’den sonraki iki nesil içinde büyük hanlığı onlardan almayı başardılar.[12]

[5]- Tuli Han.

Tarihçi Cüveyni Moğol İstilası hakkında şu cümleleri kullanmıştır: “Geldiler, talan ettiler, yaktılar öldürdüler, köle ettiler ve gittiler.”[13]


İLHANLILAR’A DOĞRU

Başka bir yazımda Selçuklu Devleti’ne daha ayrıntılı bir şekilde değineceğimden burada sadece meselemizi izah edecek noktalara temas edip geçmeyi uygun görüyorum. Büyük Selçuklu Devlet’i hükümdarı Melik Şah’tan sonra, Kirman, Suriye, Irak, Anadolu Selçukluları gibi şube[14]lere ayrılmıştı. Ancak bunlardan tek ayakta kalabilen Anadolu Selçukluları olmuştu. 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun fethine Selçuklu Hanedanı’ndan Kutalmış Bey’in oğulları tayin edildi. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Anadolu’da Üsküdar’a kadar geldi ve İznik’i hükûmet merkezi yaparak Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdu.[15] Ondan sonra gelenler Anadolu kıtasını ele geçirerek devleti genişletmişler ve hudutları Antakya ve Harput’tan, Bursa ve Konstantaniyye Boğazı’na; Akdeniz kıyılarından Erzurum’a kadar uzanmıştı. Hele Alaaddin Keykubat zamanında pek çok kuvvet bulmuştu. Fakat Alaaddin’in oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in gençliği ve tecrübesizliği dolayısı ile devlet işleri karışıklığa yüz tuttu.

[6]- Alaaddin Keykubat.

Daha sonra ipleri eline almak istediyse de o sırada Babailer İsyanı patlak verdi.[16] XIII. Asırda yaşanan Moğol İstilası’da, İran, Horasan, Maveraünnehr taraflarında yaşayan çoğunluğu Türk asıllı Müslümanların çoğunun Anadolu’ya gelmesine vesile oldu. Bu kafilelerin içinde şeyhler ve alimlerde vardı. Hatta Mevlâna Celaleddin-i Rumi de onlardan birisidir. Babası ile beraber Anadolu’ya hicret etmişlerdir. Daha sonra birçok alim onun etrafında toplanmışlardır. İşte o meşhur zatlarla birlikte birçok müridi ile birlikte Baba İlyas Horasani’de gelmiş ve Amasya taraflarında yerleşmişlerdi. Onun müridlerine Babailer derler.[17] Babailer gittikçe çoğaldı ve içlerine başı bozuklar taifesi doluşmaya başladı. 1240[18] senesi içinde Amasya ve Tokat taraflarına saldırdılar. Ve buraları ele geçirdiler. Gıyaseddin Keyhüsrev bu işi öğrenince sessiz sedasız ansızın Babailer’i bastı ve ileri gelenlerini astı. Etrafındakiler de dağıldı.[19]

[7]- 2.Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemine Ait Para.

Gıyaseddin bu gaileyi başından attıktan sonra memleketin idaresine nizam vermeye çalışıyordu. 1242[20] senesinde Moğollar’ın batı ordusu kumandanı Curmagun Noyan’ın görevlendirdiği Baycu Noyan 1242 yılının sonlarında Erzurum’u zaptederek ahalisini kılıçtan geçirdi ve baharda Anadolu’ya tekrar saldırmak üzere Mugan’a döndü.[21] Bunun üzerine Gıyaseddin hemen askerini topladı. Halep’ten de yardım için asker alarak, Moğollar’a karşı gitti. 1243[22] senesi içinde muharebeye girişti. Askeri sayı üstünlüğü Gıyaseddin’de olmasına rağmen savaşta mağlup oldu. Moğollar bundan sonra Kayseri’yi talan ettiler. Amasya kadısı Moğollar ile anlaşma yoluna gitti. Vergiye bağlandılar. Daha sonra Anadolu İlhanlılar’a bağlanacak ve Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarlarının “Sultan” unvanından başka bir güçleri kalmayacaktı.


HÜLAGU HAN’IN VAZİFELENDİRİLMESİ

Moğol Büyük Hanı Mengü (Möngke) 1253 yılında kurultay kararı ile kardeşi Hülâgû’yu İran, Irak, Suriye, Mısır, Kafkasya ve Anadolu’yu ele geçirip buraları kendisine tâbi bir “ilhan” (il+han “bölge hükümdarı”) olarak idare etmek üzere görevlendirdi. Bu suretle başşehri Tebriz olmak üzere İran’da kurulan (1256) devlet, Hülâgû’nun taşıdığı ilhan unvanına nisbeten İlhanlılar adıyla anılmıştır.

İncelediğimiz kitapta ise Mengü Han’ın ayrılırken Hülagu: “Hükümdarlar sana karşı gelmezlerse onlara tecavüz etme, hususiyle Abbasi Halife’si sana sevgi gösterir ise onu da incitme, fakat baş kaldırır ise, Cengiz Han kanunu gereğince lazım geleni yap.” dediği yazmaktadır.


HÜLAGÜ HAN’IN MÜLHİDLER(BATINİLER) DEVLETİNE SON VERMESİ

Hülagu 1253[23] senesi içinde Semerkand’a geldi. Etraftaki hükümdarlar ona hediyeler vererek güler yüz gösterdiler. Sonra Hülagu Harkan’a gelince Bâtınilerin hükümdarı olan Rükneddin Haverşah’ı ordusuna çağırdı. Haverşah yerine veziri Nasuriddin Tusi’yi hediyelerle gönderdi. Hülagu ise kılıcını önce Bâtıniler üzerinde denedi. Hülagu, Nasuriddin ‘in ilmine hürmet ederek yanına aldı. İstediklerine izin verdi. Bunun üzerine Rukneddin gidip Hülagu ile görüştü o da onu kardeşi Mengü Han’ın yanına gönderdi. Maveraünnehr’e gelince Mengü Han tarafından gelen emirle Rükneddin idam edildi ve silsileleri son buldu. Sadece Suriye tarafında bir kısım Bâtıni kalmıştır.[24]

[8]- Hülagü’nun Alamut Kalesi Kuşatması.

Bâtıniler Devleti’ni Hasan Sabbah kurmuştur. Hasan Sabbah “Kur’an’ın dış manası olduğu gibi iç manası ve onun da daha iç manası ve gidebildiği kadar içten içe manası vardır. Bakılacak olan mana iç manasıdır.” diyerek rivayete ve dirayete sığmayan teviller ile Kur’an-ı Kerimi tefsir ediyor, haramları helal yapıyor ve bu suretle birçok halkı yoldan çıkarıyordu. Hükümet merkezi Alamut kalesi olup sonradan Kuhistan’ı da ele geçirmişti. Ona bağlı olan müritlerle bu kalelerde saklanır, ara sıra çıkışlar yapar, yol keser halkı soyar ve içlerindeki birtakım fedai grupları hükümdarları ve alimlerden bazı kimseleri ansızın hançerleyip öldürüverirlerdi.[25] İslam Devletleri’nin aleyhine faaliyetlerde bulunarak ve İslam düşmanları ile iş birliği yaparak İslam Devletleri’nin zayıflamasına ve İslam dinine verilen birçok zarara sebep olmuşlardı.


HÜLAGÜ HAN’IN BAĞDAT İŞGALİ

[9]- Abbasiler Devleti Haritası.

5 Aralık 1242 tarihinde Abbasi Halifesi Müstansır vefat etmişti. Askerini pek güzel tazim etmişti. Huffaci diye bilinen çok cesur bir kardeşi vardı. Lakin devlet büyükleri avuçlarının içine alabilecekleri bir halife aradıklarından Müstansır’ın oğlu Abdullah’ı Halifelik tahtına geçirdiler ve Müsta’sım Billah lakabı verdiler. Müsta’sım da uysal ve fikren zayıf olduğundan gösterdikleri yoldan yürüdü. Mal biriktirerek nefsinin isteklerini yerine getirmeye çalıştı ve Hilafet unvanı ile yetindi. O da babası gibi Sünni mezhebindendi.

[10]- Müsta’sım Billah Dönemine Ait Para.

Müsta’sım her işini veziri Alkami oğluna vermişti. Halbuki Alkami de idare işinde başlı başına iş göremiyordu. Çünkü Müsta’sım’ın Devaddar ve Şarabî gibi bazı sözü geçen nazırları devlet işine karıştıkları için hükümetin işlerinin kimin elinde olduğu belirsiz olmuştu. Bağdat o zaman çok bakımlı zengin bir haldeydi. Ancak Bağdat’ı besleyen civar köyler ve şehirler haraba yüz tutmuştu. Alkami “Irak şehirleri harab oluyor.” dedikçe Müsta’sım ehemmiyet vermezdi. Alkami oğlu bilgili, alim ve tedbirli bir adamdı. Ancak Rafızî olduğundan Abbasi Halifeliğine sâdık değildi.

Bağdat’ta ara sıra Sünniler ve Şiiler arasında şiddetli kavgalar çıkınca aralarını sulh sureti ile bulurlar ve hadiseleri geçiştirirlerdi. 1256 senesinde Sünniler ile Şiiler arasında fitne çıkınca Müsta’sım’ın oğlu Ebubekir ve Devâtdâr[26] Mücâhidüddin Aybek’in emirleri ile devlet askeri usul ve adet dışında Şiilerin mahallesi olan Kerh’i yakıp yıktılar ve ırza geçmek gibi kötülüklere cesaret ettiler. Alkami oğlu mutlak idare elinde olduğu halde usulü ile bir şey yapamadı. Kendi mezhebine bağlı olan kimseler hakkında öyle misli görülmemiş bir zulüm yapılmasından dolayı çok canı sıkılmış ve Abbasi Halifeliğine kin bağlamış, bu Halifeliği ortadan kaldırarak yerine bir Alevi imamlığı kurmak ve kendisi Irak’ta Hülagu’nun kaymakamı olmak fikrine düşmüş, Irak’ı almaları için Moğolları teşvike başlamıştır. Müsta’sım ise gaflet içerisindeydi. Babası Müstansır Moğollara güler yüz göstererek memleketi onların şerrinden korurdu. Muhafaza için asker sayılarını arttırmıştı. Ancak Müsta’sım zamanında mevcut asker fazladır diye koruyucu askerin sayısı indirilmiş, onların masraflarına karşılık olsun diye vergi arttırılmıştır. Ahali bundan çok sıkıldı ve dağıldı. Abbasi Devlet’i karışık bir vaziyet içerisine düştü.

Hülagu ise Rey, İsfahan, Horasan ve Anadolu’yu ele geçirerek Irak hududuna saldırmakta idi. Bâtınilerin işini bitirdikten sonra Irak’a dönüp Hemedan’dan Müsta’sım’a bir mektupla iki elçi gönderdi. Mektubunda: “Bizimle dostluktan dem vuruyorsun, halbuki bazı yardımlarınız için muhabbetnameler gönderip asker istediğimiz zaman göndermiyorsun. İşiniz sözünüze uymuyor.” yazıyordu.

[11]- Bağdat’ın Moğollar Tarafından Yağmalanmasını Gösteren Bir Minyatür.

1257[27] senesi içinde Hülagu ordusu ile Bağdat’a yürüdü. Karşısına çıkan Bağdat süvarisini bozdu ilerlemeye devam etti. Hülagu gelip Bağdat’ı sardı. Neft ateşleri ve mancınıklar ile şehri sıkıştırmaya başladı. Bağdat’ın kuşatılması 40-50 gün kadar sürdü. Hiçbir taraftan imdat gelmedi. Mevcut asker de müdafaadan aciz kaldı.

Bunun üzerine Alkami’nin oğlu “Ben gidip sulhe bir çare bulayım.” diyerek Hülagu’nun yanına gitti. Kendisi için aman aldıktan sonra dönüp Müsta’sım’a: “Hülagu Anadolu hükümdarını tahtında bıraktığı gibi sizi de makamınızda bırakacak ve kızını oğlunuz Ebubekir’e verecek. Size de düşen ecdadınız ve Selçuklu sultanı gibi davranmaktır. O zaman Müslümanların kanını korumuş olursunuz. Sonra bildiğiniz gibi hareket edersiniz.” demiştir. Halife bu söz üzerine Hülagu’nun yanına gitti. Moğollar 27 Ocak 1258[28] günü Halife’ye işkence yaparak öldürdüler. Sonra Bağdat’a girdiler ve 40 gün kadar şehri yağma ettiler.[29]

Müsta’sım Hülagu ordusuna giderken makamın yüksekliğinin ve mertebesinin alameti olan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hırkası ile asasını da beraber almıştı. Öldürüldükten sonra ikisi de yakılarak Hülagu’nun emri ile külleri Dicle nehrine atılmıştır.[30]

Bağdat’ın İşgalinde, 400 bin Müslümanın öldüğü söylenir.[31]


Yazı dizimizi böylece tamamlamış olduk.

Okuyucularıma Selam ve Hürmetlerimle…!


NAŞİR: HASAN ORHAN


DİPNOTLAR

[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/cengiz-han

[2] Hicri 624. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[3] https://islamansiklopedisi.org.tr/batu-han

[4] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.31

[5] Cuci Han’ın ölümünden sonra, Batu ile ağabeyi Orda, babalarının yerine geçme konusunda anlaşamadılar. Batu büyük olduğu için Orda’nın, Orda ise daha kabiliyetli olduğu için kardeşi Batu’nun başa geçmesini istiyordu. Birbirleri lehine tahttan feragat eden kardeşler meselenin çözümü için dedeleri Cengiz Han’a başvurdular. Torunlarına iltifat ve ihsanlarda bulunan Cengiz Han Batu’ya “Sayın Han”, Orda’ya da “İçen Han” lakaplarını verdi. Cuci ulusunu Türkler’deki ikili idare sistemine göre yeniden düzenledi. Doğu Deştikıpçak’ı Orda Han’ın, Batı Deştikıpçak ile İdil boyunu Batu Han’ın yönetimine verdi. Orda Han’ı Batu Han’a tâbi kıldı. Cengiz Han hâkimiyet alâmeti olarak Batu Han için “altın busagalı ak orda” (altın aksamlı ak otağ) kurdurdu. Bundan dolayı Batu Han soyundan gelenlere Ak Orda veya Altın Orda hânedanı denildi. Diğer torunu Orda için de “gümüş busagalı gök orda” (gümüş aksamlı gök otağ) kurdurduğundan dolayı bunun soyundan gelenlere de Gök Orda Hânedanı denildi. Batu Han soyundan gelenler Cuci ulusunun ve ailesinin başkanı olmakta devam ettikleri gibi Gök Orda Hânedanı da bunların üstün hâkimiyetlerini tanımak suretiyle varlıklarını sürdürdüler. https://islamansiklopedisi.org.tr/batu-han

[6] Ahmet Şimşirgil, Otağ II- Emir Timur, Timaş Yayınları, sf.36-37

[7] Ahmet Şimşirgil, Otağ II- Emir Timur, Timaş Yayınları, sf.36

[8] Mevki, makam.

[9] Hicri 639. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[10] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.81-82

[11] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.32

[12] https://islamansiklopedisi.org.tr/cengiz-han

[13] Ahmet Şimşirgil, Otağ II- Emir Timur, Timaş Yayınları, sf.34

[14] Burada “Şube” kelimesini kol manasında kullanıyoruz.

[15] Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku: Adalet ve Mülk, Arı Sanat 6.Baskı, Ekim 2019, sf.80

[16] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.84

[17] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.82

[18] Hicri 637. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[19] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.83

[20] Hicri 640. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[21] https://islamansiklopedisi.org.tr/kosedag-savasi

[22] Hicri 641. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[23] Hicri 651. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[24] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.83

[25] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.83

[26] Arapça devât (divit) ile Farsça dâr (tutan) kelimelerinden meydana gelmiş olup düvâdâr, devâdâr, devîdâr, düveydâr ve divitdâr şeklinde kullanılmıştır. Bazı İslâm devletlerinde başlangıçta hükümdarın divit takımından sorumlu olan devâtdâr, daha sonraki dönemlerde siyasî ve askerî açıdan çok çeşitli ve önemli vazifeler üstlenmiştir. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1074032

[27] Hicri 655. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[28] 20 Muharrem 656 Hicri. https://www.ttk.gov.tr/tarih-cevirme-kilavuzu/

[29] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.94

[30] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.95

[31] Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, hazırlayan. Mahir İZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı, Aralık 1985, Cilt 3-Kısım II, sf.94


RESİMLER İÇİN KAYNAKÇA

[1]-https://www.kariyerdersleri.com/nedir/mogol-cengiz-imparatorlugu.aspx

[2]-https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=33194768

[3]- http://atalarmirasi.org/tr/333-cuci-han-t%C3%BCrbesi

[4]-https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=3630034

[5]-https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=29761563

[6]-https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=12360106

[7]-https://islamansiklopedisi.org.tr/keyhusrev-ii

[8]-https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=19749954

[9]-Nahide Bozkurt, Abbasiler, -göz.geç. 5.Bs.- Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2018,

[10]-https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=9343230

[11]-https://islamansiklopedisi.org.tr/bagdat


Yorum bırakın